Bu değerli makaleler, operaya dair genel bilgi ya da derinlemesine analiz isteyen siz okurlarımızın faydalanabilmesi için hazırlandı. Bir opera literatürü oluşturmak için çıktığımız bu yolda değerli giriş makaleleri ile sizlere bu klasikleri tanıtmaktan mutluluk duyuyoruz…

Opera Klasikleri Üzerine: La Traviata

Operalar sıradan bir müzik dinletisinden öte, dönemin karakteristik özelliklerini yansıtan ve kendilerine has hikâyeleriyle iç içe geçmiş eserlerdir. Her operanın bir hikâyesi vardır, bu hikâyeler kimi zaman farklı eserlerin libretto haline getirilmesiyle kimi zamansa özel olarak opera için yazılmasıyla ortaya çıkarlar. Giuseppe Verdi’nin bestelediği La Traviata ya da ilk adıyla Violetta, Alexandre Dumas’nın 1852 yılında çıkan Kamelyalı Kadın (La Dame aux Camélias) adlı eserinin tiyatrosunun operaya uyarlanmasıyla oluşturulmuş bir eserdir. La Traviata Türkçe’ye “sapkın kadın” ya da “yoldan çıkmış kişi” olarak da çevrilmektedir. Operanın ismi, hayat tarzı ve seçimleri nedeniyle akranları tarafından yargılanan ana karakter Violetta Valéry’ye atıfta bulunur. Operanın ana temasını yansıtan bu başlık, toplumsal normlardan sapan bir kadının karşılaştığı zorlukları ve yapmak zorunda kaldığı fedakârlıkları gözler önüne serer.

Giuseppe Verdi’nin yazdığı La Traviata, lirik operanın harika bir örneğidir. Eser 1853 yılındaki ilk gösteriminde seyircinin beğenisini tam olarak kazanamasa da sonraki gösterimlerinde izleyicinin takdirini toplamayı başarmıştır. Dönemin diğer İtalyan bestekârlarının aksine Verdi, müziği hikâyeyle bütünleştirmiş, tekrar eden cümleler ve enstrümantal ögelerle anlatım gibi daha birçok teknik kullanarak hikâyede yer verilen duyguları ve karakterleri pekiştirmiştir. Violetta’dan dinlenen ve yinelenen “Ah, fors’è lui” nakaratının Alfredo’nun aşk ilanını vurgulayarak bu temayı biraz daha öne çıkarması, yüksek perdeden çalınan kemanların uvertürden başlayarak Violetta’nın karakterini simgelemesi, Violetta’nın huzursuzluğunu yansıtan coloratura[1] süslemelerinin resitatif[2] ve arya arasındaki belirgin sınırı bulanıklaştırarak müzikal sürekliliği sağlanması bu pekiştirmelerden yalnızca birkaç tanesidir.

La Traviata, Verdi’nin döneminde en çok sahnelenen eserlerden biridir ve bu özelliğini hala korumaktadır. Eserin hikâyesi kendisine eşlik eden melodilerle bambaşka bir mertebeye erişir. Opera, soprano repertuarındaki en zorlu ve saygın parçalardan bazılarını da içinde barındırır. Bunlardan en meşhur olanı I. Perdenin sonunda yer alan “Sempre libera” (Daima Özgür) aryasıdır. Bir trajediyi ele alan La Traviata, 19.yy.da Paris’te bilinen bir kadın olan Violetta ve soylu bir delikanlı olan Alfredo’nun yasak aşkını anlatır. Birbirlerine aşık iki gencin ilişkisi sosyal normların, yanlış anlaşılmaların, hastalığın ve toplum baskısının sonucunda acı dolu bir sona mahkûm olur. Eser, Violetta’nın gerçek aşk uğruna alıştığı hayatı geride bırakıp kendine yeni bir düzen edinme çabasını gösterirken bir yandan da sosyete sınıfının ikiyüzlülüğünü vurgular. Eserin gerçekliğinde Violetta yaşananların ve kararlarının bedelini ödemeye mahkûmdur.

Giuseppe Verdi

Verdi 1813 yılında Roncole, Busseto yakınlarında, İtalya’da Parma Dükalığında doğmuştur. Romantik dönemde İtalyan operasına adını altın harflerle kazıyan Verdi, güçlü melodileri, dramatik ifadeleri ve bir o kadar güçlü orkestra yönetimiyle tanınmıştır. Birçok eseri hala günümüzde sergilenmektedir.

Verdi ilk opera eserini 1839 yılında bestelemiştir ancak ona asıl başarıyı bahşeden kariyerinin ilerleyen yıllarında bestelediği Nabucco, Rigoletto, La Traviata, Il Trovatore ve Don Carlos eserleri olmuştur. Operalarındaki karakterlerinde, zengin melodik ifadeler kullanır ve karakterler üzerinden duygusal karmaşıklıkları işler. Müziği, dönemin politik ve sosyal olaylarına da yansıyan güçlü, dramatik bir etkiye sahiptir. Verdi eserlerinde trajedilere odaklanır, iki belirgin örnek dışında komedi türünde başka eser vermediği bilinir. Eleştirmenler Verdi’nin eserlerini kan ve gök gürültüsüyle bezenmiş tipik melodramatik romantizm örnekleri olarak nitelendirmiştir.

Verdi, kullandığı bu abartılı anlatı stiline rağmen, eserleri aracılığıyla insanları düşündürmek, ağlatmak ve güldürmek gibi inanılmaz bir yeteneğe sahipti. Bu yeteneğini kullanarak kendisine İtalyan operasında yer edindi ve günümüzde en çok sahnelenen eserlerin bestekârı olma onurunun sahibi oldu.

İtalyan Operasının Rönesansı

La Traviata bestelendiği dönem Verdi oldukça çılgın ve beklenmedik bir yaratıcılık dönemindeydi. Eserleri halk tarafından beğeniliyordu ve yeni besteler yazması isteniyordu. Verdi zengin ve ünlü bir adam olmuştu, iki esnafın çocuğu olarak başladığı kariyerinde hızla yükseliyordu. Nabucco operası ve vatansever bestelerinden sonra ünü iyice artmıştı. Verdi’nin İtalya’nın çeşitli eyaletlere bölündüğü bir dönemde bestelenen eserleri, dönemin birlik ve ortak kimlik duygusu arayan izleyicileri için İtalyan milliyetçiliğinin ve vatanseverliğinin sembolü haline gelmişti.

Verdi, klasikleşmiş operaya yeni bir gerçekçilik ve duygusal bir derinlik kattı. Eserlerindeki karakterler, aşk, ihanet ve siyasi mücadeleler gibi dönemin evrensel temalarını ele alarak izleyicilere daha ilişkilendirilebilir ve insani bir hikâye sundu. Daha önceki operaların stilize geleneklerinden ayrılan bu yeni nesil eserler, opera sanatının evrimine büyük katkıda bulundu. Il Trovatore ve La Traviata ile Verdi, trajedi ve müzik arasındaki bağı derinleştirip operaya yeni bir boyut sunmuş ve İtalyan operasının Rönesansında rol oynadı.

Verdi, 19. yy boyunca İtalyan operasını değiştirip geliştirmeye yönelik eserler yaratmıştır. Gerçekçiliğe, duygusal ifadeye ve evrensel temaları keşfetmeye olan bağlılığı, opera için bambaşka bir anlayış oluşturmuştur. Verdi’nin operaları sadece zamanın ruhunu yansıtmakla kalmamış, aynı zamanda operanın yönünü şekillendirmede de öncü olarak İtalyan kültür ve müzik mirası tarihinde yankılanan bir Rönesansın doğuşuna işaret etmiştir.

La Traviata Gala Afişi

La Traviata’nın İlk Gösterimi

La Traviata ilk kez, bestelendiği yıl olan 1853’te Venedik La Fenice Opera Binası’nda sergilenmiştir. Eserin ilk gösterimi, opera şarkıcılarının karakterlere uygun seçilmemesi ve çoğunun yeteneğinin esere göre yetersiz kalması sonucu başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Başka bir değişle Opera sanatçıları Verdi’nin eserinin hakkını verememiştir. Seyirciler karakterleri seçilen sanatçılarla bağdaştıramadığı için eseri başarısız bulmuşlardır. Örneğin, Violetta’yı canlandıran Fanny Salvini-Donatelli müzikal açıdan yeterli olmasına rağmen seyirciler tarafından arzulanan, çekici bir kadın olarak görülmemiş aksine role yakışıksız bulunmuştur. Verdi’nin kendi anlatımına göre ilk gösterimi bir “fiyasko” olsa da, o yıllarda bir orkestra şefine yazdığı mektupta, “La Traviata üzerine konuşulacak son sözün henüz söylenmediğini düşünüyorum,” dediği ve eserinden hala umutlu olduğu görülür. İlk gösterimin ardından, La Traviata 6 Mayıs 1853 tarihinde Venedik’te, Teatro San Benedetto’da daha uygun şarkıcılar ve partisyondaki birkaç ufak revizyonla bir kez daha seyircinin beğenisine sunulmuştur ve ikinci gösterimiyle eşi benzeri olmayan bir başarıya ulaşmıştır.

Kamelyalı Kadın’dan La Traviata’ya

Alexandre Dumas’nın 1848 yılında çıkan Kamelyalı Kadın kitabının bir tiyatro uyarlaması gerçekleştirilmişti. Dumas, romanında ve ondan uyarlanan oyunda, bizzat tanıdığı ve hayranlık duyduğu “eğlenceye düşkün bir kadın” olan, skandallarıyla ünlü hayat kadını Marie Duplessis’i yansıtıyordu. Opera eserindeki Violetta gibi Duplessis de zekâsı, cazibesi ve güzelliğiyle Paris sosyetesinde yer edinmiş bir kadındı lakin bu iki kadının da hayatı benzer bir şekilde kötü bir sonla bitiyordu. Tıpkı operada anlatılan Violetta’nın acı dolu ölümü gibi Duplessis de 1847 yılında tüberkülozdan ölüyordu. Eser tiyatro oyunu olarak büyük ilgi toplamıştı.

Verdi’nin bu şahane oyunla karşılaşması ise 1852 yılını bulmuştu. Verdi kışı geçirmek için İtalya’dan geldiği Paris’te oyunu izlemiş ve hali hazırda aşina olduğu hikâyenin operaya uyarlanmasının mükemmel bir başarı getireceğini düşünmüştü. Verdi bu eseri operaya taşımaya karar verdiğinde; “Yeni, asil, büyük, çeşitli ve cesur karakterler görmek istiyorum. Aşırılığa kaçacak kadar cüretkâr, yeni bir formda ve kompozisyon için ideal (bir hikâye)… Venedik’i Dumas’nın Camille’i ile tanıştırmaya niyetliyim; hem belki de bu sefer ona La Traviata deriz.” diyerek bu cüretkâr eser için ne kadar heyecanlı olduğunu belirtmişti. İtalya’ya döndükten sonra Verdi eser üzerinde çalışmaya başlamış ve La Traviata’nın yaratılışında ilk adımları atmış ve eserin librettosunun yazımı için seçilen Francesco Maria Piave, Verdi ile işbirliği yaparak hikâyeye uygun bir tema belirleme çalışmalarına başlamıştı.

Verdi ve Piave, aşk ve ölüm anlamına gelen “Amore e morte” isimli bir libretto hazırladı ancak ikilinin eseri yayınlanmadan önce Verdi’nin de isteği üzerine “La Traviata” olarak duyuruldu. Bu dönemde Venedik oldukça sıkı bir sansür düzenlemesinden geçmesi sebebiyle sanat kimi zaman kısıtlamalara maruz kalıyordu. Verdi’nin hayalindeki gibi modern kostümlerle bir oyun sergilenmesi imkânsızdı ancak her şeye rağmen La Traviata 1853 yılında ilk gösterimini yapmayı başardı.

La Traviata ve Enstrümantal Ögeler

La Traviata enstrümantal olarak oldukça zengin bir eserdir. Verdi diğer eserlerinde de olduğu gibi bu operada da oldukça titiz bir çalışma izlemiştir. Besteci, yarattığı orkestra yönetimiyle eseri duygusal olduğu kadar anlatım olarak da başka bir boyuta taşır. Tematik motiflerin ve armonik beklentilerin mükemmel bir sentezi olan uvertür, eser boyunca ortaya çıkan zengin orkestral goblen için bir başlangıç görevi görür. Orkestra, yaylılar, üçgen, bas davul, ziller, timpani, cimbasso, üç trombon, iki trompet, fagot, klarnet, obua, flüt ve dört kornodan oluşur. Bunların dışında “Banda”[3] olarak 3 trompet, la bemol ve mi bemol klarnet, ikişer kontrbas, arp, kastanyet, tef ve trombon bulunur. Her enstrüman tınılarına ve anlatım kabiliyetlerine göre kullanılır. Bu da duygu iniş çıkışlarını ve olay örgüsünü takip eden müzikal bir resim yaratılmasını sağlar.

Eserin prelüt[4] bölümü, narin ana karakteri tasvir eden son derece naif, ancak yüksek perdeden duyulan yaylılarla başlar. Yüksek perdeden giriş yapan enstrümanlar melodiyi zenginleştirirken alt yaylılar, eserin temelini oluşturan romantik temanın yaratımını destekler. Orkestraya dans melodilerinin eşlik etmesiyle bu karmaşık atmosfer kısa sürede tersine döner. Vokal bölümler arasına özenle konumlandırılan enstrümantal interlüdler, operanın anlatı akışını koruyan köprüler olarak esere hizmet eder ve seyirciyi hikâye boyunca ustaca yönlendirir. La Traviata, tamamı iç mekânda geçen tek Verdi operasıdır. Kullanılan melodiler, şefkatli sözlerle donatılarak samimi bir his yaratır. Violetta’nın telaşlı hatta neredeyse histerik bir coloraturadan dramatik bir sonuna kadar yaşadığı karakter gelişimi, müziğin etkisiyle mükemmel bir şekilde senkronize olur.

Esere Son Bakış

Modern bir trajedi olan La Traviata, aşk ve acının da ötesinde toplumsal normların ve baskının insanların kaderini nasıl şekillendirdiğini, soylu ve zengin kesimin kendi içinde ne kadar ikiyüzlü olabileceğini gözler önüne serer. La Traviata yalnızca yazıldığı dönemde değil günümüzde de birçok esere ilham olmuştur. Eserin cüretkârlığı ve gerçekleri bütün çıplaklığıyla seyirciye sunması bu operayı döneminin diğer eserlerinden bir adım öteye taşımıştır. Verdi, La Traviata ile seyircisine kendilerini bağdaştırabilecekleri ve derdini anlayabilecekleri bir hikâye ve alışıla gelmedik karakterler sunar. Verdi, eseri yazmaya başladığındaki hedefine ulaşmış “yeni, asil, büyük, çeşitli ve cesur karakterler” üretmiştir. La Traviata ile yeni bir çağa geçilmiş, İtalyan operasının Rönesans dönemi başlamıştır.

Sinopsis

Eserde olaylar Paris, kırsaldaki bir ev ve Violetta’nın odası gibi farklı mekânlarda geçer. Toplam üç perdeden oluşan La Traviata’da I. Perde ve III. Perde tek sahneden oluşurken II. Perde iki sahneden oluşur.

I.Perde: Paris

Zengin Baron Duphol’un arkadaşı ve tanınmış bir hayat kadını olan Violetta Valéry, Paris’teki evinde arkadaşlarıyla birlikte akşam vakti bir parti verir. Son zamanlarda kendini hasta hissediyordur ancak şimdi biraz daha iyidir. Yine de rahatsızlığının iyi vakit geçirmesine mâni olmasına izin vermez. Davetliler arasında bulunan Flora ve Gastone, Violetta’yı bir yıldır gizliden gizliye kendisine hayran olduğunu itiraf eden genç Alfredo’yla tanıştırır.

“Brindisi” (İçme Şarkısı)

Alfredo ve Violetta, Violetta’nın partisini başlatmak üzere operanın en meşhur aryalarından biri olan “Brindisi”yi ya da başka bir değişle şerefe kadeh kaldırırken söylenen şarkıda koroya öncülük ederler. Melodiler çoğunlukla Verdi’nin İtalyan kökeniyle ilişkilendirilse de sahne izleyicilere Paris’te bulunan sıradan bir salon hissi yaratmayı amaçlar.

Alfredo, genç kadının git gide hastalandığını fark eder. Violetta ile başbaşa kaldıklarında onu sonsuza dek seveceğini ve ölüm onları ayırana kadar ona bakacağını dile getirir. Paris’teki hayatını geride bırakıp gerçek aşka bir şans vermesini ister. Hastalığının ölümcül olduğunu bilen Violetta, gerçek aşkın sadece trajediyle sonuçlanacağını düşünür. Bunun yerine şarap ve dans gibi basit zevklere odaklanmaya çalışır ancak genç kadın çoktan bu delikanlıya aşık olmuştur.

“Sempre libera”

Violetta’nın meşhur I. Perde aryası “Sempre libera”, muazzam bir vokal kabiliyeti ve ruh hali değişimlerini de içinde barındıran müzikal ve dramatik bir başarıdır. Violetta Alfredo’nun aşkı olmadan daha iyi olacağına kendini ikna etmeye çalışır. Tabii bunu başaramaz.

II.Perde

I.Sahne: Üç ay sonra, Kırsalda bir ev

Violetta ve Alfredo şehir dışında bir kır evinde birlikte yaşıyorlardır. Violetta’nın geçmişi nedeniyle çiftin evliliği mimkün değildir ancak yine de beraber mutlu bir hayat sürerler. Bir gün Alfredo, mutluluklarının tamamen, mallarını gizlice satan Violetta tarafından finanse edildiğini keşfeder. Sevdiği kadının bu kadar uzun süre kendi masraflarını karşılamasına izin verdiği için kendisinden utanan Alfredo, mali durumunu düzeltmek için Paris’e gider.

“O mio rimorso!”

Violetta’yı borçlandırdığı için pişmanlık duyan Alfredo, “O mio rimorso” aryasında durumunu düzeltmek için bir şeyler yapmaya karar verdiğini anlatır. Müzik, Alfredo’nun endişelerini ve hayal kırıklığını yansıtır.

Yalnız kalan Violetta’ya beklenmedik bir ziyaretçi gelir, Alfredo’nun babası Giorgio Germont. Alfredo’nun kız kardeşinin bir nişanlısı olduğunu ve Alfredo’nun eski bir hayat kadınıyla birlikte yaşadığını öğrenerek kızını nişanı bozmakla tehdit ettiğini söyler. Germont kızının geleceğinin Violetta’nın Alfredo’dan tamamen vazgeçmesine bağlı olduğunu söyleyerek oğlunu bırakması için Violetta’ya ısrar eder. Kendisini çaresiz ve umutsuz hisseden Violetta, aşkını feda ederek ve eski hayatına dönmeyi kabul eder.

“Dite alla giovine”

Violetta, Germont’a kızına gidip onuniçin yapılan fedakârlığı anlatmasını ister. Karakterler kendi aralarında bir çatışma içinde olsa bile sesleri harmonik bir hal alır.

Germont yanından ayrıldıktan sonra Violetta Alfredo’ya bir veda mektubu yazar fakat mektubunda gidişinin sebebinden bahsetmez. Alfredo Paris’ten döner ve konuşmaya çalışan Violetta’nın sözünü keser. Violetta gözyaşları içinde ona veda eder ve kafası karışan Alfredo, Violetta’nın bıraktığı mektubu okuyana kadar bir sorun olduğunu fark etmez. Violetta’nın onu eski aşığı Baron Duphol için terk ettiğini düşünür ve intikam planları yapmaya başlar. Germont oğluna olanları anlatmayı denese de Alfredo onu susturur. Violetta’nın mektupları arasındaki parti davetini gören Alfredo kalbini kıran kadının peşine düşer ve Paris’e gider.

II. Sahne: Aynı gece, Paris

Violetta’nın Baron Duphol’un kolunda katıldığı ve Alfredo’nun tek başına geldiği partide duygular giderek yükselir. İki adam kozlarını kumar masasında paylaşır. Alfredo’nun kazandığını gören Duphol yemekten sonra bahisleri yükseltmelerini önerir.

“Coro di zingarelle e mattadori”

Alfredo’nun hayatından endişe eden Violetta, gitmesi için ona yalvarır ancak Alfredo gitmeyi reddeder. Bunun yerine, kıskançlık ve öfkenin etkisiyle partideki bütün konukları yanına çağırır, kazandığı parayı Violetta’nın yüzüne fırlatarak artık ona olan borcunu ödediğini ilan eder. Violetta yere yığılır ve Germont oğluna bir kadına bu kadar zalimce davranmaması gerektiğini öğütlemek için yeniden ortaya çıkar.

III. Perde: Birkaç ay sonra, Violetta’nın odası

Her yıl düzenlenen Paris Karnavalı boyunca Violetta evde kalır. Hastalığı onu ölüme sürüklemiştir ve yanında yalnızca hizmetçisi Annina vardır. Bir doktor Violetta’yı ziyaret eder ve durumunun iyiye gittiğini söyler. Violetta onun yalan söylediğini ve günlerinin sayılı olduğunu biliyordur. Tek umudu Germont’tan gelen mektuptur; mektupta Violetta’nın büyük fedakârlığını nihayet Alfredo’ya anlattığı ve kayıp aşkının ondan af dilemeye geldiği yazılıdır.

“Addio del Passato”

Öleceğinden emin olan Violetta, tanrıdan kendisini affetmesini ve onu cennete kabul etmesini ister. Alfredo ile yeniden bir araya gelmek için artık çok geç olduğuna inanmaktadır. Tüm umutlarına veda eder ve bu acıdan kurtulmak için dua eder. Sokaktaki karnaval sesleri Alfredo’nun döneceğine dair boş umutları tekrar canlandırır. Alfredo sevgilisine sarılmak için döner. Germont, sebep olduğu acıdan dolayı pişmanlık duyarak onu kutsamaya gelir. Ancak artık her şey için çok geçtir.

Yağmur Akşit

[1] Bu terim, özellikle sopranoların ve bazen mezzosopranoların seslerini geniş bir melodi yelpazesi içinde kullanarak sergiledikleri süslemeli ve virtüöz vokal teknikleri ifade eder.

[2] Resitatif, operada ve diğer vokal müzik türlerinde, diyalogu veya bir hikâyeyi anlatan bölümleri temsil eden özel bir vokal tarzını ifade eden bir terimdir.

[3] Bu terim orkestranın parçalardan birine özel olarak eklenen ek enstrüman gruplarını ifade eder.

[4] “Prelude” (prelüt) terimi, genellikle bir müzik eserinin başlangıcında yer alan kısa bir enstrümantal bölümü ifade eder.

Bu değerli makaleler, operaya dair genel bilgi ya da derinlemesine analiz isteyen siz okurlarımızın faydalanabilmesi için hazırlandı. Bir opera literatürü oluşturmak için çıktığımız bu yolda değerli giriş makaleleri ile sizlere bu klasikleri tanıtmaktan mutluluk duyuyoruz…

Bülten'e Üye Ol

Fihrist Kitap Çalışmalarından Haberdar Ol