Bu değerli makaleler, operaya dair genel bilgi ya da derinlemesine analiz isteyen siz okurlarımızın faydalanabilmesi için hazırlandı. Bir opera literatürü oluşturmak için çıktığımız bu yolda değerli giriş makaleleri ile sizlere bu klasikleri tanıtmaktan mutluluk duyuyoruz…

Sihirli Flüt Üzerine

SİNOPSİS

PERDE BİR – Sahne 1: Dağlardaki bir ağaçlık.

Bir Prens olan Tamino, oksuz bir yay ile gelir. Yoldaşlarından ayrılmıştır, şimdi bir yılan onu kovalamaktadır. Korkuyla nafile de olsa yardım için haykırır. Ardından bayılır. Gece’nin Kraliçe’sinin yardımcıları olan Üç Kadın aniden belirir ve yılanı öldürür. Yerde bilinçsiz yatan yakışıklı genci över, ona kendilerini adayabileceklerini dillendirirler. Kraliçe’ye gençten bahsetmeye karar verirler. Az sonra kadınlar ayrılır ve Prens uyanır. Afallayan adam, biraz sonra ormandan gelen bir kaval sesi duyar ve bir ağacın arkasına saklanır. Gelen, kuşçu Papageno’dur. İşiyle övünen kuşçu, elinden gelse kafeslere kuşları değil, kadınları hapsedeceğini itiraf eder.

Tamino birden saklandığı ağacın arkasından çıkar ve Papageno ile görünüşü yüzünden alay eder. Tamino’ya karşı güçlü olduğunu iddia eden Papageno, yılanın leşini görünce ürker. Fakat yılanın ölü olduğunu geç fark eder ve Tamino’ya da onu kendisinin öldürdüğünü söyler. Sonra tanışırlar. Papageno’nun sözleri sayesinde Kraliçe’nin diyarında olduğunu anlayan Tamino rahatlar.

Kadınlar tekrar gelir. Papageno’nun boş böbürlenişini duymuşlardır. Onu cezalandırmak için ağzına bir kilit vururlar. III. Kadın Tamino’ya yılanı öldürenin aslında onlar olduğunu açıklar. Ardından Kraliçe’nin kızı Pamina’nın portresini çıkarır ve kaybolan bu kızı bulması karşılığında Tamino’ya vaatlerde bulunur. Portreye bakan Tamino aşka düşmüştür bile. Tamino kıza olan aşkını dillendirirken bir şimşek çakar ve Kraliçe belirir. O da Tamino’ya, Sarastro’nun kaçırdığı kızını bulması için ısrar eder ve eğer başarılı olursa kızıyla evlenebileceğini söyler. Kraliçe’nin kederinden de etkilenen Tamino teklifi kabul eder. Üç Kadın ona sihirli bir flüt hediye eder. Bu flüt, Tamino’yu her türlü beladan koruyacaktır söylediklerine göre. Daha sonra Papageno’nun da Tamino’ya eşlik etmesi kararlaştırılır. Bir daha asla yalan söylememek üzere yemin eden Papageno’nun ağzındaki kilit çıkarılır. Ardından Kadınlar, Papageno’ya sihirli çanlarla dolu bir sandık verir. Bu çanlar da Papageno’yu koruyacaktır. Yolculuklarında Tamino ile Papageno’ya Üç Oğlan’ın (ya da Üç Ruh’un) rehberlik edeceğini de bildiren Kadınlar oradan ayrılır.

PERDE BİR – Sahne 2: Sarastro’nun sarayında bir oda.

Sarastro’nun hizmetkârı olan Mağribi Monostatos, zincirlere vurulmuş ve baygın Pamina’ya göz kulak olmakla yükümlüdür. Kıza karşı boş olmayan Mağribi, Papageno’nun onu pencereden izlediğinden bihaberdir. Derken Papageno odaya girer. Karşı karşıya kalan ikisi, birbirini şeytan sanır ve iki yana kaçarlar. Papageno döner dönmez Pamina kendine gelir. Kraliçe’nin kızını bulan kuşçu mutludur. Papageno, Üç Kadının ona verdiği, boynundaki kurdeleyi göstererek kızı avutur. Mesajı alıp sevinen Pamina, Papageno ile birlikte Tamino’yu aramak için plan kurar.

PERDE BİR – Sahne 3: Bir koru. Her birinin girişinde yazılar yazılı olan üç tapınak vardır. “Bilgelik Tapınağı”, “Mantık Tapınağı” ve “Doğa Tapınağı.”

Üç Oğlan, Tamino’yu Sarastro’nun üç tapınağını gören koruya getirir. Oradan ayrılmadan evvel, Tamino’dan sessiz kalacağına ve sebat edeceğine dair söz alırlar.

Pamina’yı bulmakta kararlı olan Tamino, tapınaklara girmeyi dener teker teker. Mantık Tapınağı fayda vermeyince Bilgelik Tapınağı’na yönelir. Buradaki Rahipler, Sarastro’nun içeride olduğunu söyler. Kraliçe’nin Sarastro hakkında söylediklerine; onun bir hain ve şeytan olduğuna inanan Tamino, Bilgelik Tapınağı’nda Sarastro gibi birinin olmasını riyakârlık olarak görür.

Tamino’yu sorguya çeken Rahipler, Prens’in bir kadın tarafından “aldatıldığını” öne sürerek Sarastro gibi bir adamın Pamina’yı kaçırmış olamayacağını söylerler. Sarastro’nun işlediği suçu Rahipler’e anlatan Tamino bir yandan da Pamina’nın çoktan kurban edilmiş olabileceği düşüncesiyle korku içerisindedir.

Sarastro hakkında söylediklerinden çekinmeyen ve duyduklarını reddeden Rahipler, daha fazla konuşamayacağını söyleyerek Tapınak’a çekilir. Kederli anne olan Kraliçe’ye ve alıkonulan kızı Pamina’ya acıyan Tamino birden bire fikir değiştirir: Sarastro hakkındaki gerçekleri öğrenmek ister. Tanrı’ya onu gerçeğe ulaştırsın diye yakarır.

Az sonra Tapınak’ın içinden sesler yükselir: Pamina’nın yaşadığının habercisidir bu. Neşelenen Tamino flütünü çalar ve o anda bütün hayvanlar etrafında toplanır. Ancak çalmayı kestiği an hayvanlar da yok olur. Tamino flütün bütün hayvanları çekse de Pamina’yı getiremediğini fark ederek kederlenir. Tekrar tekrar çalsa da karşılık bulamaz; ta ki Papageno’nun kavalının sesi duyulana dek. Heyecanla kuşçuyu karşılamaya gider fakat eko onu şaşırtır, yanlış yöne sapar. Tam Tamino ayrıldığı an, Papageno ile Pamina gelir oraya. Tamino’nun flütünün sesi tekrar duyulur. Papageno ile Pamina neşe içinde Tamino’ya yaklaşacakken önlerini Monostatos keser ve ikisinin tutulmasını emreder.

Papageno’nun aklına o anda bir şey geliverir: Kavalını çalmaya başlar ve müziği Monostatos ile kölelerini büyüler. Düşmanlar gittiğinde Papageno ile Pamina yola koyulmaya hazırlanır fakat bu kez de İsis başrahibi Sarastro’nun konuklarıyla gelişi engeller ikiliyi. Papageno ürker, Pamina ise Sarastro’ya karşı dürüst olmaları gerektiğini savunur.

Pamina dizlerinin üzerine çöker, Sarastro’ya dürüstçe, kaçtığını söyler. Sarastro, onun iyiliği için Pamina’yı bırakmayacağını beyan eder. Kraliçe olan annesinin kötü bir kadın olduğunu, onu üzeceğini söyler. Pamina karşı çıksa da Sarastro onu dinlemez. Hemen ardından Tamino’yu Pamina’ya takdim eder. Birbirini gören âşıklar kucaklaşır fakat kıskanç Mağribi Monostatos onları ayırır ve efendisine bu ikisini yakaladığını söyleyerek böbürlenir. Sinirlenen Sarastro, Monostatos’u cezalandırır. Konuklar, Sarastro’nun ne kadar adil bir efendi olduğunu haykırır.

Az sonra Sarastro, Tamino ile Papageno’nun arındırılmak üzere başının örtülmesini talep eder. İsis ile Osiris’in kutsamasıyla arındırılmak üzere ikili Tapınak’a yönlendirilir.

PERDE İKİ – Sahne 1: Ağaçların gümüşi, yapraklarının altın renginde olduğu bir palmiye korusu.

Sarastro ile Rahipleri, İsis ile Osiris’e dua etmekte, Tamino’nun kutsanmaya layık olup olmadığını tartışmaktadır. Sarastro, Tamino ile Pamina’nın evlenmesini Tanrı’nın emrettiğini açıklar. Genç Prens’in erdemli ve fedakâr olduğunu, sessizliğini koruyabildiğini söyleyerek onu över. Pamina’yı, kendini kusursuz sanan kötü kalpli ve batıl inançlarıyla tapınakların ruhuna zarar vermeyi hedefleyen Kraliçe’den, annesinden korumak için kaçırdığını anlatır. Tamino’nun görevinde başarılı olur ve kutsanırsa dünyadaki kötülüğe karşı çıkabileceğine ve asil idealleri savunmalarına yardım edebileceğine inanmaktadır. Rahipler ikilemde kalsa da Sarastro kararlılıkla Tamino’yu savunur. İsis ile Osiris’e Tamino’ya bilgelik ve rehberlik bahşedip onu koruması için dualar eder.

PERDE 2 – Sahne 2: Tapınak avlusu.

Gece vaktidir. Zifiri karanlıktır ve şimşekler çakar. Başları örtülmüş olan Tamino ile Papageno, Rahipler’e sessizlik yemini verirler: Tamino Pamina ile, Papageno da sevdiği kız olan Papagena ile konuşmayacaktır. Rahipler, kadınların fitnesinden korunmak zorunda olduklarını hatırlatır onlara. Ardından ikisinin başını açar, karanlıkta kaybolurlar.

Tamino ile Papageno karanlıkta yalnız başlarına kalmışken aniden Üç Kadın gelir. Sarastro’nun şeytani olarak gördükleri diyarına Tamino’nun girecek ve Kraliçe’ye ihanet edecek olması onları ürkütür. Tamino’yu, Yoldaşlık’a katılanların kötü yola düşeceğini söyleyerek uyarırlar ve ikisini de sessizlik yeminlerinden geri dönmeye teşvik ederler. Geveze ve korkak olan Papageno yemininden döner. Gök gürler, şimşekler çakar ve Rahipler gelir, Üç Kadın’ı paylarlar ve korkan kadınlar ortadan kaybolurlar. Tamino’yu azminden dolayı tebrik eden Rahip, tekrar ikisinin başlarının örtülmesini emreder.

PERDE 2 – Sahne 3: Bir bahçe. Pamina uyumakta ve ay ışığı yüzüne düşmektedir.

Monostatos, tam da Pamina’yı düşünürken ona denk gelir. Tam ona yaklaşacağı anda gök gürler, şimşekler çakar: Gece’nin Kraliçesi gelmiştir. Kadın, Monostatos’u kovar ve Pamina’ya yanaşır, annesinin intikamını almasını söyler ona. Aksi takdirde evlatlıktan reddedilecektir Pamina. Kızının Tamino’ya olan aşkının farkında olan Kraliçe, ondan Tamino’yu Yoldaşlık’tan vazgeçmeye ikna etmesini ister. Ayrıca, Pamina’ya bir hançer verir ve hâlâ öfkeli olduğu Sarastro’yu öldürmesini ister. Pamina bunu kabul etmeyince Kraliçe öfkeden deliye döner. Bir gök gürültüsü daha işitilir ve Kraliçe gider. Pamina ürkmüş, istemeyerek de olsa bu görevi üstlenmeyi kabul etmiştir artık.

Mağribi tam da Pamina’yı taciz edecekken Sarastro çıkagelir. Monostatos, efendisine Pamina’nın onu öldürmek istediğini anlatır. Sarastro, nihayetinde Kraliçe’nin şeytani planlarını Tamino’nun yıkacağına emindir: Pamina Tamino ile mutlu olduğunda Kraliçe’nin onuru zedelenecek, kalesine utanç içinde dönecektir.

PERDE 2 – Sahne 4: Tapınak’ta bir salon.

Tamino ile yeni emirleri bekleyen Papageno, susuzluğa yenik düşerek, elinde bir testi su olan yaşlı kadınla konuşur. Kadın, Papageno’nun eşi olacağını açıklar, kuşçu korkar. Tam kadın adını açıklayacakken şimşekler çakar, gök gürler: Papageno için, ettiği yeminin bir hatırlatıcısıdır bu.

Üç Oğlan, ellerinde Tamino’nun flütü ve Papageno’nun kavalı ile gelir. Yemeklerle donatılmış bir masa hazırlarlar. O sırada Pamina gelir, Tamino’yu gördüğü için neşelidir. Ancak Tamino ve Papageno sessizlik yeminlerine sadık kalır. Kederlenen Pamina, kendini öldürmeyi düşünür. O anda işitilen trompet sesleri, Tamino ile Papageno’yu kutsanmanın bir sonraki aşamasına davet eder.

PERDE 2 – Sahne 5: Piramidin içi.

Başı örtülmüş olan Tamino, Sarastro ile Rahipler’in huzurundadır. Pamina da oraya getirilir ve sebat etmesi, mutlu bir geleceğin onları beklediği söylenir. Sarastro’nun emriyle âşıklar birbirlerine veda eder.

PERDE 2 – Sahne 6: Küçük bir bahçe.

Herkes gidince Papageno, Tamino’nun peşine düşer. Öyle susamıştır ki tek istediğinin bir kadeh şarap olduğunu söyler. Derken şarap dolu büyük bir kâse yerde belirir. Papageno şarabı içip susuzluğunu giderir ve kavalını da alarak, bir eş istediğini dillendiren bir şarkı söyler.

Aniden yaşlı kadın tekrar belirir. Papageno’ya, onun eşi olmasını, aksi takdirde hayatına su ve ekmekle devam etmesi gerekeceğini söyler. Papageno kadının teklifini kabul eder. Kadın, Papagena adını alır ve kuşçu gibi tüylü kıyafetlere bürünür.

Üç Oğlan tekrar gelir ve ışığın karanlığa galip gelmesi için dua eder. Oğlanlar Pamina için duyduğu hüznü dinlendirirken Pamina elinde hançeriyle gelir. Kendini öldürmeye yeltendiği an Oğlanlar onu durdurur: Tanrı’nın intiharı cezalandıracağını, Tamino’nun aslında onu sevdiğini söylerler. Pamina tekrar neşelenir ve Tamino’ya götürülmek ister.

PERDE 2 – Sahne 7: İki dağ ve bu dağların arasında iki büyük, demir kapı. Bir tarafta sular gürülderken, diğer tarafta ateş parlamaktadır.

Pamina gelir ve Tamino ile kucaklaşırlar. İki âşık, ateşin ve suyun onları aklamasına ve daha sonra kutsanmaya layık görülür. Pamina, Tamino’ya sihirli flütün onları koruyacağını söyler.

Tamino, ateşin yükseldiği oyuktan geçtikleri an flütünü çalar. Böylelikle zarar görmeden çıkarlar. Aynı şekilde suyun gürlediği oyuktan da geçerler. Âşıklar Tanrılara şükrederken Rahipler onları kutsayan İsis’e selam verirler.

PERDE 2 – Sahne 8: Bir bahçe.

Papageno, tekrar kaybettiği Papagena’yı aramaktadır. Öyle kederlenir ki kendini asmak ister. Tam da ağaca ip bağladığı an Oğlanlar gelir ve kuşçuya sihirli kavalını kullanarak eşini bulmasını önerir. Papageno kavalını çalınca Papagena belirir. İki âşık buluşur ve mutlu gelecek hayalleri kurar.

PERDE 2 – Sahne 9: Sarastro’nun sarayının dışındaki kayalıklar.

Monostatos, Gece’nin Kraliçesi ve Üç Kadın, ellerinde meşalelerle, gece vakti Sarastro’nun tapınağına doğru ilerlemektedir. Tapınak’a sızıp Sarastro’yı öldürmektir niyetleri. Kraliçe, Monostatos’a başarılı oldukları takdirde Pamina’yla evlenebileceğini söyler. Derken fırtına çıkar, gök gürler, şimşek çakar ve su gürlemesi işitilir. Yer yarılır ve hainler yerin dibine gömülür.

PERDE 2 – Sahne 10: Güneş Tapınağı.

Sarastro Rahipler’in yanınadır. Tamino ile Pamina ise rahip cübbeleri giymiş, onların huzurundadır. Sarastro, iki âşığın nihayet arındığını ve İsis ile Osiris’in kutsamasına layık olduğunu beyan eder.

İşte böylelikle, karanlığın ve kötülüğün gücü, mantığın ve bilgeliğin asil idealleri tarafınca yok edilmiştir.

MOZART’A DAİR

Wolfgang Amadeus Mozart, 1756 yılında Avusturya’nın Salzburg şehrinde dünyaya geldi. Kısa bir yaşam sürmesine rağmen batı müziği üzerinde son derece etkili olan müzikal başarılara imza attı. Johann Sebastian Bach ve Ludwig van Beethoven’in yanı sıra Mozart da klasik müziğin “ölümsüz” isimlerinden olmayı başarmıştı. Mozart öyle büyük bir müzisyendi ki Çaykovski ona “Müziğin İsa’sı” diyorken çağdaşı olup onu örnek alan Haydn onun gördüğü en iyi besteci olduğunu vurguluyordu. Schubert ise Mozart’ın müziği hakkında “Ruhlarımıza daha parlak ve daha iyi bir yaşamın izlenimlerini bırakıyor,” sözlerini etmişti. Müzikal dramalarında orkestranın gücünü vurgulayan Richard Wagner, Mozart’ın senfonilerini şöyle yorumlamıştı: “Sanki enstrümanlarına insan sesinin tutkulu tonlarını üflüyor… Böylelikle orkestral müziğe, yürekteki doyumsuz arzunun muazzam bir tezahürü olma fırsatı tanıyor.”

Kısa kariyerinde Mozart, kırk bir senfoni, yirmi yedi piyano konçertosu, otuzdan fazla yaylı çalgılar dörtlüsü, pek çok övülmüş kuintet, dünyaca ünlü keman ve flüt konçertoları, takdire değer piyano ve keman sonatları ve sansasyonel operaların da aralarında bulunduğu altı yüzden fazla eser ardında bırakmıştır.

Seçkin bir müzisyen olan babası Leopold, Mozart’ın hem öğretmeni hem de ilham kaynağıydı. Mozart henüz çok küçükken müzikal bir dehâ olduğunu kanıtlamıştı. Üç yaşındayken klavsende duyduğu her bir ezgiyi çalabiliyordu. Dört yaşında ise kendi müziğini bestelemeye başlamıştı. Altı yaşında halka ilk konserini vermiş; on iki yaşına bastığında çoktan on senfoni, bir kantat ve bir de opera bestelemişti bile. On üç yaşındayken İtalya turu yapmış, Roma’da müzik camiasını derinden etkilemişti.

On sekizinci yüzyılın sonlarına doğru müzisyenler geçimlerini soyluların ve aristokratların himayesinde sağlıyorlardı. Becerikli bir harpsikordist olan kız kardeşi Nannerl ile Mozart sık sık Avrupa turu yapıyor; Avusturya, İngiltere, Fransa ve Hollanda’nın saraylarında performans sergiliyordu. Fakat memleketi Salzburg’da baş piskoposun nefesini daima ensesinde hissediyordu. Sonunda, Viyana’ya taşında ve burada, hem İmparatoriçe Maria Thèrésia’nın hem de daha sonra oğlu İmparator II. Joseph’in desteğini aldı, mali güvenliği sağlandı. Burada, Mehter marşından esinlenerek bestelediği “Türk Marşı”nın da aralarında olduğu sayısız esere imza attı. İlerleyen yıllarda Prag’a taşındı. Prag Mozart için ayrı bir önem taşıyordu zira Figaro’nun Düğünü Viyana’da yakalayamadığı ilgiyi burada görmüştü ve onun için opera her şey demekti. Daha sonraki yıllarda Viyana’ya tekrar dönmek durumunda kaldı ve 5 Aralık 1791’de vefat edene dek orada yaşadı. Mozart’ın ölümü üzerine pek çok yorum yapılmış, pek çok teori ortaya atılmış olmasına karşın bugün bile ölüm sebebi bir gizemdir.

Sihirli Flüt prömiyer afişi, 30 Eylül 1791

OPERANIN YARATILIŞI

Sihirli Flüt, fevkalade seçkin bir opera eseridir. Temelini oluşturan hikâye çeşitli şekillerde yorumlanmaya müsaittir. Bir görüşe göre bu hikâye gizem, büyü ve sihrin var olduğu fantastik bir peri masalıdır. Bu anlamda, Kraliçe ile Sarastro’nun arasında cereyan eden çatışma, bir masaldan beklenecek iyi-kötü çatışmasıdır. Bir diğer görüşe göre Sihirli Flüt ile masonluk alegorik olarak ele alınır. Hikâye insanın hakikatin, bilgeliğin, asilliğin peşinde oluşunu ve bu uğurda fedakâr davranışını ideal bir biçimde ele alır. Geçmişe dönüp bakıldığında 18. yüzyılda masonluk, katı Avusturya Hapsburg Hanedanı’yla çatışma halindeki gizli bir oluşum olduğu görülmektedir. Bu nedenle hikâye aslında, masonluğu baskılamaya çalışmasıyla bilinen İmparatoriçe Maria Theresia’ya karşı üstü kapalı bir saldırı niteliği taşıyordu. Yani aslında İmparatoriçe hikâyede Gece’nin Kraliçesi, bu gizli oluşumun destekçisi olan İmparator II. Joseph ise Prens Tamino idi. Bu durumda Pamina karakteri ise bu çatışmada arada kalan halkı temsil ediyordu. Başka bir yoruma göre ise Sihirli Flüt’ün, güçlü düşmanlarla mücadele eden klasik arketiplerin olgunluğa erişip bilinç düzeyine yükseltildiği mitolojik öykülerle bağdaştırılması mümkündür.

1791 Mayıs’ında Mozart’ın Salzburg’dan arkadaşı olan aktör, şarkıcı ve belki de on parmağında on marifet olan Emanuel Schikaneder, Sihirli Flüt’ü Viyana’daki Theater auf der Wieden için bestelemek üzere görevlendirildi. Schikaneder, Sihirli Flüt hikâyesinin teatral anlamda güçlü olduğunun ve bestesini hünerli arkadaşı Mozart’tan başkasının yapamayacağının farkındaydı.

O zamanlar Mozart finansal açıdan zor durumdaydı. Cosi fan tutte’nin prömiyerinden hemen sonra 1790 Mart’ında II. Joseph vefat etmişti ve tahta geçen II. Leopold, idealizmden uzak olmanın yanı sıra müziğe karşı ilgisizdi. Haliyle Mozart saray müşterisinden olmuş, finansal darlığa düşmüştü.

Bir Almanca opera yazmak isteyen Mozart, kendisine ilham olabilecek bir librettist arıyordu. O zamanlar Figaro’nun Düğünü, Don Giovanni ve Cosi fan tutte operalarıyla nam salan Lorenzo de Ponte ise artık ona yardım edemezdi çünkü “hovarda” olarak adı çıktığından Avusturya’yı terk etmek zorunda bırakılmıştı. Böylelikle Sihirli Flüt’ün librettisti; Kral Lear, Macbeth ve Hamlet’e imza atan Emanuel Schikaneder oldu. Mozart gibi finansal sıkıntılar çeken Schikaneder, antik gizemlerin ve büyülü temaların işlendiği Sihirli Flüt’ün büyük bir gelir sağlayıp onu toparlayabileceğine inanıyordu.

Sihirli Flüt’deki kuş avcısı Papageno karakteri

OPERAYA ETKİ EDEN İNANÇLAR VE İDEOLOJİLER

Schikaneder “büyülü” operasının egzotik oryantal bir ortamda geçmesini istemişti ilk önce. Ancak ilerledikçe değişimler yapıldı ve ortamın Mısır olmasına karar verildi. Bu değişikliğin asıl sebebi, Schikaneder’in rakibi Marinelli’nin The Magic Zither operasının da bir peri masalı temelli olup oryantal bir ortamda geçiyor olmasıydı.

Hikâyede karakterler eşsiz ve dramatik değişimler geçirir: Başlangıçta kötü görünen Sarastro ile Rahipler’in aslında erdemli ve bilge, iyi görünen Kraliçe ile Üç Kadın’ın aslında kötü ve asi olduğunu anlarız. Bu değişimler, oyuna çatışma ve gerilimi artıran anlar sağlar. Örneğin Sarastro’ya karşı bir güç olan kötü Kraliçe intikam ateşiyle öyle bir yanar ki kızını intihara dahi sürükler.

Kraliçe ve Üç Kadın açılış sahnesinde asil, samimi, erdemli ve şefkatli karakterlerdir. Kraliçe, kızı Pamina’yı kaçıran Sarastro’ya haklı olarak kin güder. Onun içinde bulunduğu keder ve çaresizlik, güçlü sözcüklerle dillendirildiği gibi Mozart’ın müzikte geleneksel koloratür stilini kullanmasıyla pekiştirilmiştir. Benzer şekilde Üç Kadın da kuşçu Papageno’yu yalancılığından ötürü cezalandırarak erdemli olduklarını gösterir.

Sihirli Flüt’ün açılış sahneleri, güçlü kadın düşmanlığı ifadeleriyle döşenmiştir. Örneğin birinci perdenin üçüncü sahnesinde başrahip, Sarastro’nun kötülüklerinden bahseden Tamino’ya bir kadının onu aldattığını söyler. Rahibe göre kadınlar tembeldir fakat dilleri uzundur ve bir kadının kalbini yola getirebilecek yegâne kişi bir erkektir. Benzer şekilde ikinci perdenin ikinci sahnesinde Rahipler Tamino’ya kadınların fitnesinden korunmasını öğütler; aksi takdirde o da diğerleri gibi yoldan çıkacaktır.

Elbette ki on sekizinci yüzyıla egemen olan Aydınlanma ve masonluğun kadına bakış açısı da bu şekildedir: Kadınlar hor görülmüş, “asil zekâ”nın sadece erkeklere atfedilebilecek bir armağan olduğu kabul edilmiştir. Sihirli Flüt’te yer alan kadın düşmanı söylemler de operada etkisini gösteren masonluk ile Aydınlanma’nın bir sonucudur.

Sihirli Flüt’te önemli bir yer tutan ayinler ve törenler de köklerini, masonluğun da temelinde yer alan antik Mısır dini geleneklerinden alıyordu. Üç bin yıl kadar önce I. Ramses’in oğlu Tanrı Osiris, karısı Tanrıça İsis ve oğlu ise Horus; yani Mısır tanrıları arasından en güçlüleri olarak tanınmıştı. Operanın ikinci perdesinin ilk sahnesinde Yoldaşlık, bu tanrılara, İsis ile Osiris’e dehşet verici bir koro eşliğinde dua eder: “Ey İsis ve Osiris.”

Bununla birlikte, Antik Mısır’da İsis ile Osiris, ölülerin ruhlarını ruhani yolculuğa çıkaran kutsal eşlikçilerdi ve “diriliş” ile “yeniden doğma”nın sembolleriydi. Sihirli Flüt’te ise Pamina ile Tamino’yu bir tür arındırma ayinine yönlendirir, daha sonra da onları kutsarlar. Yani aslında ikilinin “yeniden doğmasına” vesile olurlar.

Çalgı olarak “sihirli flüt” ise efsanelerde Osiris’in yarattığı ve doğaüstü güçlere sahip flüte dayanmaktadır. Bu flüt, gizemli ayinlerin olmazsa olmazı olduğu gibi halklara boyun eğdirmiş, düşmanları silahsızlandırmıştı.

MASONLUK VE SİHİRLİ FLÜT

Daha önce de değinildiği üzere Sihirli Flüt’ün masonlukla ilişkisi vardı. Masonluğun köklerinin Mısır’da olduğu düşünüldüğünde opera ortamının Mısır olarak değiştirilmesi anlamlıdır. Ayrıca, operanın bestecisi ve librettisti de birer masondu. İyi ile kötünün egemenlik savaşını ve aşkın mutlak zaferini anlatan bu basit peri masalı, masonluk ideallerinin alegorik olarak yüceltilmesi için yaratılmıştı.

Opera prömiyerinde Mason ayinlerinin teatral gösterimiyle dikkat çekmiş, hem masonların hem de onlara karşı olan Kilise’nin ve aristokratların eleştirilerine maruz kalmıştı.

Avusturya’da masonluğun uygulanması kanun ile yasaklanmıştı ve masonlar rahat bırakılmıyordu. Sihirli Flüt’teki mason sembolizmi ve Avusturya otoritesinin uyguladığı bu baskı düşünülürse hikâyenin muhtemel politik zemini, tarihi bir önem taşımakla birlikte ilginçtir. Karakterlerin gerçek tarihi figürleri temsil ediyor olması olasılık dahilindedir.

Gece’nin Kraliçesi, soylu mevkidaşı olan İmparatoriçe Maria Theresa’yı akıllara getirir. Hikâyenin başında Kraliçe’nin erdemli ve iyi olduğuna inanılsa da daha sonra öfkeli ve intikam peşinde koşan kötü niyetli bir kadın olduğu anlaşılır. Benzer şekilde Maria Theresa da önceleri erdemli ve prensiplerine bağlı biri olarak görülmüşse de daha sonra Avusturyalılar onun kendilerine ihanet ettiğine inanmışlardı. Sihirli Flüt prömiyerini İmparatoriçe’nin ölümünden yedi yıl sonra yapmış olmasına rağmen masonluğa ve masonlara ettiği kötülükler unutulmamış, o gün de anılmıştı.

Maria Theresa’nın oğlu II. Joseph tahta geçtiğinde, annesinin aksine masonları desteklemişti. Bundan dolayı asil ve iyi bir kişi olarak tanındığından operadaki Tamino karakteri ona benzetilmiştir.

Söylentilere göre ağırbaşlı Sarastro karakteri,  Sihirli Flüt yazılmadan yıllar önce masonlardan ayrılmış olan bilim insanı, Yunan ve Mısır efsanelerinin uzmanı olan Izgnaz von Born’dan ilham almıştı.

Mason olan iki dostun, Mozart ile Schikaneder’in gizlemeye yemin ettiği mason sırlarını Sihirli Flüt ile halka açmaları oldukça ilginçtir. Bir teoriye göre, onlara karşı gelişen nefreti ve karşıtlığı yıkmak için asil ideallerini paylaşmak istemişlerdi. Onları buna iten her ne idi ise nihayetinde gizli mason ayinleri ve sembolleri, bazı önemli felsefi ideolojileri halkla paylaşılmıştı. Gelgelelim bu paylaşım herkes tarafından hoş görülmemişti. Diğer masonları gücendiren Sihirli Flüt, Mozart’ın belki de en başarılı operası olmasına rağmen o zamanlar tartışma konusu olan ölümünün muhtemel sebeplerinden biriydi kimilerine göre çünkü operanın prömiyerinden iki ay sonra Mozart depresyona girip yataklara düşmüş, ardından da vefat etmişti. Yani kimilerine göre Mozart’ı masonlar öldürtmüştü, kimilerine göre ise aldığı beddualar onu canından etmişti. Başka bir teoriye göre ise Mozart öldürülmüştü fakat masonların bu işte parmağı yoktu; Maria Theresa yandaşlarıydı bunu yapanlar.

MİTOLOJİK SEMBOLİZM VE KARAKTERLER

Sihirli Flüt’ün hikâyesi mitolojik sembolizm taşımaktadır: İnsanın doğasından kültüre veya içgüdüden akla doğru ilerlemesini temsil eden arketipal bir hikâyedir.

Tüm medeniyetlerde mitin insanın kolektif bilinçdışını yansıttığını söylemek mümkündür. Çoğu mitte, kahraman erkekliğe ve olgunluğa doğru bir yola adım atar: Annesiyle (doğa) olan mutlu halinden ayrılır ve babayı (bilgelik, kültür, disiplin ve akıl) arar. Sihirli Flüt’te Tamino, sembolik ve arketipal genç mitolojik kahramandır: Olgunluğa erişmesini sağlayacak bir maceraya atılır.

Genellikle karakter, korkutucu bir kadınla karşılaşır. Bu kadın genellikle ejderha figüründe temsil edilir. Kahraman, ejderhayı -veya Sfenksi- öldürdüğünde özgürleşir ve böylece kadının potansiyel yıkıcı yönünü yenmiş olur: “Korkunç Anne” figürünü yok etmiştir. Sihirli Flüt’te yılan, Tamino için o korkutucu kadın figürünün temsilcisidir. Daha sonra Sarastro ve İsis Rahipleri ile yani baba figürlerini ve dolayısıyla bilinci ve bilgeliği temsil eden eril arketipleriyle karşılaşır.

Sarastro, Tamino’nun deneyimlerini bütünleştirir. Tamino ve Pamina, kutsanmak/olgunluğa erişmek üzere bazı testlerden geçer. Nihayetinde ikisi de olgunluğa ulaşır. Pamina’nın Tamino ile aynı olgunlaşma sürecini deneyimlemesi önemlidir. İlk başta, dünyası yalnızca annesini, Gecenin Kraliçesi’ni kapsar ancak bilinç ve farkındalığa sahip olduğunda baba figüründen bilgelik bekler.

Gece’nin Kraliçesi özünde, anaerkil kişiyi temsil eder. Tüm arketipler gibi, o da çelişkilidir: İlk başta umutsuz, sempatik ve kederlidir ancak daha sonra yıkıcı, vahşi, intikamcı ve kötü bir kadına dönüşür. Pamina’nın annesi, doğanın içgüdüsel veya sezgisel yönlerini, mantıksız olabilen çelişkili unsurları temsil eder: Doğa besler ancak aynı zamanda yok eder. Doğada akıl olmadığından ötürü Pamina da Tamino gibi baba bilgeliğini ve aklını arar.

Arketipal iyiliksever ve adil baba olan Sarastro, eski Pers tanrısı Zerdüşt’e (ebedi bilgeliğin tanrısı) ürkütücü bir şekilde benzeyen bir isimdir. Tüm arketipal karakterler gibi Sarastro da çelişkilidir ve bu nedenle hem iyi hem de kötü unsurları temsil eder: Pamina’yı aydınlanmaya ihtiyacı olduğunu düşündüğü için kaçırır ve Pamina ile Tamino’yu bin bir çileye tabi tutar çünkü böylelikle daha büyük bir iyiliğe hizmet edeceğine ikna olmuştur.

“Doğanın çocuğu” olan Papageno da kaygısızlığından ve annesinin (emrinde çalıştığı Kraliçe’nin) korumasından kopar. Bilgeliğe erişir ve onu sonsuza dek mutlu edebilecek eşi Papagena ile ödüllendirilir.

Pamina ve Tamino tehlikeli çilelere maruz kalır, girdaplı ateşlere ve gürüldeyen suya atılırlar. Metinsel ve müzikal olarak birbirlerini, yeniden doğuş ve yenilenmenin eski Mısır tanrıları olan İsis ve Osiris gibi tamamlarlar. Tamino ölümle yüzleşmek zorunda kalırsa Pamina onunla birlikte bu sınamadan geçecektir. Hatta Tamino sihirli flüt ile güvenli bir şekilde geçmelerini sağlayarak Pamina’ya liderlik edecektir. Nitekim Tamino ile Pamina bu sınavdan yara almadan çıkarlar. Dönüşümleri tamamlandığında yeni bir anlayış düzeyine ulaşmışlardır: Masumiyetten olgunluğa doğru arketipal bir yolculuk geçirmişlerdir ya da belki de masonlarınki gibi bir bilgeliğe erişmiş ve aydınlanmışlardır.

MÜZİK

Sihirli Flüt, Mozart’ın bir müzikal deha olduğunun yaşayan kanıtıdır. Operanın asil müziği, insanın ruhsal gelişimini ve bilgeliğe, ışığa yönelimini ele alan bu eseri güçlendirir. Pamina ile Tamino’nun bilgeliğe, mantığa ve aydınlanmaya giden yolculuğu gibi, Mozart’ın insanın ruhuna ve bilincine derinden işleyen güçlü evrensel müzikal dili ile sunduğu Sihirli Flütde dinleyiciyi aşkın bir dünyaya yükselterek büyüleyici bir macera sunar.

Mozart, karakter ve durum tavsifinde müziği ustaca kullanmıştır. Her karakterin belli bir tarzı vardır: Kraliçe’ninki koloratür soprano, Papageno’nunki halk ezgilerine yakın, Tamino’nunki İtalyan ve klasik, Pamina’nınki ise oldukça Alman ve romantiktir. Sarastro’nun müziğinin ise Mozart’ın müzik kanonunda eşi benzeri yoktur: Bambaşka bir müzikal düzlemdedir âdeta. Öyle ki İrlandalı oyun yazarı George Bernard Shaw, Sarastro’nun müziğini “Tanrı’nın ağzından çıktığını düşündürtecek kadar kutsal” olarak değerlendirmiştir.

Görkemli final sahnesinde Mozart, iki ayinsel ifadeye yer verir: Katolik kilisesinin merkezi ayinin başında okunan, Lutherci korolarda yaygın olan duadır (Kyrie). Arkadaki müzik, piramidin üzerine yazılmış dokunaklı yazı gibi kutsaldır âdeta.

“Bu meşakkatli yolları geçen kişiyi

Aklar ateş, su, hava ve toprak.

Şayet ölüm korkusunu yenerse,

Yerden yükselecek, semaya doğru!

Yüksekteki ışıkta, adayacak kendisini,

İsis’in gizemine, varı yoğuyla!”

***

Sihirli Flüt, iyi ile kötü arasındaki ebedi çatışmayı ve masonluğu alegorik olarak işlemiş olmakla beraber yaratıldığı toplumun siyasi atmosferinin aynasıdır. Operanın sunduğu kıymetli mesajlardan biri, insanın hiçbir koşulda vicdanını terk etmeyeceğidir. Ebeveynlere veyahut da başka yüksek bir otoriteye itaat, hiçbir insanlık dışı, ahlaksız ve zalimce eylemin gerekçesi olamaz. İnsanın Tanrı’ya, devletine ve insanlığa karşı sorumluluğu söz konusu olduğunda çıkan çatışmalara bir cevap niteliğindedir. Fevkalade müziği, zengin temeli ve kuvvetli mesajları ile akıllara kazınmayı, gönüllere taht kurmayı başaran Sihirli Flüt’ü, Avusturyalı müzikal deha Wolfgang Amadeus Mozart’ın yarattığı son operayı Türk okurla buluşturmanın verdiği gururla… Keyifli okumalar dileriz.

Bu değerli makaleler, operaya dair genel bilgi ya da derinlemesine analiz isteyen siz okurlarımızın faydalanabilmesi için hazırlandı. Bir opera literatürü oluşturmak için çıktığımız bu yolda değerli giriş makaleleri ile sizlere bu klasikleri tanıtmaktan mutluluk duyuyoruz…

Bülten'e Üye Ol

Fihrist Kitap Çalışmalarından Haberdar Ol