
Bu değerli makaleler, operaya dair genel bilgi ya da derinlemesine analiz isteyen siz okurlarımızın faydalanabilmesi için hazırlandı. Bir opera literatürü oluşturmak için çıktığımız bu yolda değerli giriş makaleleri ile sizlere bu klasikleri tanıtmaktan mutluluk duyuyoruz…
SİNOPSİS
Sahne 1
Muhafız gücünün komutanı olan Narraboth, saraydaki festival ziyafetine gelmiştir ve Prenses Salome’nin güzelliğine hayran kalmıştır, gözlerini ondan alamaz. Kral Hirodes Antipa’nın hizmetkârı onunla konuşur ve kadına olan takıntısından kurtulmasını tavsiye eder. Hem asil ve soylu kadınların tehlikeli olabileceğini, hem de saray kadınlarını izlemenin bir beyefendiye yakışmadığını söyler.
Az sonra ziyafet salonunun altında, Salome’nin üvey babası ve Yahudiye eyaletinin idarecisi olan Kral Hirodes’in kuyuya hapsettiği Jochanaan (Vaftizci Yahya)’ın sesi duyulur. Jochanaan, yeni ve son peygamber olarak yeryüzüne İsa’nın geldiğini, kurtarıcı olduğunu avazı çıkasıya bağırarak ilan etmektedir. Fakat devlet idarecileri onun sözlerini anlamazlar.

Sahne 2
Salome, üvey babasının kendisine şehvetle bakmasından rahatsızdır. Salondan çıkıp terasa geçer. Fakat Jochanaan’ın sesi ilgisini çekmiştir. Jochanaan, hem Salome’nin öz annesi hem de üvey babası hakkında korkunç gerçekler haykırmaktadır: Herodias, Salome’nin babasını kardeşine öldürtmüş, sonra da kocasının katili ile evlenmiştir.
Kral Hirodes insanların bu kuyuya yanaşmasını yasaklamıştır fakat Salome bu yasağı çiğnemeye kararlıdır: Komutan Narraboth’tan yardım alacaktır. Dil dökerek Narraboth’u ikna eder ve Jochanaan’ın hapsedildiği kuyudan çıkarılmasını sağlar. Ardından cilveli tavrıyla Jochanaan’a yaklaşır.
Sahne 3
Jochanaan âdeta Salome’yi büyülemiştir. Ona sözler verir, aşktan bahseder; adamın görünüşünü, saçlarını ve dudaklarını öven şarkılar söyler. Jochanaan Salome’yi çekici bulmak şurada dursun, kıza ters davranır. Ancak bu Salome’yi yıldırmaz, bilakis adama olan ilgisi artar. Adam kuyuya tekrar gönderilmeden önce onunla birlikte olmayı arzulamaktadır.
Sahne 4
Ziyafettekiler de salondan terasa geçerler. Kral Hirodes, Salome’den kendisi için dans etmesini ister. Salome başta dans etmek istemez fakat daha sonra bu durumu fırsata çevirir. Bir şart ile dans etmeyi kabul eder: Kral Hirodes için dans ederse, ondan ne isterse istesin kendisine vereceğine dair söz vermesini ister. Kral Hirodes bu şartı kabul eder. Böylelikle Salome “Yedi Peçe Dansı”nı yapar.
Kral Hirodes danstan memnun kalır ve Salome’nin dileğini yerine getirecektir. Baştan çıkarıcı tavırlarına rağmen Jochanaan’dan olumlu yanıt alamayan Salome, ondan intikam almak istemektedir. Bu sebeple, Kral Hirodes’ten Jochanaan’ın kesik başının kendisine gümüş bir tepside getirilmesini ister. Kral Hirodes bu istekten hiç hoşlanmaz, Salome’ye bundan vazgeçmesi için yalvarır fakat nafiledir. Biraz sonra Jochanaan’ın kesik başı gümüş bir tepside Salome’ye sunulur. Salome kesik başı ellerinin arasında tutar; Jochanaan hâlâ çekicidir gözünde. İçindeki şehveti söndürmek için kesik başın dudaklarına bir öpücük kondurur.
Kral Hirodes, Salome’nin bu hareketinden tiksinir ve muhafızlarına Salome’yi öldürmelerini emreder. Salome, askerlerin kalkanlarının altında kalır.
ÖNSÖZ
STRAUSS’A DAİR
Richard Strauss, Alman besteci ve orkestratördür. On dokuzuncu yüzyılın sonları ve yirminci yüzyılın başlarında özellikle orkestral müzik ve opera alanında önemli bir figür olarak tanınır. Strauss, “romantik” ve “modern” akımlar arasında bir geçiş dönemi bestecisi olarak kabul edilir ve eserleri genellikle zengin orkestrasyonları ve dramatik anlatımları ile dikkat çeker.
Erken Yaşamı ve Eğitimi
Richard Strauss, 11 Haziran 1864 tarihinde Almanya’nın Münih şehrinde doğdu. Babası bir orkestratör ve obua sanatçısıydı, bu yüzden müziğe olan ilgisi küçük yaşlardan itibaren şekillendi. Münih Konservatuvarı’nda eğitim aldı ve genç yaşlarda bestecilik ve orkestrasyon konularında yeteneklerini geliştirdi.
Mesleki Kariyeri ve Eserleri
Strauss, bestecilik kariyerine orkestral eserlerle başladı. Bu dönemdeki en önemli eserlerinden biri, 1896 yılında tamamladığı ve müzik tarihinin en zor orkestral eserlerinden biri sayılan Alpine Symphony (Alp Senfonisi) ve yine 1897’de yazdığı Don Juan gibi orkestral çalışmalardır. Bu eserler, Strauss’un orkestral renk ve zenginlik konusunda ne kadar ileri gittiğini gösterir.
Strauss’un en büyük katkılarından biri opera alanındaki eserleridir. Özellikle Salome (1905), Elektra (1909) ve Der Rosenkavalier (1911) gibi eserleri, en önemli yapıtları arasında yer alır. Salome, alışılmadık temaları ve dramatik yapısıyla büyük bir yankı uyandırdı ve Strauss’un kariyerinde bir dönüm noktası oldu. Rosenkavalier ise, Strauss’un daha lirik ve zarif bir orkestrasyon tarzını benimsediği eserlerinden biridir.
Strauss, aynı zamanda geleneksel orkestrasyonun ötesine geçerek, modern orkestral teknikler geliştirdi ve eserlerinde dinamik bir zenginlik, renkli orkestrasyon ve geniş enstrümantasyon kullanımıyla tanındı. Also sprach Zarathustra (1896), belki de en tanınmış orkestral eseridir ve Richard Strauss’un en çok bilinen bestesi haline gelmiştir. Özellikle 2001: A Space Odyssey filminde kullanılan “Sunrise” bölümü, bu eserin popülerliğini pekiştirmiştir.
İkinci Dünya Savaşı Dönemi ve Siyasi Etkiler
İkinci Dünya Savaşı sırasında Strauss’un durumu karmaşıktı. 1933’te Nazi Partisi’nin iktidara gelmesiyle Strauss, birkaç yıl boyunca Alman hükümetinin sanat konularındaki danışmanı olarak görev yaptı. Ancak, Strauss, siyasi görüşleri nedeniyle zaman zaman eleştirildi. 1938’de besteci, Yahudi kökenli arkadaşları ve sanatçılarla ilişkisini sürdürmeye devam etti, ancak savaşın sonunda Nazi rejimine olan bağlılıkları sorgulandı.
Richard Strauss’ın işbirliği yaptığı çağdaşlarından biri, librettist Stefan Zweig idi. 1935’teki Dieschweigsame Frau (Sessiz Kadın) operası ile ikili zirveye ulaşmıştı. Ancak Nazi Partisi’nin iktidara gelmesiyle bir Yahudi olan Zweig’ın yurt dışına kaçması ve Strauss’un Nazi rejimiyle ilişkilerini sürdürme isteği nedeniyle son bulmuştu.
Bu durum, Strauss’un kariyerinde bir dönüm noktasıydı ve Nazi Partisi’nin sanata ve sanatçılara yönelik baskılarının bir sonucu olarak, Strauss’un kişisel ve profesyonel ilişkilerini yeniden şekillendirmesine yol açmıştı.
Son Yılları ve Vefatı
Strauss, 1949’da, Viyana’da 85 yaşında hayatını kaybetti. Son yıllarında, müziği eski ihtişamından uzaklaşmış olsa da, son dönem eserleri, genellikle bir dönemin kapanışını simgeleyen bir nitelik taşır.
OSCAR WILDE’A DAİR
Oscar Wilde, 16 Ekim 1854’te Dublin, İrlanda’da doğdu. Wilde, dönemin en ünlü yazarlarından biri olup, özellikle şiirleri, oyunları, denemeleri ve aforizmaları ile tanınır. Dublin’de zengin bir ailede doğmuş, Oxford Üniversitesi’ne giderek burada klasik filoloji eğitimi almıştır. Wilde, edebiyat dünyasında ilk olarak şiirleri ile dikkat çekmiş, ancak asıl ününü tiyatro oyunları, romanları ve eleştirel yazıları ile kazanmıştır.
Wilde, aynı zamanda parlak zekası ve toplumsal eleştirileriyle tanınan bir kişilikti. En bilinen eserlerinden bazıları şunlardır:
Dorian Gray’in Portresi: Wilde’ın tek romanı olan bu eser, estetik ve ahlaki çöküş temalarını işler.
Ciddi Olmanın Önemi: Wilde’ın en ünlü ve en çok sahnelenen komedilerinden biri olan bu eser, toplumsal normları mizahi bir dille eleştirir.
Canterville Hayaleti: Mizahi ve fantastik bir hikaye olarak, İngiliz toplumunun katı geleneklerini hicveder.
Toplumsal Etkisi ve Dönemindeki Yeri
Oscar Wilde, estetik hareketi (özellikle “sanat sanat içindir” anlayışı) ve toplum Eleştirisi konusunda önemli bir figürdü. Victor Hugo, Charles Dickens gibi isimlerin etkisinde kalan Wilde, sosyal sınıf farkları ve bireysel özgürlükler hakkında cesur fikirler ortaya koydu. Wilde, dönemin toplumunu zekice eleştiren eserleriyle, hem mizahi hem de dramatik bir şekilde büyük etki yarattı. Dönemin katı ahlaki kurallarını ve sınıf ayrımlarını alaycı bir dille sorgulayan eserleri, hem toplumda hem de edebiyat dünyasında ses getirdi.
Wilde, cinsel kimlik ve toplumsal normlara dair yaptığı açıklamalar nedeniyle 1895 yılında “aşağılık suç”tan (homoseksüellik) tutuklandı ve hapis cezasına çarptırıldı. Bu, onun kariyerinde bir dönüm noktası oldu ve hayatı boyunca edebiyatla olan ilişkisini derinden etkiledi.
SALOME’NİN YARATILIŞI
Tarihi Arka Plan
Hirodes, Filistin’e birinci yüzyılda atanan birkaç Romalı hükümdarın adıydı. Bu kişiler, Edomlu olarak bilinen, yani İshak’ın oğlu Esav’ın soyundan gelen ve Yahudiye’nin güneyinde, ölü denizin yakınlarındaki Edom bölgesinde yaşayan halkın soyundan geliyorlardı.
Büyük Hirodes, olağanüstü yetenekli, amansız bir savaşçı olduğu ve bilhassa istikrarsız Filistin eyaletini koruyabildiği için Romalılar tarafından ödüllendirilmişti. Hirodes’in hükümranlığında Filistin hem ekonomik hem de kültürel anlamda kalkınmıştı: Aralarında Beytül Makdis’in de olduğu pek çok önemli bina inşa edilmiş, Helenistik düşüncelerin ve kültürün Filistin’e tanıtılmasına öncülük etmişti.
İsa, Büyük Hirodes’in hükümranlığı altındaki Beytüllahim’de dünyaya gelmişti. İncil’deki anlatıya göre Hirodes, Mesih’in çağrısını önlemek için Beytüllahim’deki bütün erkek çocuklarının öldürülmesini emretmişti. Matta İncili’ne göre ise Yusuf ile Meryem, Tanrı tarafından rüya ile uyarılmıştı: Çocuğu da alıp Hirodes ölene dek Mısır’a sığınacaklardı.
Salome hikâyesindeki Hirodes Antipa, Büyük Hirodes’in oğluydu. Bir Tetrarch[1] olan Hirodes, M.Ö. 4 – M. S. 39 yılları arasında, İsa’nın yaşadığı ve insanlara yol gösterdiği zamanlarda, Celile ile Perea’ya hükmetmişti.
Salome’nin öyküsü, üvey babası Hirodes Antipa’nın Vaftizci Yahya’nın başını alması, Markos ve Matta incillerinde anlatılmaktadır. Ayrıca, Yahudi tarihçi Flavius Josephus, M. Ö. 2. yüzyıldan M. S. 66-70 yıllarındaki büyük isyana dek Yahudi tarihinde vuku bulan olayları anlattığı Yahudilerin Eski Eserleri adlı kitabında Salome’nin öyküsü bulunabilir. Ancak bu kaynaklardan edindiğimiz bilgilerin ötesi hâlâ gizemlidir ve iki bin yıl boyunca efsane ve kurgu ile tamamlanmıştır. Ancak yine de Salome, İncil literatüründe, Vaftizci Yahya’nın idamının doğrudan sorumlusu olarak anılmaktadır.
Bütün kaynaklarda Hirodes, üvey kardeşinin eşi Herodias’a âşıktır. Eşi Marianne’ı öldürüp Herodias ile evlenmiştir. Başka bir efsaneye göre ise Herodias ile birlikte olmak için Marianne’ı boşamıştır. Josephus Salome’nin ise iki kez evlendiğini yazmıştır. İlk eşi, Hirodes’in Herodias ile evlenmek için öldürdüğü üvey kardeşi Tetrarch Philip; ikinci eşi ise Halkisli Hirodes’in oğlu Aristobulus’tur.
İncil’de inatçı vaiz Vaftizci Yahya, Hirodes’in Herodias ile olan evliliğini Musa kanununa aykırı olmasından ötürü kınar. Herodias, Hirodes’e Vaftizci Yahya’yı cezalandırmasını söyler fakat Hirodes halkın ayaklanmasından korktuğu için peygamberi öldüremez. Yahya’nın söylediklerine öfkelenen Herodias, kızı Salome’nin aklını çeler: Babasının doğum günü kutlamasında dans etmesi karşılığında kız, Vaftizci Yahya’nın başını ister. Hirodes istemeye istemeye Vaftizci Yahya’nın başının alınmasını emreder. Salome, Yahya’nın başını kinci ve zafere ulaşmış annesine gümüş bir tabakta sunar.
Vaftizci Yahya Hakkında
Vaftizci Yahya, Mesihi Kurtuluş’un ahlaki reformcuları ve vaizlerindendi. Hirodes, tam da bu yüzden onu hapsetmişti. Kendisini devamlı olarak, korkmadan ve açıktan açığa tövbeye davet etmesinin halk arasında ayaklanma yaratmasından korkmuştu.
İnciller, Yahya’nın “çölde” yaşadığına ve orada büyüyüp kutsal çağrısını aldığına dair açıklamalarında tam bir görüş birliğine sahiptir. Yahya, tutuklanıp idam edilene kadar orada vaaz vermiştir. İncil’in gönderildiği zamanlarda çöl, devasa kayalıklar, rüzgâr ve sıcağın olduğu bir yer olarak biliniyordu. Ayrıca eskiden insanlar, Tanrı’nın halkıyla birlikte Mısır’dan Çıkış’tan sonra orada yaşadığına inanırlardı. Burası, Yahudiler için manevi bir umut simgesi haline gelmişti. Yahya, insanları evlerinin konforlarından çıkıp Tanrı ile karşılaşacakları ve tövbe edecekleri çöle çağırdı; elbise ve yiyecek paylaşmaya teşvik etti; sadece İbrahim’in soyundan oldukları için kibirli olmalarını eleştirdi. Yahya, insanları Mesihi Kurtuluş için ahlaki reforma ve ahlaki temizliğin sembolü olan “vaftiz”e teşvik ederek büyük kalabalıkları kendine çekti.
Josephus’a göre Yahya, Salome ya da Herodias yüzünden idam edilmemişti. Yahya’nın halk nezdinde önemli biri olması, Tetrarch’ı korkutmuştu: Yahya’nın dini bir isyanı alevlendirebilecek gücü olduğunu biliyordu.
Nihayetinde Hirodes Antipa, İsa’nın çilesinde de rol almıştı. İsa Kudüs’te tutuklandığında Yahudiye’deki Roma vekili Pontius Pilatus onu önce Hirodes’e gönderdi çünkü İsa onun idaresi altındaki bölgede bir vatandaştı. Hirodes, idama götürebilecek herhangi bir suçu olmadığından ceza vermek istemedi ve İsa’yı Pilatus’a geri gönderdi.
Hirodes Antipa’nın ölümünden sonra Filistin, M. S. 70’teki isyana dek kaotik birkaç yıl geçirdi. İsyanın ardından Roma, Yahudileri bölgeden kovduktan sonra nihayet düzeni tekrar sağladı.
Ne gariptir ki, Salome isminin anlamı “huzur”dur. Yeni Ahit’te adı geçen tek Salome, İsa’nın çarmıha gerilmesine şahitlik eden ve daha sonra bedenine kutsal yağ süren kadındır. O Salome, muhtemelen Matta İncili’nde oğulları Yakup ve Yuhanna (İsa’nın iki havarisi) için dua eden annedir.
OSCAR WILDE VE SALOME
Wilde, Salome’nin ilhamını muhtemelen, uzun zamandır hayranı olduğu Gustave Moreau’nun meşhur tablolarından almıştı. Salome, uzun yıllar boyunca Rubens, Durer, Stanzoni, Titian ve Aubrey Beardsley gibi ressamlara da ilham olmuştu. Ayrıca, Wilde şüphesiz ki Huysmans’ın Rebours ve Flaubert’in Herodias romanlarıyla ve Alman şair Heinrich Heine’nin eserleriyle tanışmıştı.
Wilde Salome’yi 1884’te yazdı. Başta nesir olsa da daha sonra şiir ve nihayetinde oyun halini aldı. Kimilerine göre oyun, ünlü oyuncu Sara Bernhardt için özellikle Fransızca yazılmıştır. Wilde, Fransızcaya en az anadili İngilizceye olduğu kadar hakimdi ancak Fransızca, metnin hakkını veremedi.
1891’de İngilizce versiyonun provası yapıldı ancak hemen sonra Lord Chamberlain’in ofisi tarafından sansürlendi. 1931’e kadar oyun, “kanlı, vahşet dolu, mide bulandırıcı ve tuhaf” olduğu gerekçesiyle İngiltere’de yasaklandı.
Wilde’ın Salome Karakteri
Wilde’nin oyununda Salome, dramanın merkezindedir. Dansı ve karşılığında kazandığı ödülü Yahya peygamberin ölümünde önemli bir rol oynar. Salome, Hirodes’in kendisine olan tutkusunu fırsata çevirmiştir. Wilde, İncil’de anlatılan öyküye eklemeler yapmıştır. Hatta, amacının, “bir kadının, arzuladığı ve öldürdüğü bir adamın kanı içinde yalın ayak dans ettiği bir oyun yazmak” olduğunu belirtmiştir. Amacı, kaçınılmaz kaderi, cinsiyet gücüyle ilgili takıntıları ve kötülüklere sebep olan, bilinçaltındaki erotik arzuları işlemekti. Bundan ötürü Wilde, Salome karakterini, genç bir bakirenin cinsel takıntıları ve arzularının temsili olarak yaratmıştı. Salome, şeytanın vücut bulmuş haliydi ve Wilde’a göre, hiçbir şey Salome’nin bilinçaltında uyanan saf erotik arzulardan daha şeytani olamazdı. Yazar, şüphesiz ki, Salome’nin skandal yaratan ve bilinçaltındaki acımasız şehvet duygusunun, sadizme yakın bir sapkınlığın veyahut da kadınların doğasında var olan “erkekler üzerinde cinsel güç kurma arzusunun” da bir temsili olmasını istemişti. Nihayetinde Truvalı Helen’ini; kayıtsız, sorumluluk almayan, duyarsız ve dokunduğu her şeyi zehirleyen şeytanını yaratmıştı.
O zamanlarda halk nezdinde Wilde -daha sonra da Strauss-, Yeni Ahit’te yer alan bu hikâyenin cani ve insanı hayrete düşüren “pagan” versiyonunu yazmakla suçlanmıştı.
Salome’nin Libretto Çevirisi, Bestelenmesi ve Sahnelenmesi
1901’de Wilde’ın oyunu pek çok Alman şehrine ulaşınca, kısa süre içerisinde Strauss’un ilgisini çekmeyi başardı. Strauss, oyunun “müziğe ihtiyaç duyduğunda” ısrarcı oldu.
Viyanalı şair Anton Linder, Strauss’a bir libretto teklifi sundu fakat Strauss başlangıçta bundan pek memnun olmadı. Daha sonraları ise teklifi kabul edip Wilde’ın çok beğendiği eserini müzikle buluşturmaya karar verdi. Hedwig Lachmann, Wilde’ın oyununu Almancaya çevirmişti. Strauss bu çeviriye baktıktan sonra eserin, bir opera librettosundan çok daha üstün olduğunu fark etti.
Strauss, Lachmann’ın çevirisine büyük oranda sadık kalmış olsa da müzikal dramaya geçiş küçük değişikliklerin yapılmasını mecbur kılmıştı. Bu değişiklikler sebebiyle, Wilde’ın kimi lirik yoğunluğundan ve güçlü sözel imgelerinden vazgeçilmişti. Ancak müzikal deha Strauss, bu eksiklerin yerini doldurabilmişti.
Wilde’ın açılış sahnesinde hizmetkâr, Salome’yi aklından çıkaramayan genç Narraboth’a sağduyulu olmasını söyler. Strauss, operanın dramatik yönüyle, yani Salome’nin takıntısı ile çakışıp hüzün ve dokunaklılığı artırmasından korktuğu için Narraboth-hizmetkâr motifini küçültür ve yan hikâyeyi arka planda tutar. Wilde’ın versiyonunda, Narraboth’un intiharının ardından hizmetkâr, ölü arkadaşı için tutkulu bir ağıt yakar. Strauss ise bu sahneyi, eklemenin başka bir başrol şarkıcısı gerektireceğini düşünmüş, tereddüt etmiş ve nihayetinde çıkarmıştır.
Yine Wilde’nin açılış sahnesinde, Nübyeli ve Kapadokyalı askerler dini bir tartışmaya tutuşmuşlardır. Nübyeliler halklarının kutsal fedakârlıklarından ve kana susamış olduklarından bahseder; Kapadokyalılar ise Romalıların, kendi tanrılarını unutturmasından korkmaktadırlar. Daha sonra iki taraf da göremedikleri bir tanrıya tapan, hatta insanların göremeyeceği şeylere inanan Yahudilerden bahseder. Strauss, onların bu tartışmasını çıkarır ve drama boyunca süregelen öfke ve çılgınlığı, Jochanaan’ın kuyudan gelen sesi ile yeniden meydana çıkarır. Ardından hizmetkârın umutsuzca Narraboth’a yaptığı çağrı gelir: “Bakmamalısınız artık. Ayırmıyorsunuz bakışlarınızı ondan.”
Salome’nin Dresden’deki provalarından sonra operanın içindeki temel problemler ortaya çıktı. Bilhassa, her şarkıcı kendi rolünün “söylenmesi güç” olduğunu ilan edip çekilmek istedi: Salome’yi oynayacak olan Frau Wittich, rolün etkisiyle öyle bir şoka girdi ki, “Bunu yapmam, ben saygın bir kadınım,” diye haykırdı. Buna rağmen opera 9 Aralık 1905’te sahnelendi. Müzik eleştirmenleri, büyük bir orkestraya ve birçok prova gereksinimine sahip olması nedeniyle operanın kısa bir ömre sahip olacağından emindiler. Gelgelelim hem onların bu hayal kırıklığı hem de “ahlâkçıların” ve “gericilerin” öfkesi kısa ömürlü oldu: Skandal yaratmasına rağmen Salome, hızla önce Alman opera sahnelerinde, sonrasında ise uluslararası alanda kendini kabul ettirdi. Rahip sınıfının, özellikle de Başpiskopos Piffl’in müdahalesi yüzünden 1918 yılında Viyana Staatsoper’de yapılması planlanan bir prodüksiyon iptal edildi. 1939’da ise opera, “Yahudi baladı” olarak kınanıp Avusturya’da yasaklandı.
Opera ve Müzikal Yapı
Wilde, Salome’nin tekrar eden nesir motiflerinin müziği barındırdığını ve bunun “bir müzik parçası gibi olduğunu” belirtmiş; rolünü “bir balad gibi birleştirdiğini” ve dramadaki anahtar noktalar ile cümlelerin ısrarla tekrarlanmasının, müzikal laytmotifler[2] gibi işlev gördüğünü ifade etmişti.
Salome karakteri, Wilde’ın değişken ay sembolü gibi bir figürdür: Yaydığı ışık, ne parlak ne de nettir; aksine, soluk ve gizemlidir. Bu anlamda ay, takıntıları, belirsizlikleri, zayıflıkları ve geri dönüşü olmayan hataları tasvir eder.
Düşen dolunay, dramadaki eylemleri yöneten sessiz bir katılımcıdır: Her sahnenin ardındaki gerilimi metaforik ve sembolik olarak yansıtan bir spot ışığı gibi işler. Işığı ve karanlık tonları arasındaki geçişler, her karakterin ruh halini, bilinçdışı özlemlerini ve korkularını yansıtır.
Oyun ve opera boyunca ay, sürekli olarak farklı yüzlerini ve renklerini değiştirir; soluk, parlak, siyah ve kırmızı tonları arasında geçiş yapar. Operanın başlarında ay parlak iken, Salome ayı “gümüş bir çiçek, saf ve masum, el değmemiş bir kızın güzelliği” olarak tanımlar. Daha sonra, sarhoş olan Hirodes, ayı “sarhoş bir kadın gibi, bulutlar arasında savrulurken aşıklar arayan” biri olarak görür. Herodias ise, kötüye batmış ve işaretlere kayıtsız olan soğukkanlı, sessiz ve kararlı bir şekilde, “Hayır, ay sadece ay gibidir, hepsi bu kadar,” der.
Buna karşın, Mesihi Kurtuluş’u öngören Yahya peygamber (Jochanaan), geceleyin parlayan ay ışığından etkilenmez.
Wilde’ın oyunu, Strauss’a gerilim, gevşeme ve zirve noktasının dengeli bir birleşimini sunan bir yapıdadır. Wilde, üç aşamalı bir artış sunar ve bunlar zirveye ulaşır: İlk olarak Salome, Jochanaan’ın bedenine karşı ölümcül bir tutku duyar. İkinci olarak Jochanaan, Salome’yi kınar ve Narraboth’un intiharının ardından kuyuya geri döner. Üçüncü olarak ise, Salome’nin kurnazca düzenlediği dansla başlayan, sonrasında akıl sağlığının bütünüyle çökmesiyle sonlanan korkunun yavaş yavaş yükselen bir kreşendosu vardır.
Strauss, Salome’nin müziğine, karakterin psikolojik durumunu ve ruhsal bozukluklarını tam anlamıyla yansıtan fikirler eklemiştir. Müzik sadece düşündürmeyi değil, aynı zamanda duygusal gerilimleri ve karmaşık ruh halini hissettirmeyi amaçlar. Bununla birlikte, Strauss’un orkestrasyonu o kadar yoğundur ki, şarkıcılardan büyük performans gücü bekler. Besteci, güçlü bir sese sahip on altı yaşında bir soprano ister. Ayrıca, rolü ses gücüyle taşıyabilecek sopranolar, Yedi PeçeDansı’nda zorlandığından çoğu zaman bir yedek oyuncu kullanmak zorunda kalınır.
Strauss, bir korkudan ötekine geçerken saf bir gerilim yaratır; perdenin açıldığı ilk andan itibaren felaketin ve ahlaksızlığın yaklaşan beklentisi atmosferi sarar. Müzik, dokusunda sürekli olarak değişir: Bir an gerilimler, keskin ve korkutucu disonanslarla hissedilir. Daha sonra, huzur veren armonilerle güven verilir. Ardından, ton çatışmaları bir kez daha duyulur.
Usta besteci, armoni stillerini harmanlar ve bir ışık ve gölge kontrastı yaratarak karakterler arasında büyük bir tezat sunar: Peygamberin müziği, özellikle Mesihi Kurtuluş’u müjdelediği zaman sert, ağır ve ciddi; hedonist Hirodes’in müziği ise kararsız ve değişkendir. Salome’nin son monologu ise, gerilim ve dramın bir başyapıtıdır.
“Ahlaksızlık” ve “çürüme” kelimeleri, Salome’yi ilk dönemlerinde tanımlamak için kullanılmış olsa da bugün Salome bir skandala konu olan bir hikâye değil, bir sanat eseri olarak kabul edilmektedir. Zamanında yöneltilen bütün eleştirilere rağmen bu başyapıt, geç dönem romantiklerin uzun bir süre boyunca verdiği mücadelelerin zirvesidir.
Wilde şöyle demiştir: “İnsanlar kurgu eserlerinin giderek daha da ‘hastalıklı’ bir hal aldığını söylüyorlar ama psikoloji penceresinden bakıldığında, hiçbir zaman yeterince ‘hastalıklı’ olduğunu söylemek mümkün değildir. Biz sadece ‘ruhun yüzeyine’ dokunduk, hepsi bu.” Sanat, kötülüğün korkunç derinliklerini tasvir ederken, kendini haklı gören ve kendi iyiliği konusunda tatmin olan insanın değil; kötülük potansiyelini fark etmiş insanın ahlaki bir görüşünü sunabilir.
***
Salome, Oscar Wilde’ın derin ve karmaşık drama anlayışını, Richard Strauss’un yenilikçi ve çarpıcı müzikal diliyle birleştirerek, tiyatro ve operanın sınırlarını yeniden tanımlamıştır. Wilde’ın özgün ve cesur librettosu, insan doğasının karanlık yönlerini keşfederken, Strauss’un orkestral dehası, bu derinlikleri müziğin gücüyle dile getirir. Müzik ve sözün mükemmel uyumuyla, Salome sadece bir hikâye anlatımı değil, bir psikolojik ve dramatik keşif sunar. Müzik dünyasına adını altın harflerle yazdıran Salome’yi Türkçeye kazandırmanın gururuyla, keyifli okumalar dileriz.
[1] [1] Tetrarch, Antik Roma’da ülkenin dörtte birini yöneten kişidir. (ç.n.)
[2] Bir müzik yapıtında bir duyguyu, düşünceyi ya da kişiliği gösterme amacıyla, yapıt boyunca sürekli yinelenen motif. Ana motif. (ç.n.)




















Bu değerli makaleler, operaya dair genel bilgi ya da derinlemesine analiz isteyen siz okurlarımızın faydalanabilmesi için hazırlandı. Bir opera literatürü oluşturmak için çıktığımız bu yolda değerli giriş makaleleri ile sizlere bu klasikleri tanıtmaktan mutluluk duyuyoruz…