Bu değerli makaleler, operaya dair genel bilgi ya da derinlemesine analiz isteyen siz okurlarımızın faydalanabilmesi için hazırlandı. Bir opera literatürü oluşturmak için çıktığımız bu yolda değerli giriş makaleleri ile sizlere bu klasikleri tanıtmaktan mutluluk duyuyoruz…

Fidelio Üzerine

SİNOPSİS

Perde I:

Hapishanede bir avlu. Arka tarafta ana giriş, bir kapı ve kapıcı kulübesi vardır. Bir yanda mahkûmların demir parmaklıklı pencereleri ve demir sürgülü kapıları olan hücreleri bulunur. Baş gardiyan Rocco’nun evi ise ön taraftadır. Hapishane yöneticisi Pizzaro, düşmanı olan Florestan’ı tutuklamıştır. Florestan gizli bir zindanda zincire vurulmuş ve aç bırakılıyorken Pizzaro ise onun öldüğü dedikodusunu yaymıştır etrafta.

Rocco’nun kızı Marzelline bir masada ütü yapmakla meşgul iken baş gardiyanın yardımcısı Jaquino kapıda durmuş paket taşıyanları içeriye almaktadır. Jaquino ile Marzelline baş başa kaldıklarında genç adam Marzelline’ye kur yapar. Kızla evlenmek için yanıp tutuşmaktadır.

İkisi biraz önce nikâh tarihlerini kararlaştırıyorken şimdiyse Marzelline cilveli bir edayla adama direnmektedir. Marzelline, kapının çalınıp birinin Jaquino’yu görev başına çağırmasıyla rahatlar. Jaquino gidince yalnız kalan Marzelline kendi kendine konuşur: Genç adamın ona duyduğu sevginin farkındadır ancak o babasının yardımcısı olan Fidelio’ya gönlünü kaptırmıştır bile. Fidelo’ya olan aşkını haykırır. Fidelio’nun da onu isteyip istemeyeceğini, babasının bu birlikteliğe müsaade edip etmeyeceğini ve bir gün Fidelio ile evlenip evlenemeyeceğini sorgular.

Az sonra Rocco, yanında Jaquino ile gelir. Mesaj iletmekle yükümlü olan Fidelio’nun neden henüz gelmediğini sorar. Onlar konuşurken kapı çalınır. Jaquino kapıyı açar. Gelen, Fidelio adındaki bir delikanlının kılığına girmiş Leonore’dur. Kocasının peşinde olan bu kadın, Rocco’ya yardım ederse -şayet kocası mahkûmların arasında ise- onu bulabileceğini düşünmektedir.

Rocco ile Marzelline, Leonore’un ellerindeki yükleri indirmesine yardım eder. Rocco, Leonore’un faturasını inceler, tutumlu alışveriş yaptığı için onu över. Marzelline fırsattan istifade babasına Fidelio’ya duyduğu sevgiden bahsedince Leonore tutuşur: Genç kızın aşkının kendi planlarını altüst edebileceğini fark etmiştir. Rocco ise kızının söylediklerini duyunca Fidelio’yu gözden geçirir ve kızına layık bir adam olduğunu düşünür. Vali bir aylığına Sevil’e gittiği vakit ikisinin evlenmesini ister. Haliyle, genç kıza tutkun olan Jaquino kahrolur.

Leonore yeraltı zindanlarına girip kocası Florestan’ın orada olup olmadığına bakmak için plan kurar. Rocco’yu çok çalıştığına ve yorgun olduğuna ikna eder. Fidelio’ya güveniyorsa işi ona bırakmasını söyler. Marzelline de onu destekleyerek babasını ikna eder. Ancak Rocco, gizli zindanlardaki hücrelerden birine -iki yıldır bir adamın tutulduğu hücreye- yalnızca kendisinin giriş izni olduğunu söyler. Marzelline tutsağın kim olduğunu sorgulayınca Rocco, pek çok kez tutsakla konuşmaya çalıştığını fakat yöneticiden korktuğu için başaramadığını ve yönetici Pizzaro’nun emriyle bu tutsağı aç bıraktığını itiraf eder. Leonore duydukları karşısında şok olur. Marzelline, Fidelio zindanlara babasıyla gitmesin diye yalvarır fakat Fidelio gitmek ister.

Yönetici Pizzaro yanında askerlerle gelir. Jaquino kapıyı açar ve birkaç kutu getirir. Kutulardan birinin üstündeki mektuplardan birini açar. Mektup bakanlıktan gelmiştir ve rastgele kişilerin tutsak edildiğini duyan valinin ertesi gün teftişe çıkacağını bildirmektedir. Pizzaro’nun etekleri tutuşur. Valinin, bizzat arkadaşı olan ve ölü bildiği Florestan’ı hapiste bulmasından endişelidir. Ancak çok geçmeden tekrar neşesi ve özgüveni yerine gelir: Bir zamanlar alay edilen Pizzaro artık güç sahibidir ne de olsa.

Vali gelmeden intikamını almak ister. Baş gardiyanı çağırtıp Sevil yolundaki nöbetçi kulübesine bir trompetçi koymasını emreder. Trompetçi, askerler geldiğinde sinyal verecektir. Daha sonra yardımını almak için Rocco’yu çağırır, Florestan’ı öldürmesine yardım etmesi karşılığında para teklif eder. İkisi konuşurken Fidelio onların hain planlarını duyar. Leonore da kurbanın kim olacağını bilmese de zindanlarda bir cinayet işleneceğini öğrenmiştir. Bir yandan da hâlâ sevdiği kocasını bulup kurtarmaya kararlıdır.

Leonore ile Rocco konuşurken Marzelline ile ona kur yapan Jaquino kavgaya tutuşmuştur. Leonore kavgayı umursamayarak, vali de yokken Rocco’dan mahkûmların bahçede dolaşması için izin vermesini ister. Marzelline de babasına baskı yapınca Rocco riski alıp Fidelio ile Jaquino’ya hücre kapılarını açmalarını söyler. Mahkûmlar çıkınca Leonore kocasını arar ama bulamaz.

Az sonra Pizzaro, Fidelio’nun istediği zindana inmesine izin verir. Rocco acilen zindanlara inmeleri gerektiğini söyler. Malum mahkûmun ölmek üzere olduğunu ve ona bir mezar kazmaları gerektiğini açıklar.

Çok geçmeden Marzelline ile Jaquino gelir, Pizzaro’nun mahkûmların dışarı çıkarıldığını öğrendiğini ve öfkeli olduğunu söyler. Aniden Pizzaro’nun askerleri içeri akın eder. Pizzaro Roco’yu azarlayınca Rocco bir bahane uydurur: Kral’ın ad günü olduğu için mahkûmlara izin verdiğini söyler. Pizzaro Rocco’ya bir an önce aşağı inip mezarı kazmasını emreder.

Perde II:

Florestan karanlık ve soğuk bir yeraltı zindanına hapsedilmiştir, durumundan yakınmaktadır. Bir an için eşi Leonore’un onu kurtardığı bir hayal görür.

Az sonra Leonore ile Rocco merdivenlerden iner, Florestan’ın hücresine yanaşır. Rocco yeri kazarken Leonore tutsağı inceler. Tanıyamasa da adama acır, bir yolunu bulup zincirlerini sökerek adamı kurtaracağına yemin eder.

Az sonra adam uyanınca Rocco adamı sorguya çeker. Adam öfkeyle gardiyana döndüğünde, mezar çukurunun yanında olan Leonore adamın Florestan olduğunu görür. Florestan, onu hapsettiren kişinin Pizzaro olduğunu Rocco’dan öğrenir: Suçlarını açığa çıkardığı hain Pizzaro onu tutsak etmiştir. Leonore’un orada olduğunu anlamayan Florestan, karısını bulması için Rocco’dan Sevil’e bir adam göndermesini ister. Ayrıca, onu açlığa daha fazla mahkûm etmemesi için yalvarır Rocco’ya.

Rocco tiz bir ıslık çalarak Pizzaro’ya her şeyin hazır olduğu sinyalini verir. Pelerinine sarınmış Pizzaro zindana girer. Pizzaro, kendini güvene almak için hem gardiyanı hem de tutsağı öldürmek zorunda olduğunu düşünür. Rocco Florestan’ın zincirlerini çözecekken Pizzaro Rocco’ya hançerini geçirir. Florestan’ın da üzerine atılacakken Leonore aralarına girer. Yaralı Rocco, Fidelio’ya kaçıp kendini kurtarmasını söyler. Öfkeden kudurmuş olan Pizzaro ise kadından sonra ikisini de öldüreceğine yeminler eder.

Derken trompet sesleri yükselir: Yani vali, Sevil’den gelmiştir. Az sonra Jaquino ile askerler gelip valinin vardığını haber verir. Sevinçle kucaklaşan Leonore ile Florestan Tanrı’ya şükreder. Pizzaro lanetler okuyarak merdivenleri çıkarken artık onun maşası olmak zorunda olmadığını bilen Rocco içten içe kıvanç duyarak Pizzaro’yu takip eder.

Vali gelir ve masum tutsakların acısını dindirmek için orada olduğunu duyurur. Marzelline ile Jaquino’nun, tutsakların ve halktan insanların oluşturduğu kalabalık coşkuyla valiyi över. Leonore ile Florestan’ı da yanına alan Rocco, kalabalığı yararak valiye bu ikilinin özel muameleyi hak ettiğini anlatır. Vali, karşısında zincirlerle bağlanmış eski dostu Florestan’ı görünce şaşırır. Rocco, Leonore’un kocasını kurtarmak için erkek kılığına girdiğini valiye anlatır. Fidelio’nun gerçek cinsiyeti böylelikle açığa çıkınca Marzelline neye uğradığını şaşırır.

Nihayetinde Pizzaro halkın istekleri doğrultusunda hak ettiği cezayı alır ve Leonore, kocası Florestan’a kavuşur.

BEETHOVEN’A DAİR

Ludwig van Beethoven (1770-1827), genç yaşta bir müzik dehası olarak tanınmıştı. Becerikli bir piyanist, kemancı ve orgcu idi. Başarısız bir müzisyen olan babası, Ludwig’in yeteneğiyle yükselmesini istiyordu. O kadar hırslıydı ki kimi zaman oğlunu döverek eğitiyordu. Bu, ileride Ludwig’in her tür otoriteye karşı çıkmasının önemli bir nedeni olacaktı. Bu yetmezmiş gibi Ludwig üç kardeşinin ölümüne, babasının alkolik olup kendini mahvedişine ve annesinin tüberkülozdan genç yaşta vefatına şahit olmuştu. On sekiz yaşına geldiğinde Ludwig, sefalet içindeki ailesinin kalanıyla ilgilenmek zorunda kaldı.

Memleketi olan Almanya’nın Bonn şehrini terk edip Viyana’ya, müziğin ve diğer sanatların merkezine yerleşti. Burada Mozart’ın ilgisini çekmeyi başardı. Mozart, “İyi bakın bu genç adama. İleride bütün dünyaya adından bahsettirecek,” demişti Beethoven hakkında.

1789’da Kutsal Roma İmparatoru II. Joseph’in ölümü üzerine bir kantat bestelemekle görevlendirildi. Oldukça genç bir bestecinin elinden çıkmasına şaşılacak derecede yoğun ve dramatik güç barındıran bir beste çıkardı ortaya.

1791’de, 21 yaşında iken, piyanist olarak ün salmıştı Beethoven. Dönemi içerisinde eşsiz olduğu kadar onu seleflerinden de farklı kılan karizmatik bir stili olan ilk modern piyano virtüözü olmuştu.

Kariyerinin başlangıcından beri Beethoven, bir performansçıdan ziyade yaratıcıydı; müzik bestelemeye takıntılıydı. Âdeta önlenemeyen bir afetti; dehasına, yeteneğine, düşüncelerine ve eşsizliğine güveniyordu. Var olan müzikal kurallara şüpheyle bakıyor ve hiçbirini beğenmiyor, öğrenmiyordu. Müziği çağdaşlarından farklı algılıyor, farklı bir duygusal dille konuşmasını sağlıyordu kendi müziğinin. İnsanlığa dair güçlü düşünceleri ve idealleri vardı; müziğini onları ifade etmek için kullanmak istiyordu.

1796-1798 yılları arasında Beethoven’a menenjit tanısı konuldu. Aynı yıllar içerisinde duymada sıkıntılar yaşadı; sağırlığa karşı verdiği mücadele başladı. 1817 yılında duyma yetisini bütünüyle yitirmiş, kendi müziğini bile duyamaz olmuştu. Yine de acı içinde, ruhunda tınlayan müziğin önderliğinde işine devam etti.

Beethoven’in erken dönem besteleri, on sekizinci yüzyıl klasisizm etkisindeki Mozart ve Haydn’ın bestelerine benziyordu. Ancak 1805’te, insan hakları ve özgürlüğün müdafisi olarak gördüğü Napolyon için bestelediği 3. Senfoni “Eroica” ile kendi tarzını ortaya koydu. Bu beste, müzik tarihinde önemli bir dönüm noktası oldu. Beethoven’ın eserleri; ciddi fikirleri, yeni bir virtüözlük tarzını, muazzam güçlü bir ses tonunu, derin Romantik ifadeyi, ritmik zenginliği, alışılmışın dışında bir biçimi, şiddetli ve devasa gücün karmaşık armonilerini ve uyumsuzluklarını temsil ediyordu. Müziği duygusal açıdan o kadar derin, ilham verici ve enerji doluydu ki, dinleyenler bu yoğunluk karşısında büyüleniyordu.

İlerleyen yıllarda şaheserler yaratmaya devam etti: Fidelio (1805)’nun ilk versiyonu, üç Razumovsky kuarteti, keman konçertosu, piyano konçertoları, dördüncü ve sekizinci senfonileri, Waldstein ve Appassionata’nın da aralarında bulunduğu pek çok ünlü sonatları besteledi.

Hayatının son yıllarında içerisine hapsolduğu çaresizlik, bestelerine de yansıdı. Duyma yetisini yavaş yavaş kaybetmiş olan sağır bestecinin kalemini kederli bir ilham meleği oynatıyordu sanki. Klasik geleneğin temsilcisi olarak başladığı kariyerinin sonunda ruhunu bestelediği müziğe döken, karmaşık ve gergin bir adama dönüştü. Toplum hakkında devrimsel, müziği içinse Romantik görüşleri vardı. Kendinden sonraki deha Alman besteci Richard Wagner gibi Beethoven da içinde bulunduğu topluma uyum sağlayamamıştı.

26 Mart 1827’de siroz hastalığı sebebiyle hayata veda eden Beethoven’ın anıldığı toplu cenazesi 1926’da, müziğiyle hayatlarını değiştirdiği yirmi bin kişinin katılımıyla gerçekleşir. Fırtınalı bir hayat süren Beethoven, insanlığa ayna tutan bir müzisyen olmuş; insanlara yaşamın ancak sevgi, umut ve şefkatle yüceltilebilecek kıymetli bir tutku olduğunu hatırlatmıştır.

TARİHİ ARKA PLAN

On sekizinci yüzyılın başlarında Alman operası ülkenin kültürel değerlerini yansıtmıyordu. Alman Romantik hareketi kendini göstermemiş, çok az sayıda milli tiyatro açılmıştı. Viyana bilhassa Fransız ve İtalyan operacılarla doluydu.

On sekizinci yüzyılda Aydınlanma insanlara umut olmuş, Avrupa ruhunun demokrasiyle yeniden eşitlikçi idealleri yükselteceğine ve ekonomik anlamda Avrupa’nın gelişmesinin zenginle fakir arasında denge sağlayacağına inanç yeşertmişti.

Aydınlanma idealleri, özgürlük ve uygarlık vaat eden yeni bir dünya düzeniyle sağlanabilirdi. Ancak bu eşitlikçi idealler Terör Dönemi[1] yüzünden hayalden öteye gidemedi. Napolyon’un zorbalığı, Napolyon’dan sonra otokrat tiranlığa ve baskıya dönüş ve Sanayi Devrimi’nin sebep olduğu ekonomik ve sosyal adaletsizlik yüzünden çaresizlik giderek arttı.

On dokuzuncu yüzyılın başlarındaki karamsarlar yani Romantiklere göre insanlık kıyametine yaklaşıyor, uygarlık ise yok oluşa sürükleniyordu. Kimilerine göre ise Fransız Devrimi ve Terör Dönemi yüzünden insanlar yozlaşmış, bencilce suçlara bulaşmışlardı. İnsanlar kötülüğe değil de erdeme duydukları sevgiden işliyorlardı bu suçları. Goethe’nin Faust’unda bu durum, “Ah, iki ruh yaşıyor bağrımda,” cümlesiyle anlatılmış; erdem ile kötülüğün bir arada insanlarda var olduğuna değinilmişti. İşte Fransız Devrimi ile Terör Dönemi böylelikle ateşli bir dönemin tehlikelerinden, kederinden ve kahramanlıklarından bahseden pek çok dramaya ilham olmuştu. Devrimden sonraki Fransa’da ise vatansever, politik temalar işlenmiş; adaletsiz tutuklamalar, kaçışlar ve kurtarışlar eserlere hakim olmuştu.

FIDELIO’NUN YARATILIŞI

1803’te Viyana’daki Theater an der Wien’in yöneticisi Schikaneder, Beethoven’dan tiyatrosu için bir opera yazmasını isteyince Fidelio ortaya çıktı.

Fidelio’nun yaratılışı, Jean-Nicolas Bouilly’nin popüler otobiyografik hikâyesi Leonore, ou L’amour conjugal’a dayanıyordu. Hikâye pek çok kez farklı bestecilerin elinde müzikle buluşmuştu. 1803’te Beethoven Theater an der Wien’de misafir besteci oldu ve hayranı olduğu hikâyeye yazdığı besteyi, Fidelio’yu, 1805’te tamamladı. Provaları ise beste biter bitmez başladı.

20 Kasım 1805’te, Theatre an der Wien’de Fidelio prömiyerini yaptı. Bir hafta sonra ise Fransız birlikleri Viyana’yı işgal etti. Dinleyiciler işgalden doğrudan etkilendiği için Fidelio’nun “özgürlüğün zorbalığa karşı zaferi” teması onlar için yeterince etkileyici değildi. Üstelik opera üç perdeden oluştuğu için çok uzundu ve sanatçılar rolleri için yetersiz kalmışlardı.

Daha önce de Fidelio “söylenmesi imkânsız” olarak nitelendirilmiş, çevresi Beethoven’a operada değişiklikler yapmasını söylemişti fakat besteci bunlara kulak asmamıştı. Ancak artık kurtuluş yoktu: Beethoven operasında büyük değişiklikler yapmayı kabul etti. Revize edilen Fidelio, orijinal prömiyerinden dört ay sonra, Mart 1806’da tekrar sahnelendi. Prömiyer başarı yakalayacak gibiydi ancak Theatre an der Wien’in o zamanki yöneticisi Baron Peter von Braun ile Beethoven’ın arası bozulunca işler umulduğu gibi gitmedi. Sonraki birkaç yıl boyunca Fidelio’nun adı dahi duyulmadı.

1814’te Court Theatre Company’nin üyeleri bir bağış performansı gerçekleştirmek istiyorlardı. O zamanlar Beethoven Viyana’da tanınmış bir isimdi. Böylelikle Fidelio tekrar gündeme geldi. Beethoven operasının kullanılmasına razı oldu ama bu kez librettonun revizyonunu Karnthnerthor Theatre sahne menajeri ve bir şair olan Georg Friedrich Treitschke üstlendi. Nihayetinde Beethoven’ın sevilen Fidelio’sunun “kurtarıcısı”, hünerli Treitschke oldu. Beethoven da orijinal operanın hemen hemen her parçasında müzikal değişiklikler yaptı ancak yeniden yazma işlemi zaman aldı.

23 Mayıs 1814’te Fidelio’nun üçüncü versiyonu Viyana’daki Karnthnerthor Theatre’da sahnelendi ve ilk gerçek başarısını yakaladı. Bu versiyona, Rocco’nun para hakkındaki ünlü aryası eklenmişti. Bu arya, ilk versiyonda da vardı fakat ikinci versiyonda silinmişti. Prag’da, 1814 Kasım’ında “Leonore” uvertürü ile sahnelendi. Bu açılış müziğini Beethoven daha önce drama için hafif olduğu gerekçesiyle kaldırmıştı ancak bu versiyonda vardı.

Aslında Beethoven operasına “Leonore” adını vermek istemişti fakat 1805’te tiyatro otoritelerinin ısrarı sonucunda adı Fidelio olmuştu. Bu ısrarın ardındaki neden muhtemelen Ferdinando Paer ve Simon Mayr’ın aynı konuyu işleyen “Leonore” adlı operalarının varoluşuydu. 1814’te operanın dirilişinde Beethoven “Leonore” adı için tekrar savaştı fakat başarılı olamadı ve Viyana Opera arşivlerinde “Leonore” adının üstü kırmızı kalemle çizilip yerine Fidelio yazıldı.

MÜZİK VE KARAKTERLER

Beethoven’ın müzikal tavsifleri hiyerarşik açıdan Mozart’ınkilere benzerdir. Mesela Fidelio (Leonore) sahneye girer girmez Marzelline ile Jaquino’nun arasındaki kavganın yarattığı kasvetli atmosfere renk gelir; karanlığın yerini ışık alır. Operanın müzikleri karakterleri birbirinden ayırır: Leonore ile Florestan’ın müziği dramatik ve hüzünlü; Rocco, Marzelline ve Jaquino’nun müziği hafif, Pizzaro’nunki ise kasvetli ve şeytanidir.

Operanın konusunun temelinde asil insani idealler yer alır ki bunlar fedakârlık, evlilikte sadakat, cesaret, umut ve politik baskı ve adaletten kurtuluştur.

Goethe ve diğer Alman Romantikler gibi Beethoven da aşkı, anlayışlı oluşu, zekâsı ve fedakârlığıyla erkeğini egoistlikten ve narsist doğasından kurtaran bir kadın karakteri yüceltir. Fidelio’da bu kadın karakteri hiç şüphesiz Leonore’dur. Bir erkeği kendi tutsaklığından kurtaran Leonore karakteri, Beethoven’ın hayatı boyunca -nafile de olsa- aradığı aşkın temsilidir aslında.

Pizzaro, tek boyutlu bir karakterdir. Sinsi ve şeytanice planlar yürütür. Güce ve intikama takıntılıdır. Öte yandan operanın kahramanı Florestan, doğruları konuşmak ister ve asil idealler uğrunda ölmeye dahi hazırdır. Başına gelenler için Tanrı’yı suçlamak yerine kaderine razı olur. Beethoven’a göre trajik drama, kederi ve acıyı yaşamdaki en büyük başarı olarak göstermek zorundadır ve Fidelio’da Florestan karakteri bunun için vardır: Sağırlığın Beethoven’ı tüketmesi gibi Florestan da çaresizlik ve bahtsızlık içinde kederlenir. Ancak burada Leonore devreye girer ve atmosferi neşelendirir. Sağırlığı yüzünden baskılanmış ve terk edilmiş hisseden Beethoven, adaletsizce tutuklanmış ve kaçış umudunun olmadığı karanlık bir hücreye hapsedilmiş Florestan’ı kendisiyle özdeşleştirmiştir. Diğer “kurtuluş operalarında” (rescue opera) olduğu gibi Fidelio’da da Florestan’ı cesareti ve sadakatiyle Leonore kurtarmıştır; tıpkı ilhamın Beethoven’ı sağırlığından dolayı içine hapsolduğu kederden kurtarması gibi.

Florestan karakteri kırklı yaşlarında bir adam iken Leonore ise yirmi beş yaşında bir İspanyol kadınıdır. Kadın, yapılı olmasından ötürü rahatça kılık değiştirip kendisinin bir erkek olduğuna diğerlerini inandırabilmiştir. Perde kalktığında onun bir erkek olmadığını düşündürecek bir şey olmamalıdır aslında lâkin soprano sesi (en tiz kadın sesi) onu ele verir. Bazı performansların sonunda valinin önünde toplandıkları sahnede dramanın gerçekçiliğini artırmak için Leonore, Fidelio kılığından çıkmış ve kadın elbiseleri giymiştir. Bu değişim, kadınlığın övülmesidir bir anlamda.

Fidelio, Viyana’daki Kärntnertortheater’da yapılan üçüncü ve son prömiyerin oyun ilanı, 23 Mayıs 1814

FIDELO ETKİSİ

Fidelio baskıya ve tiranlığa karşı insanlara umut olmuş asil insani arzuların ebedi bir metaforu, yüce ideallerin operasıdır. Öyle ki pek çok tarihte, bu ideallerin temsili olarak farklı yerlerde tekrar tekrar sahnelenmiştir. 1814’teki dirilişinde, Viyana Kongresi Viyana’da toplandığında opera Napolyon’a karşı protesto niteliğinde sergilenmişti. 1937’de Hitler ile Naziler Avusturya’yı işgal etmeyi hedeflediği zaman, Salzburg’da Toscanini’nin sahneye koyduğu performans insanlığın onurunu korumuştu. 1941’de Bruno Walter, ardı ardına pek çok kez Fidelio performansları gerçekleşmişti ki bunlar, kendisi gibi Avrupa’daki Nazi teröründen kaçan binlercesi için umudun birer ifadesiydi. 1954’te Stalin’in ölümünün ardından Sovyet Rusya’sında ise Fidelio performansları, adaletsiz tutuklamalara karşı öfkenin birer manifestosu idi.

Bununla birlikte Fidelio, evlilikteki aşkın da bir beyanıydı. 1941’de Norveçli opera sanatçısı Kirsten Flagstad, Amerika’dan Norveçte Nazilere işbirliği yapan kocasının yanına gitmişti. Ancak savaş bittiğinde yaptıklarını Fidelio performansına dahil olarak savundu, tıpkı Leonore gibi kocasının yanında kalarak sevgisini ve kahramanlığını ortaya koyduğunu beyan etti.

***

İnsan ruhunun baskıya ve tiranlığa karşı dayanıklı ve güçlü kalabildiğine inanan Beethoven, yazdığı tek opera olanFidelio’nun temeline bu inancını yerleştirmişti. Beethoven’ın insanlığın temel taşları olarak gördüğü evrensel kardeşliği, sevgiyi ve şefkati yücelten özgürleştirici hikâyesini Türk okuruyla buluşturmanın gururuyla… Keyifli okumalar dileriz.

[1] Fransız Devrimi’nin ardından on ay süreyle iktidarı ele geçiren Jakobenlerin yürüttüğü, devrim karşıtlarının yargılandığı ve Paris’te bir dizi idam dalgasının görüldüğü kanlı dönemdir (1829-1894). (ç.n.)

Bu değerli makaleler, operaya dair genel bilgi ya da derinlemesine analiz isteyen siz okurlarımızın faydalanabilmesi için hazırlandı. Bir opera literatürü oluşturmak için çıktığımız bu yolda değerli giriş makaleleri ile sizlere bu klasikleri tanıtmaktan mutluluk duyuyoruz…

Bülten'e Üye Ol

Fihrist Kitap Çalışmalarından Haberdar Ol