Bu değerli makaleler, operaya dair genel bilgi ya da derinlemesine analiz isteyen siz okurlarımızın faydalanabilmesi için hazırlandı. Bir opera literatürü oluşturmak için çıktığımız bu yolda değerli giriş makaleleri ile sizlere bu klasikleri tanıtmaktan mutluluk duyuyoruz…

Falstaff Üzerine

SİNOPSİS

PERDE BİR – Sahne 1: Meyhanede bir oda.

Garter Meyhanesi’nde neşeli, kilolu bir serseri olan Falstaff bir yandan içerken, diğer yandan da elindeki iki mektubu mühürler. Zorba ve delidolu yardakçıları Pistola ile Bardolfo ise onu izlemektedir. Züğürt Falstaff, zenginleşmenin yolunu bulmaya karar vermiş ve iki zengin kadın olan Bayan Page (Meg) ile Bayan Ford (Alice)’a aynı mektupları yazmıştır.

Derken kavgacı Dr. Cajus gelip Falstaff ile tartışır: Arkadaşları Bardolfo ile Pistola’nın onu evvelki gece sarhoş edip soyduklarından, uşaklarını dövdüklerinden ve iki kısrağını hırpaladıklarından yakınır. Pistola ile Dr. Cajus bir süre atıştıktan sonra Falstaff Cajus’u nezaketle kovar. Cajus giderken bir daha asla alçakların yanında içmeyeceğine yeminler eder. Falstaff ise o gittikten sonra arkadaşlarına bir dahaki sefer “Zarifçe ve zamanında çalmaları gerektiğini” söyler.

Falstaff, Bardolfo ile Pistola’ya, mektuplarını kadınlara iletmesini emreder fakat arkadaşları, böyle iğrenç bir işe bulaşmanın onurlarını zedeleyeceğini söyleyerek emri reddeder. Yine de kararlı Falstaff vazgeçmez: Bir uşağa mektupları götürmesini emreder.

Yoldaşlarının ihanetine öfkelenen Falstaff, adamlara söylenip lanetler eder. Ardından da bir süpürgeyi kaptığı gibi ikisini meyhaneden kovar.

PERDE BİR – Sahne 2: Ford’un evinin bahçesi.

Bayan Meg Page ile Bayan Quickly, Alice Ford ile kızı Nannetta’nın yanına neşeyle gelir. Meg ile Alice, Sir John Falstaff’tan aldıkları mektupları incelerler ve fark ederler ki mektuplar birbirinin aynıdır. Kadınlar önce güler, ardından da şövalyenin küstahlığını kınarlar: Şövalyeye unutamayacağı bir ders vermeye karar verirler.

Az sonra Alice’in eşi Bay Ford, Nannetta ile evlenmeyi düşünen Fenton, Ford’un kızına damat olarak istediği Dr. Cajus gelir. Bardolfo ile Pistola da Falstaff’ın kirli planlarını, hanımları ayartmayı hedeflediğini Bay Ford’a anlatmak için gelmiştir.

Adamlar Falstaff’a karşı plan kurmak için çıkınca Fenton ile Nannetta arkada kalıp birbirlerine olan aşklarından bahsederler. Nannetta, babası kendisine eş olarak Dr. Cajus’u seçtiğinden yakınır.

Kadınlar ise Falstaff’ı kandırmaya karar vermiştir: Bayan Quickly, şövalyeye Alice Ford’dan bir mektup götürecektir. Böylelikle Falstaff eve çağırılacak, Ford’un acımasız eline bırakılacaktır. Gelgelelim adamların bu plandan haberi yoktur, onlar hâlâ kendi planlarını kurmaktadır bu sırada: Ford kılık değiştirip Falstaff’ın evine gidecek, ona hak ettiği cezayı verecektir.

PERDE İKİ – Sahne 1: Garter Meyhanesi’nde.

Bardolfo ile Pistola, samimiyetsizce göğüslerine vurarak Falstaff’tan onları affetmesini ve tekrar onun gözünde değer kazanmayı dileyerek tövbe ederler.

Az sonra Bayan Quickly’nin geldiği haber verilir. Kadın Falstaff’ın huzuruna çıkar, oyunu inandırıcı olsun diye adamı saygıyla selamlar. Falstaff’a Alice’in bahtsız bir kadın olduğunu; kadınsı duygularının uyandığını fakat sevgisizlik çektiğini söyler. Bay Ford’un saat ikiden üçe evde olmadığını da ekleyerek Falstaff’ı resmen eve davet eder. Mutluluktan başı dönen Falstaff duyduklarını tekrar eder. Ayrıca, Bayan Quickly gider gitmez hedefine ulaştığını, yakında zengin olacağını haykırır.

Biraz sonra Bardolfo, Bay Fontana adında birinin geldiğini söyler ve misafiri takdim eder. Falstaff’a Kıbrıs şarabı getirmiş olan Fontana, adamı över durur. Bayan Ford’u delice sevdiğinden ancak kadının onu reddettiğinden bahseder. Falstaff’tan bir ricası vardır: Kendisi için araya girmesi, kadının duvarlarını yıkması, onu kazanması ve kendisini kabul etmeye hazırlaması. Ardından verdiği altın vaadiyle Falstaff’ı ikna etmeyi başarır. Falstaff, Ford’u sinirlendirecek bir şey söyler: Bayan Ford ile bir randevusu olduğunu. Aldatıldığını sanan Ford, yalnız kaldığında, karısından intikam almaya yemin eder.

Falstaff, hoş kıyafetler içinde döner. Ford ile kol kola çıkarlar: Ford öfkesini sahte bir gülümseme ile saklarken şövalye Falstaff başına geleceklerden habersiz, elde edeceği düşündüğü zaferi mutlulukla düşlemektedir.

PERDE İKİ – Sahne 2: Ford’un evinin bir odası.

Bayan Quickly Falstaff ile olacak buluşmadan bahsederken Falstaff hâlâ aynı sözleri gevelemektedir: “Saat ikiden üçe.”

Kadınlar, kurbanın gelmesine hazırlanmaktadır: Hizmetçiler pencerenin yanına bir sepet yerleştirirler ve çağırıldıklarında gelmeleri söylenir çünkü zamanı geldiğinde sepeti nehre dökeceklerdir. Nannetta ise mutsuzluğuyla hazırlıkları böler, babasının onun için kurduğu ancak kendisinin hiç istemediği evlilik planından yakınır. Annesi Bayan Ford ise onu Dr. Cajus’a vermeyeceğini, endişelenmemesi gerektiğini söyler.

Derken Falstaff’ın geldiği haber verilir ve kadınlar yerlerine çekilir. Bayan Alice Ford, elinde uduyla sandalyeye sakince oturur. Falstaff gelir gelmez Alice’e methiyeler dizer. Tam da Alice adama kur yapacakken Bayan Quickly, Meg’in acı acı bağırarak geldiğini bildirir. Meg eve vardığında Ford’un öfke ve kıskançlıktan gözü dönmüş bir halde eve geldiğini söyler.

Çok geçmeden Ford, yanında Bardolfo, Pistola, Dr. Cajus, Fenton ve mahallelilerle eve gelir. Falstaff’ın çamaşır sepetinde saklandığından şüphelenir ve sepeti açar, çamaşırları etrafa dağıtır fakat Falstaff orada değildir. Ancak bu onu durdurmaz: Adamlarıyla birlikte evi didik didik ararlar.

Kargaşa çıkıp adamlar etrafa dağılınca Falstaff saklandığı yerden, paravanın arkasından çıkar. Kadınlar alelacele adamı sepetin içine saklar. Nannetta ile Fenton ise bu sırada paravanın arkasına saklanmıştır, birbirlerine aşktan bahsediyorlardır ve gözlerden uzaktır. Adamlar az sonra döner fakat yılmamış, bilakis ahlaksız şövalyeyi bulmak için daha da hırslanmışlardır.

Ev bir an için sessizliğe gömülür. O sırada paravanın arkasından öpüşme sesleri gelince Ford, Falstaff’ın paravanın arkasında olduğuna ikna olur. Adamlar paravana yaklaşır. Kadınlar bu sırada çamaşır sepetinde havasız kalmış ve terlemiş olduğundan yakınan Falstaff’ın sızlanmalarını bastırmaya çalışır. Paravan devrilir, arkasından Fenton ile Nannetta çıkınca adamlar şoke olur. Bir kez daha hayal kırıklığına uğrayan Ford, Fenton’a tehditler yağdırır; kızının peşini bırakmasını söyler. Aniden Bardolfo’nun Falstaff’ı dışarıda gördüğünü söylemesiyle adamlar şövalyenin peşine düşer. Onlar dışarı çıkınca Bayan Ford hizmetçilerini çağırır ve büyük bir gayretle sepet nehre dökülür. Ford, Falstaff’ın sudan sakar bir şekilde çıktığını görünce keyiflenir: İntikamlarını aldıkları için adamlar coşkulu bir zafer gösterisiyle kükrer.

PERDE ÜÇ – Sahne 1: Garter Meyhanesi’nin önü.

Güneş batarken Falstaff, Garter Meyhanesi’ne döner. Üzgün, bıkmış ve dünyaya karşı öfkelidir. Bir kadeh sıcak şarap sipariş eder, yudum yudum içer ve yere uzanır. Derken sarhoş olur ve kendine güveni tazelenir: Tekrar canlanır, cesur olur ve özgüveni doruğa ulaşır.

Derken, Bayan Quickly önünde belirir. Alice’ten bir mektup daha getirmiştir fakat Falstaff kadını kovar. Kadın yine de yılmaz, Alice’in ona duyduğu sevgiden bahseder. Ardından, Falstaff ile Bayan Ford için yepyeni bir randevu ayarlar: Gece yarısında, Windsor Park’ta, meyhanenin meşe ağacında buluşacaklardır ve Falstaff “Kara Avcı” kılığında gelecektir. Buluşma yeri de Kara Avcı kılığı da özellikle seçilmiştir zira meşe ağacına kendini asan bir avcının efsanesi bilindiktir. Falstaff buluşmaya ikna olunca Bayan Quickly’yi kolundan tuttuğu gibi konuşmak üzere meyahenin içine götürür.

Ancak o sırada oyun kurucuların her biri; Alice, Meg, Nannetta, Ford, Fenton ve Dr. Cajus, bu sohbeti dinlemiştir. Entrikacılar Falstaff’a son oyunu oynayacaktır: Hiçbir şeyin farkında olmayan Falstaff’ı peri, çin ve şeytan kılığına girip korkutacaklardır.

Bu sırada Ford ile Cajus ise birlikte gizli bir plan yapmıştır ve buna göre Dr. Cajus bir rahip cüppesi giyecek, Nannetta ise beyaz bir duvak örtecektir. O gece ikisi evlenecek, Ford da ikisini karı koca ilan edecektir. Ancak Bayan Quickly bu planı duyar ve onları durdurmaya yemin eder. Alice Ford ile Nannetta’yı bu hain plandan haberdar etmek için koşturur.

PERDE ÜÇ – Sahne 2: Windsor Park’ta meyhanenin meşesi.

Ay ışığının aydınlattığı gecede bütün entrikacılar kılık değiştirip bir araya gelmiştir.

Fenton, Nannetta’ya serenat yapar. Nannetta gelince sarılırlar. Alice Ford ile Bayan Quickly, Bay Ford ile Dr. Cajus’un planını başlarına geçirmeye yeminlidir: Fenton’a bir rahip cüppesi verirler.

İki geyik boynuzu ile bir pelerin giymiş olan Falstaff gelir. O sakince on iki gece yarısı çanını saydıktan sonra Nannetta ise şarkı söyleyerek perileri çağırır. Alice Ford gelince Falstaff aniden kadına yanaşıp sırnaşmaya çalışır. Alice ise Meg’in hemen arkasında olduğunu söyleyerek adamdan kurtulmaya çabalar. Meg sahiden de perileri arkasına almış bir şekilde ortaya çıkar. Alice de üstüne düşeni yapıp korkmuş gibi davranarak alayla kaçar.

Nannetta, orman perisi kılığındaki Meg, satir Pistola ve peri oğlanlar Falstaff’ın etrafını sarıp dans etmeye ve adama tehditler yağdırmaya başlar. Falstaff lanetlendiğini düşünerek korku içinde yüzünü yere eğer ve daha iyi bir insan olacağına dair yeminler eder.

Derken, Bardolfo’nun başlığı kayar. Yüzü de aydınlanınca Falstaff onu tanır. Bütün entrikacıların maskesi düşmüştür.

Falstaff, kandırılmasını felsefi bir şekilde kabul ederek, hem keder hem de neşe ile yeni bir duruş sergiler.

Fenton, bir rahip kılığında, Nannetta ile bir araya gelir. Alice Ford, gerçek kimlikleri bilmeden, kocasına her iki çifti de evlilik töreninde kutsaması için baskı yapar. Evlilikten sonra herkes maskelerini çıkarır ve oyun ortaya çıkar: Kraliçe Peri kılığındaki Bardolfo, Dr. Cajus ile evlenmiştir ve iki genç âşık Fenton ile Nannetta da nihayet evlenmiştir.

Ford, yenilgiyi nazikçe kabul eder: Falstaff, hor görülmüi bir durumda, başkasının alay kurbanı olduğunu bilmenin tesellisini bulur.

Hepsi insani saflığa bir övgüde bulunur: “Tutto nel mondo è burla” (Şakadır her şey dünyada).

VERDI’YE DAİR

Dokuzuncu yüzyıl İtalyan operası ekolünden gelen en ünlü İtalyan besteci Guiseppe Verdi, 10 Ekim 1813’te La Roncole’de dünyaya geldi. Verdi, hem sanatçı hem de insani yönüyle ilgi çeken birisiydi. Kendisini tamamıyla sanata adamış bir ahlak kuramcısıydı. Dünyadaki adaletsizliğe karşı duyarlıydı ve zaman zaman kendisini bir rahip yerine koyarak sanatında toplumda ahlaki ve insani uyanışı desteklerdi.

Bu mizacı gereği Verdi, Aydınlanma ideallerini benimsemişti: Mutlakıyeti nefretle kınar, bireysel özgürlüğü yüceltirdi. Hayatının tamamını bireysel, politik ya da dini tiranlığa karşı mücadele ile geçirdi. Verdi için opera sanatı, metnin gücünü müziğin duygusal etkisiyle birleştiren bir araç ve derin insani idealizmi iletmek için ideal bir forumdu.

Kariyerinin başlarında çok sevdiği memleketi İtalya’da, ülkenin verdiği birlik ve bağımsızlık mücadelesini eserlerinde işleyerek ulusal bir kahraman olmuştu. 1839’dan 1851’e kadar on altı opera eseri bestelemiş ve her birine özgürlüğü öven milliyetçi temalar giydirmişti. Sembolizm ve alegoride başarısıyla Avusturya, Fransa ve Papalık altında ezilen İtalyanların durumunu anlatmıştı. Müziği öyle vatanperver tutkularla doluydu ki Verdi’nin soyadı, İtalya’nın milliyetçi tutumunun sembolü haline gelmişti. (VERDI: Vittorio Emanuelo Re d’Italia yani İtalya Kralı Vittorio Emanuelo.[1])

Verdi ilk eserlerini, primo ottocento olarak anılan dönemden etkilenerek yaratmıştı. Bu dönem; romantizmin hakim olduğu ve sanatsal, kültürel gelişimlerin yaşandığı on dokuzuncu yüzyılın başlarıydı. Yine bu dönemde şarkıcının sesini, tekniğini ve ifadesini ön plana çıkaran, zarif ve süslü melodilere odaklanan bel canto benimsenmişti. bel canto operalar, genellikle birkaç aryadan ve karakterlerin görüşlerini, farkındalıklarını ve iç gözlemlerini yansıtan, birbirinden resitatiflerle ayrılan müzik parçalarından oluşuyordu.

1850’lere gelindiğinde Verdi, kariyerinde yeni bir döneme girdi. Bel canto bu yıllarda düşüşe geçince, o da eski temaları bir kenara bırakmaya karar verdi: Artık manevi değerleri, samimi insaniyet ve nazik duyguları vurgulayan cesur, dramatik ve psikolojik derinliği olan konulara değinecekti. Daha önce opera sahnesinde hiç gerçekleştirilmemiş bir şekilde insan ruhunun ifadelerini ve keskin betimlemelerini yaratma hedefinde durmaksızın çalıştı. Bu “orta dönem” içindeki ilk operası Rigoletto (1851) ile son operası Falstaff (1893) arasında, yaratıcı sanatı gelişti ve operadaki yenilikleri sürekli olarak daha yoğun dramatik niteliklere, olağanüstü bir lirikliğe, metin ve müzik arasında daha büyük bir bütünleşmeye ve insanın derin bir karakterizasyonuna doğru evirildi.

Opera, on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında değiştikçe değişti: Gounod, Faust (1859) ve Romeo et Juliet (1867) ile Fransız liriğini tanıttı; Bizet, Carmen (1875) ile verismo’nun (gerçekçilik) tutkusunu yansıttı; Wager ise Nibelung Yüzüğü, Valküreler ve Tristan ve İsolde adlı müzikal dramlarıyla âdeta operayı baştan yarattı. Bütün bu değişimlere rağmen İtalyan operası mükemmelleşti ve Verdi de opera sanatının saygın isimlerinden olmuştu. “Orta dönem”inde çok sevilen eserlerinden bazılarını bestelemişti: Rigoletto (1851), Il Trovatore (1853), La Traviata (1853), I Vespri Siciliani (1855), Simon Boccanegra (1857), Aroldo (1857); Un Ballo in Maschera (1859), La Forza del Destino (1862), Don Carlos (1867) ve Aïda (1871).

1874’te, altmış bir yaşında iken Verdi, müzik dünyasından ayrılıp ve uzun zamandır hayalini kurduğu gibi Sant Agata de Goti’deki çiftliğine çekilmeye karar verdi. Bu karara varmasında önemli iki etken vardı: Artık gözden düştüğünü hissediyordu ve yenilikçi sanatçılar Verdi’nin sanatını “modası geçmiş” olarak niteliyordu. On dokuzuncu yüzyılın parlayan yıldızı olan Verdi, gözden düştüğü gibi umutsuzluğa, kedere ve melankoliye yenildi. Bunun yanı sıra, İtalyan operasının eşsiz itibarını kaybettiğine ve onun durdurmakta çaresiz kaldığı yeni estetik fikirlerin dalgasının, bilhassa Wagnerciliğin, altında battığına inanıyordu.

BIOTO İLE TANIŞMA

Uzun yıllar sonra, 1887’de, yetmiş dört yaşında olan Verdi, yirmi altıncı operası olan Otello ile geri dönüş yaptı. Gerçek bir İtalyan operası olan Otello, bir yandan Verdi’nin sonsuz yaratıcı enerjisi, kendini yenileme kapasitesi ve kalıcı sanatsal olgunluğunu temsil ederken; öte yandan tek başına İtalyan opera stilinin kalitesini ve üstünlüğünü bir kez daha hatırlatmıştı insanlara.

Verdi, Otello’dan sonra ortaya koyduğu başyapıtı Falstaff’ı, dinamik yayınevi sahibi Giulio Ricordi’ye borçludur. Ricordi, bu büyük besteci ile en az onun kadar ünlü olan şair Arrigo Boito arasında yeşerecek sanatsal bir ortaklığın sunacağı muhteşem olanakları öngörmüştü. Ancak bu işbirliğini yaratmak kendisi uzun ve fırtınalı bir süreç oldu: Verdi ve Boito, yoğun duygular ve tutku ile dolu bir aşk-nefret ilişkisi içindeydiler. Verdi ve Boito yaş, geçmiş ve mizaç açısından kıyaslanamaz derecede farklıydılar. Verdi, alçakgönüllü köylü bir aileden geliyordu ve gerek kişilik gerekse karakter olarak felsefi değil, oldukça gerçekçiydi. Boito ise yarı Polonyalı bir edebiyatçı, opera bestecisi ve müzisyendi. Ama daha da önemlisi, 19. yüzyılın sonlarında çağdaş sanatın geleceği hakkında idealist bir vizyona sahip olan pan-Avrupacılığı savunan kişilerden biriydi. Çağdaş İtalyan operasının çürümekte ve yozlaşmakta olduğunu düşünüyordu: Sanatı modernleştirmek ve onu acı bir şekilde modern Avrupa kültürünün öncüsü haline getirmek için aktif bir savaş başlattı.

Boito’nun ilk operası Mefistofele 1868’de La Scala’da prömiyer yaptı fakat Verdi’yi etkilememişti çünkü Verdi’ye göre müzik ve dramatik entegrasyonu Wagnerci bulmuş, bestecinin metinle bağlantıyı kaybetme korkusuyla melodinin tüm biçimlerinden feragat ettiğini düşünmüştü. Öte yandan Boito, Verdi’nin İtalyan operasının geleceğinde bir rol oynayıp oynamayacağından emin değildi. Daha ziyade, İtalyan operasını kurtarma görevini başka bir kişinin üstleneceğine inanıyordu. Sonuç olarak, Boito’nun Verdi’ye yönelik varsayılan hakareti, Ricordi’nin besteci ve şairi birleştirme çabalarına engel oldu ve bu tarihi çatışma, Verdi’nin güvensizliğini besleyerek Ricordi’nin gelecekteki işbirliği hayalini sürekli zayıflattı.

Buna rağmen Verdi’nin, Boito’nun idealleri ve müzikal yeteneği hakkında duyduğu tereddüt, onun edebi yeteneğine karşı duyduğu saygı ve hayranlığı engellemedi. 1862’de Paris’te, yirmi yaşındaki Boito, o dönemde bir müzik öğrencisiyken, Rossini ve Verdi ile tanışma onuruna sahip oldu. Verdi, Boito’dan etkilendi ve ondan Inno delle nazioni (Ulusların Marşı) metnini yazmasını istedi. Bu eser, Arturo Toscanini tarafından sıkça icra edildiği II. Dünya Savaşı sırasında öne çıkmış ve İtalyan faşizmine karşı müttefik karşıtlığını temsil etmişti.

İkisi arasında arabuluculuğu üstlenen Giulio Ricordi, bir şairin bir besteciye yardım edip onun düşüncelerini harekete geçirebileceğini pekâlâ anlamıştı. Bu yüzden ki, Mozart ile da Ponte, von Hofmannsthal ile Strauss birliktelikleri gibi bir Verdi-Boito partnerliği oluşturmaydı hedefi. Diplomasi ve nezaketi elden bırakmayarak ikiliyi birbirine yaklaştırmaya çalıştı. Boito, Nerone adlı operası üzerinde çalışırken Ricordi, Verdi’nin tam da bu konuda bir operaya ilgi duyacağını öğrenmişti. Böylelikle Ricordi, Boito’yu librettoyu Verdi’ye bırakmaya ikna etti. Gelgelelim Verdi hâlâ Boito’nun sert eleştirisine karşı kırgındı. Bu yüzden de bu eserde bir araya asla gelmediler. Ancak daha sonra Verdi, Simon Boccanegra(1857)’nın librettosunun son halinden memnun olmayınca Boito’nun yeteneğini sınamaya karar verdi. Sonuç, müthiş memnun ediciydi. Böylelikle iki dâhi ilk defa birlikte çalışmış, aralarındaki buzlar erimiş oldu. Soğukluğun giderilmesiyle yepyeni bir ortaklık daha meydana geldi: Otello, 1816’da. Boito librettosunu Verdi’ye teslim etti ve bundan epey memnun oldu. Bu birliktelik, bir dostluğu da beraberinde getirdi.

VERDI VE SHAKESPEARE

Verdi, tek ve en ünlü ilham meleği Shakespeare’e derin bir saygı duyuyordu. Öyle ki onun hakkında, “Gençlik yıllarımı tekrar tekrar okuduğum eserleriyle geçirdiğim ve en sevdiğim şair odur,” demişti.

Shakespeare’in trajedi ve komedileri opera camiasında iyice çalışılmıştı. Temaları aşk, nefret, kıskançlık ve intikam etrafında dönüyordu. Ancak Shakespeare’in teatral sanatını ve şiirsel dilini operaya geçirmek epey zordu zira Shakespeare, eserlerinde kelime oyunlarına yer vermiş, süslü bir dil kullanmıştı. Buna rağmen Verdi, üç eserini (1847’de Macbeth, 1887’de Otello ve 1893’te Falstaff) opera sahnesine taşırken eserleri özünden uzaklaştırmamıştı.

Verdi, kariyeri boyunca Shakespeare’in Hamlet ve Kral Lear eserlerini operaya taşımanın hayalini kurmuştu fakat heyecanı meyve verememişti. Boito ile Otello operasını yaratmasından yıllar sonra, daha önce deneyip de başarılı olamadığı alana bir daha girmek, bir komedi operası daha yazmayı denemek için kolları sıvadı. Aradığı ilhamı Boito’da bulmuştu, ki o da hayatı boyunca sanatsal ikiliği -müzik ile edebiyat arasında- yaşamış bir adamdı. Ancak, edebiyat onun en yetenekli olduğu alandı: Boito’nun Verdi ile yaptığı büyük işbirliği, ona opera tarihindeki sanatsal ölümsüzlüğünü kazandıracaktı. Boito ve Verdi, opera sahnesine bir başka Shakespeare başyapıtını taşımak için bir araya gelmişlerdi: Falstaff.

FALSTAFF’IN YARATILIŞI

Verdi, büyük bir umutla bu işe girişirken son eserini yaratacağından habersizdi. İlk komedisi ve son operası olan Falstaffiçin Shakespeare’in IV. Henry ve Windsor’un Şen Kadınları eserlerinden ilham almıştı. Boito’nun sunduğu librettoyu neredeyse hiç değiştirmeden ve büyük bir heyecanla kabul etti; yalnızca fazla karakterlerden kurtularak sadeleştirmeye gitti. Şen Kadınlar eserinin efsanevi iki sahnesini, çamaşır sepeti ve orman sahnelerini, çıkarmayı aklından dahi geçirmemişti.

Birçok açıdan Falstaff, üç Shakespeare oyununun bir birleşimi olarak, model aldığı eserlerden daha fazla incelik taşır. Shakespeare, özellikle Şen Kadınlar’da, birçok hile, aldatmaca ve bir dizi aşağılamayı içeren bir komedi sunar: Bu komik bölümler, kötücül ve zalimlik unsurları barındırır. Verdi’nin operası ise Shakespeare’in yarattığı dünyadan daha neşeli ve hareketlidir: Burada aldatmaca ve hile, yalnızca plan yapma ve entrika kurma keyfiyle karşılanır. Operada, kimse Falstaff’ın suçlarını ciddi şekilde ele almaz: Falstaff, aldatmaca ve hilenin kurbanı olmaktan çok, eğlence, şamata ve kahkahaların kaynağıdır ve nihayetinde her şey affetme, hoşgörü ve sevgi dolu bir uyum dünyasında sona erer.

SHAKESPEARE’İN FALSTAFF’I

Shakespeare’in dört eserinde karşımıza çıkan Sir John Falstaff, kimilerine göre Falstaff, İngiliz edebiyat tarihinin en komik karakteri. Ünlü şair, bu karakteri Sir John Oldcastle adlı bir asker ve liderden esinlenerek yaratmıştı. Hatta IV. Henry’nin ilk versiyonunda Sir John Oldcastle adı kullanılmış ancak daha sonra değiştirilmeye zorlanmıştı. Sonraları Sir John Fastolf adını alan bu karakter, Yüzyıl Savaşları’nda savaşmış paragöz ve acımasız bir asker olarak izleyicinin karşısına çıkmıştır.

Shakespeare’in IV. Henry, Birinci Bölüm (1597), dört tarih oyunundan ikincisidir: II. RichardIV. Henry, Birinci BölümIV. Henry, İkinci Bölüm ve V. Henry, her bir oyun Lancaster ve York evleri arasındaki iktidar mücadelesinin bir yönünü ele alır. Shakespeare, Sir John Falstaff (Fastolf) karakterini yaratarak, oyunların kasvetli tonuna bir komedi unsuru katmıştır. Tarih oyunları, Kral II. Richard’ın tahttan indirilmesiyle başlar: Bu oyunlar, isyanlar, ihanetler ve değişen ittifaklarla sarsılan bir krallıkta geçer. IV. Henry’nin iki bölümü, genç bir mirasyedi, tembel ve işsiz Prens Hal’in, daha sonra V. Henry olarak taç giyecek olan, olgunlaşarak akıllı bir hükümdara dönüşümünü konu alır. Birinci Bölümbaşladığında, IV. Henry, oğlu Hal’in korkaklığını ve hovardalığını yargılar: Hal, şişman ve gürültücü Falstaff ve kırmızı burunlu yardımcısı Bardolph ile birlikte, Eastcheap’teki Bayan Quickly’nin meyhanesinde içki içer ve çocukça şakalar yapar.

Bir sonraki bölüm olan Henry IV, İkinci Bölüm‘de, Prens Hal, babasına savaşta yardım eder ve kişisel bir mücadelede isyancı Hotspur’u öldürerek cesaretini kanıtlar. Soylu rakibinin boşa giden ölümüne derinden üzülen Prens Hal, korkak arkadaşı Falstaff’ın ise yerde yatarak ölü taklidi yapması karşısında, ondan tamamen farklı bir karakter sergiler. Prens Hal, V. Henry olduğunda Falstaff’ı yanında istemez: Adamın tembellik ve sarhoşluğunu kınar ve nihayetinde onu sürgün eder.

Windsor’un Şen Kadınları (1600) adlı oyunda ise Shakespeare, Sir John Falstaff’ı yeniden sahneye koyar. Ancak bu kez dağılmış ve şaklaban bir karakter olarak, komik ve romantik maceralara atılan fırsatçı bir âşık olarak karşımıza çıkar. Hatta asılsız olan bir iddiaya göre, Windsor’un Şen Kadınları, Kraliçe I. Elizabeth’in Falstaff’ı âşık olarak görmek istemesi üzerine yazılmıştır.

Şen Kadınlar’da Falstaff, finansal olarak güçlü olan iki evli kadını, Bayan Page ve Bayan Ford’u baştan çıkarmaya çalışır. Planını Bardolph, Pistol ve Nym gibi arkadaşlarına açar ancak onlar, Falstaff’ı ihbar eder. Kadınlar, Falstaff’ın yazdığı aynı aşk mektuplarını karşılaştırdıktan sonra “şişko şövalye”yi kandırmaya karar verirler. Falstaff iki kez utandırılır: İlk olarak çamurlu bir çukura atılır, sonra kadınlar cadı kılığına girerek onu döverler. İki kadının bu oyunu, aynı zamanda Bay Ford’un kıskanç davranışını da engeller.

Oyunun bir diğer konusu, Pagelerin çekici kızı Anne’in üç rakip talibinin olmasıdır: Dr. Caius, Slender ve Fenton. Komedi gereği üç talip de Dr. Caius’un hizmetçisi olan Bayan Quickly’yi, Anne’e olan sevgilerini dile getirmek için aracı olarak kullanırlar. Bay Page, Slender’i damat olarak tercih etmektedir ve ona, kızını kaçırması için bir plan kurar. Bayan Page ise Caius’u müstakbel damat olarak görmekte ve benzer bir plan hazırlamaktadır.

Final sahnesi, bir maskaralık gösterisidir ve burada plan yapanlar Falstaff’ı tamamen kandırıp utandırırlar. Falstaff, Alice Ford ile randevu beklerken geyik boynuzları takarak gülünç bir şekilde sahnede belirir. Kadınlar ve kocaları cadı kılığına girer ve Falstaff’ı korkutur ve alay ederler. Page ailesinin evlilik planları, Anne’in seçtiği talip Fenton ile kaçmasıyla bozulur. Sonunda tüm kimlikler ortaya çıkar ve neşeli bir atmosferde Fenton, Page ailesine kabul edilir, Falstaff ise affedilir.

FALSTAFF’IN MÜZİĞİ

Falstaff‘ın müziğinde, Verdi kesinlikle sanatının temel taşlarını oluşturan geleneklerden sapmıştır. Alışıldık müzik yapılarından farklı bir yol izleyerek daha kısa ve daha neşeli müzikler yaratmıştır. Bu müziklerde, büyük dramatik gelişmeler yerine, daha hafif ve komik bir tarz ön plandadır.

Karakter olarak, Falstaff‘ın müziği hafif ve havadar, neşeli, zarif ve dâhiyane müzikal yaratımlarla doludur. Verdi, olağanüstü bir ustalık sergiler: Müziği parlaklık, berraklık, zarafet ve şefkatle birleştirilmiştir; patlamalar ise komik ve zekice olup, asla gösterişli ya da kaba değildir. Bu komik yaratımlar kısa, net ve doğal bir bütünlük içinde bestelenmiştir, bu yüzden komik özlerini iletmek için mükemmel oyuncu/şarkıcılar gerektirir. Bu kişiler müthiş bir diksiyona sahip olmalı, sözel ve müzikal ifadeleri güçlü olmalıdır.

***

Opera dünyasının kıymetli parçalarından birini; zamansız bir mizah ve neşe taşıyan, Verdi’nin ihtiyarlık döneminin sıcaklığını ve alaycı kahkahasını temsil eden, opera trajedisinin ustasının muazzam komik opera vedası olan Falstaff’ı Türk okurla buluşturmanın gururuyla, keyifli okumalar dileriz.

[1] Vittorio Emanuele, İtalya’nın ilk kralıdır ve 19. yüzyılda İtalya’nın birleşmesinde önemli bir rol oynamıştır. (ç.n.)

Bu değerli makaleler, operaya dair genel bilgi ya da derinlemesine analiz isteyen siz okurlarımızın faydalanabilmesi için hazırlandı. Bir opera literatürü oluşturmak için çıktığımız bu yolda değerli giriş makaleleri ile sizlere bu klasikleri tanıtmaktan mutluluk duyuyoruz…

Bülten'e Üye Ol

Fihrist Kitap Çalışmalarından Haberdar Ol