
Bu değerli makaleler, operaya dair genel bilgi ya da derinlemesine analiz isteyen siz okurlarımızın faydalanabilmesi için hazırlandı. Bir opera literatürü oluşturmak için çıktığımız bu yolda değerli giriş makaleleri ile sizlere bu klasikleri tanıtmaktan mutluluk duyuyoruz…
SİNOPSİS
PERDE BİR – Sahne 1: Faust’un çalışma odası.
Faust yaşını başını almış bir filozof, simyacı ve büyü ustasıdır. Ancak hayat ve bilgi arayışı onu hayal kırıklığına uğratmıştır. Evrenin âdeta çözülememiş bir bilmece olması canını sıkmaktadır. Bu sıkıcı hayattan kurtulmaya, intihara karar verir. Kadehine bir zehir boşaltır ve dudaklarına götürür ancak caddeden duyulan neşeli kadın sesleri sebebiyle tereddüt eder. Kadehi tekrar kaldırır fakat bu sefer de Tanrı’ya nimetleri için şükreden hasatçıların seslerini duyar. Öfkesi hiddetlenir ve haset içinde Şeytan’a seslenir.
Ani bir ışığın ardından Şeytan, Mephistopheles, belirince Faust ürker. Mephistopheles, altın ve güç teklif eder fakat Faust bunları reddeder. Onun asıl istediği arzunun, tutkunun ve güzelliklerin hepsini barındıran gençliktir. Mephistopheles, ruhu karşılığında Faust’u tatmin edeceğini, ona aşkı ve gençliği bahşedeceğini söyler: “Burada ben size hizmet ediyorum ama size de bana edeceksiniz aşağıda.”
Faust başta tereddüt etse de Mephistopheles Marguerite’nin çıkrık üstünde bir hayalini ona gösterince sunulan şartı kabul eder. Ruhunu Mephistopheles’e rehin vermeye razı olur. Şeytan’ın elinden iksiri alıp Marguerite’nin şerefine içer. Faust aniden büyülü bir değişim geçirir: Sakalı ve akademik kıyafetleri yok oluverir. Artık şık bir yakışıklı delikanlıdır. Vakit kaybetmeden ikisi Marguerite’nin, zevkin ve maceranın peşine atılır.
PERDE İKİ: Kasabada bir meydan.
Öğrencilerin, askerlerin ve kasabalıların oluşturduğu bir kalabalık şenlikte eğlenmektedir. Askerler savaşa gitmeye hazırlanırken kalabalık da onlara dualar etmektedir. Bir asker olan Valentin, arkadaşı Siebel’den, kız kardeşi Marguerite’ye onun yokluğunda göz kulak olmasını ister. Öğrenci Wagner neşeyle şarkı söylerken Mephistopheles gelir, hırsı ve altını öven, hırstan ve Altın Buzağı’dan bahseden uğursuz bir ilahi söyleyerek onu böler.
Mephistopheles, kendisine ikram edilen şarabı alır fakat beğenmez. Kalabalığa eski bir fıçıdan şarap ikram eder. Marguerite şerefine kadeh kaldırdığı an Valentin kılıcını çeker fakat Mephistopheles askerin kılıcını kırar. Tanımadıkları bu adamın şeytani güçlere sahip olduğunu anlayan askerler, kılıçlarını haç şeklinde tutarak Mephistopheles’e karşı gelirler. Mephistopheles güçsüz düşer ve irkilir. Tehdit savurur: “Tekrar buluşacağız!”
Marguerite, elinde kitabıyla kiliseden döner. Siebel, âşık olduğu Marguerite’yi arzular fakat şeytan Mephistopheles onun işine karışır.
Marguerite’ye meftun olan Faust, kadına yaklaşır ve eşlik etmeyi teklif eder. Kafası karışan kadın reddeder. Ancak Faust ısrar eder. Mephistopheles durumu anlar, Faust’un Marguerite’yi kendine çekmek için yardımına muhtaç olduğunu fark eder.
PERDE ÜÇ: Marguerite’nin evinin önündeki bahçe.
Siebel Marguerite’nin evini ziyaret eder ve eşiğe bir demet çiçek bırakır. Faust ile Mephistopheles belirir. Şeytan, Siebel’in çiçeklerinin yanına bir mücevher kutusu bırakır. Marguerite ise çıkrığına oturmuştur, sevdiği kadın için altın bir kadeh yapıp ölümünün ardından onun şerefine kadehi saklayan Thul Kralı hakkında bir şarkı söylemektedir. Derken, mücevher kutusunu fark eder. Takılar öyle büyüleyicidir ki Marguerite dayanamayıp kendini süsler.
Mephistopheles aniden çıkar ve cesurca hem Marguerite’yi hem de hanımı Martha’yı selamlar. Faust Marguerite ile yakınlaşabilsin diye Mephistopheles Martha’yla flört eder, kadının dikkatini dağıtır. Hemen sonra Marguerite’nin tutkusunu artırıp ruhunu ele geçirmek üzere şeytani güçlere yalvarır.
Karanlık çöker. Marguerite, Faust ile baş başa kaldığında aşkını itiraf eder. İki âşık, tutkuyla birbirlerine duydukları aşkı defalarca dillendirirler. Ancak Marguerite aniden kadınsı bir tereddüde kapılır, Faust’a gitmesini söyler. Sevdiğine bir öpücük attıktan sonra evine girer. Kadın penceresine çıkıp kendi kendine sevgilisi Faust hakkında konuşur ve bunları duyan Faust koşup sevgilisine sarılır. O sırada şeytan Mephistopheles muzaffer edasıyla ve alayla güler.
PERDE DÖRT – Sahne 1: Kilise.
Faust’un ihanet edip onu terk ettiğine inanan Marguerite, histerik bir çılgınlıkla çocuğunu öldürmüştür. Yaptığı şey yüzünden suçluluk duymakta, bağışlanmayacağını düşünmektedir. Hem kendi günahı için tövbe etmek hem de Faust için dua etmek üzere kiliseye girer.
Kilisedeki sesler, Marguerite’ye bağışlanmayacağını, boşa dua ederek nefesini tüketmemesini söyler. Aslında ona işkence eden, Mephistopheles’in ta kendisidir. Çaresizlik içinde ağlayan Marguerite yere yığılır.
PERDE DÖRT – Sahne 2: Kilisenin dışındaki meydan.
Meydanda, Valentin ile savaştan dönen diğer askerler, şehit düşen kahramanları anmaktadır. Sinsi Mephistopheles ve öğrencisi Faust yaklaşır. Faust, yalnızca felaket getirdiğine inanmakta, acı ve utanç içindedir. Mephistopheles ise alay eder. Valentin, kız kardeşinin onurunu korumak için öne atılır, Faust’u düelloya davet eder. Mephistopheles bu kez de Fast’un kılıcına büyü yapar. Düello sonunda Velentin ağır yaralanır. Mephistopheles ile Faust sıvışınca Marguerite geliverir. Valentin son nefesinde kardeşine lanetler eder. Nihayet Valentin öldüğünde etraftaki kalabalık, onun için dua eder.
PERDE BEŞ – Sahne 1: Harz dağları.
Maceraperest Mephistopheles, bu kez de Faust’u Walpurigs Gecesi’ne (her yıl mayıs ayının arifesinde Harz dağlarında kutlanan, kökleri ortaçağa dayanan bayram) getirir. Cadılarla şeytanlar, ahlaksız bir alemde şeytani işler yapmaktadır.
Mephistopheles, ünlü antik zaman fahişelerini; Thaisi’i, Kleopatra’yı ve Truvalı Helen’i çağırır. Aniden Marguerite’nin görüntüsü belirir: Sanki bir balta yaralamıştır kadını. Faust, Mephistopheles’ten onu Marguerite’nin yanına götürmesini ister.
PERDE BEŞ – Sahne 2: Zindan.
Suçluluk çeken Marguerite, çocuk cinayeti yüzünden idam ettirilmeyi beklemektedir. Mephistopheles ile Faust, Margueri’e’yi kaçırmak için gelir. Faust, onunla gelmesi için kadına ısrar eder ancak nafiledir. Mephistopheles de ısrara başlayınca Marguerite onu görür ve tanır: Şeytan’dır bu. Tanrı’ya yalvarır, korunma dilenir ondan.
Marguerite’nin Faust’a son söyledikleri bunlar olur: “Neden kan kırmızısı o eller? Defol! Korkutuyorsun beni!” Mephistopheles ile mutludur: Marguerite’nin ruhunu ele geçirmiştir ve cehennemliktir kadın. Derken, Marguerite’nin cansız bedeni yere yığılır.
Koro, bir paskalya[1] ilahisi söylemeye başlar. “Mesih göğe yükseldi yeniden!” Yani, Marguerite’nin ruhu kurtulmuştur.
Orijinal yapımda Marguerite’in bahçesi, Édouard Desplechin’in set tasarımı
GOUNOD’A DAİR
Charles François Gounod (1818-1893), ikinci Roma Ödülleri’nin[2] kazananı olan bir ressam babanın oğluydu. Sanat hayatının zorluklarına aşina olan annesi, Gounod’a piyano çalmayı öğretmişti. İlerleyen yıllarda Gounod, yirmi opera eserine imza atan Fransız besteci Jacques François Halvey’in altında, Paris Konservatuarı’nda eğitim aldı. Yirmi bir yaşına geldiğinde tıpkı babası gibi Roma Ödülleri’ni kazandı ve verilen burs sayesinde, kilise müziğine ve dini müziğe merak saldığı İtalya’da okuyabildi.
Gounod daima ikilemler arasındaydı: Kutsal olan ile sıradan olanın, spiritüalizm ile haz arasında kalmıştı. İki yıl teoloji eğitimi aldı. Ancak müzikte başarılı olabileceğinden emin olduğundan papazlıktan uzak durdu. Bundan ötürüdür ki sonraki bestelerinin çoğunda dinsel motiflere yer vermişti.
Roma’dan Paris’e döndüğünde kilise orgcusu oldu ve dini koral müzikler yazdı. O zamanlar, ilk operası olan Sopho’yu da besteledi. Sopho başarısız olmasına rağmen besteden vazgeçmedi; Fransız oyun yazarı Moliere’in kaleminden çıkan Zoraki Doktor’u besteledi, operaya taşıdı.
1852-1860 yılları arasında Gounod, Paris koro topluluğu olan Orpheon’u yönetti. Bu süre zarfında dini müziğe ve koral müziğe olan ilgisi yoğunlaştı. Johann Sebastian Bach’ın prelüdünden ilham alan ünlü bestesi Ave Maria’yı ve pek çok oratoryo ile ilahi besteledi. Ancak Gounod ününü, Goethe’nin ünlü oyunundan uyarlanan dördüncü operası Faust’a borçludur. Faust’tan sonra sekiz opera yazmış olmasına rağmen bunlardan yalnızca ikisi, Mireille (1864) ve Romeo et Juliette (1867), başarılı olmuştur.
GOUNOD VE MÜZİK
Gounod, karakter bakımından Fransız olan müziğini Faust ile opera camiasına sunmuştu. Muhteşem bir besteci, usta bir orkestrasyon ve hassas uyumun desteklediği zarif ve açıklayıcı şiirselliğin yaratıcısıydı. Lirik kalitesi, büyüleyiciliği, kulağa hoş gelen ve canlı melodileri sayesinde Gounod’un müziği nicelerinin beğenisini kazanmıştı. Müziği nispeten sade, hassas, duygu yüklü olup insani değerlere yer verdiğinden ötürü Meyerbeer ve taklitçilerinin ağdalı müziğinden ayrılmıştı.
Gounod’un operada Faust dışında büyük bir başarısı olmamasına rağmen bu eseri, Fransız romantizminin doruğu olarak kabul edilir. Zira besteci, yeni bir stil geliştirmiştir. Bu yeni stilin özü epik değil lirik, tematik değil melodik, kahramanca değil sadece kişiseldir. Nihayetinde bu yeni Fransız stili, yoğun kişisel ilişkileri, güçlü kişilikleri ve derin insani tutkuları tasvir ederek, Grand opera’nın[3] “yapay” karakterlerinin antitezi olarak ve Halévy, Meyerbeer, Auber gibilerin oyunlarında olanın aksine eylemlerinin öznelerine onur kazandırmak için gelişmiştir.
Daha da önemlisi, Faust ve bu eserin yüce lirizmi Fransız operasını canlandırmıştır: Gounod’un yeni lirik tarzında bestelenmiş, nihayetinde on dokuzuncu yüzyıl için Fransız müzik estetiğinin belirleyici sesi olacak, zamanı için tamamen modern bir eserdi Faust. Gounod’un yarattığı yeni Fransız lirizm stilinin büyük uygulayıcıları, Saint-Saëns, Bizet ve Massenet, onu coşkuyla takip etmişlerdi.
Çağdaşları olan Bizet ve Halevy’nin aksine Gounod, dramatik yoğunluk yaratma yeteneğinden yoksundu ve en iyi eserleri dahi zayıftı ve dramatik anlamda tatmin edici görülmüyordu. Fakat en önemli yeteneklerinden biri, bir sahneyi yavaş yavaş lirik yoğunluğa ulaştırabilmek ve coup de theatre[4] ile bitirebilmekti. Bilhassa Faust, müzikal bir güce ve güzelliğe sahiptir. İnsani dramın hayal gücü ve büyüyle yan yana getirildiği derin bir tezat vardır bu eserde. Ancak her sahne muhteşem bir teatral etki yaratarak sona erer.
Faust’un düşmanları, karakterleri başka operaların karakterleriyle kıyaslamış ve Goethe’nin muazzam destanından uyarlanmış olmasına rağmen konuyu ve mesajı tam anlamıyla işleyemediğinden yakınmıştır. Ancak yine de bu eserinde Gounod’un eski moda opera şarkılarının ötesinde olan, hâlâ opera formlarının özü diyebileceğimiz hoş melodiler yakaladığını hiç kimsenin inkâr etmesi mümkün değildir.
ŞEYTANİ GÜÇLERE OLAN İNANÇ VE FAUST
Bir şeytan olan Mephistopheles ile uğursuz bir anlaşma yapan bir filozofun öyküsü hakkında pek çok yazı kaleme alınmıştır. Efsanenin kendisi köklerini antik zamanlardan ve mitolojiden almıştır. Ancak öykü, yüzyıllar boyunca sözlü olarak; daha sonra ise şarkılar, kukla oyunları ve tiyatrolar ile yayılmıştır.
Ortaçağ dünyasına, ölümsüzlüğe ve cennet, cehennem ve lanetlenme arasındaki çatışmaya dayanan Hıristiyanlık kurtuluş inancı hakimdi. İnsanlık, şeytani güçleri hayal edebilecek/yaratabilecek kadar cesurdu; zira insanın mit oluşturmak için ihtiyaç duyduğu tek şey, yaratıcılığı teşvik edecek bir unsurdu. Faust’taki pek çok element de (başarılı ya da eğitimli insanların karanlık sanatlarla uğraşan kimselerle anlaşması; arasında Zerdüşt, Demokritos, Empedokles, Apollinaris, Virgil, Albert Magnus, Merlin ve Páracelsus’un bulunduğu şeytani güçlerin köleleri) ortaçağ yaratıcılığını yakalayan eserlerde mevcuttur.
Altıncı yüzyılda Siraküzalı Theophilus’un kendini şeytana sattığı, lanetten Meryem Ana’nın mucizevi müdahalesiyle kurtulduğu iddia ediliyor ve katedral mimarları ile köprü mühendislerinin, büyük fikirlerinin gerçekleşmesi için ruhlarını takas ettikleri söyleniyordu.
Sonraki yüzyıllarda, çeşitli bölgelerde çeşitli hikâyeler ve inançlar yayıldı. Bavyera’nın batıl inançlı köylüleri, ülkede ilk lokomotif motorunu çalıştıran mühendisin şeytanla işbirliği içinde olduğunu düşünüyordu. Hatta askerleri yenilgiye mahkûm eden Prusya makine tüfeklerinin, Bismarck’ın şeytanla yaptığı takas sayesinde ortada olduğuna inanmışlardı. Polonya’da büyü ve karanlık sanatlar içeren Pan Twardowsky hikâyeleri epey ünlüydü. Bohemya’da da benzer, uğursuz ve kötü bir efsaneye inanılıyordu. Hikâye ve efsanelerdeki bütün büyücüler, karanlık sanatlarla uğraşıyordu.
Gerçek Dr. Johann Faustus’un, on beşinci yüzyılın sonları, on altıncı yüzyılın başlarında yaşamış olan Würtembergli büyüyle ilgilenen bir adam olduğuna inanılır. Şeytan Mephistopheles ile anlaşmış, mucizevi başarılar yakalamış ve sonunda korkunç bir şekilde ölmüştür. Önceleri fakir olmasına rağmen zengin bir akrabası sayesinde Cracow Üniversitesinde okuyabilmişti ve işte burada Faustus, büyüyle ilgilenmeye başlamıştı. Mezun olduktan sonra Avrupa’yı gezmiş, büyü gücü sayesinde imparatorluk ordularına dahi zafer kazandırmasıyla övünüp durmuştu. Ancak insanlar ondan iğreniyor, onun “kayıp bir ruh” olduğuna inanıyordu.
DOKTOR FAUSTUS’UN ÖYKÜSÜ
Faust’un bilindik en eski öyküsü Johan Spies’in kaleme alığı, 1587’de Frankfurt’ta yayınlanan Faustus’tur. Kısa bir süre sonra, 1590’da, Spies’in öyküleri İngilizceye çevrilmiş, Christopher Marlowe’un Doktor Faustus oyununa da ilham olmuştur. Spies’in öyküsünde Faustus, Mephistopheles’e evlenmek istediğini kısaca söyler. Mephistopheles bu öyküde öyle çirkin, öyle iç karartıcı bir canavardır ki Faustus ona doğrudan bakmayı dahi reddeder. Faustus’un bu tavrından hoşlanmayan şeytan Mephistopheles onu cezalandırmak için evini ateşler içine alır ve “Düğününüz nasıl olsun istersiniz?” diye sorar. Ürken Faustus bir daha evliliğin konusunu dahi açmayacağına yemin eder. Artık Mephistopheles’in ona bir kadın -diri ya da ölü- getirmesine bile razıdır. Böylelikle Truvalı Helen, ölüler diyarından, Faustus’un sevgilisi olmak üzere getirilir. Spies’in öyküsünde Helen’in Justus Faustus adında bir oğlu olur ancak Faustus öldükten sonra oğlan da Helen de kaybolur.
Hikâyenin Leh versiyonunda Faustus’u şeytandan üç dilek dileme hakkına sahip olan Twardowsky temsil eder. İki dileği sayesinde tatmin olunca, Spies’in öyküsünde olduğu gibi, üçüncü dilek hakkını bir eş istemek için kullanır. Şeytan dileği kabul etmeyerek Twardowsky’yi başından savar. Kimilerine göre bu hikâye, İngiliz yazar William Makepeace Thackeray’in The Painter’s Bargain masalına ilham olmuştur.
Efsanenin değişik versiyonları ardı ardına çıkmış, nihayetinde Faust hikâyesi on dokuzuncu yüzyılda Romantik oyun yazarları ve şairlerin eserleri için seçtiği biricik konu oluvermişti.
On sekizinci yüzyılın sonlarına doğru Goethe, Faust’tan yararlanarak insan yaşamı üzerine felsefi bir bakış atan eseri; şiir, felsefe ve din arasında kurduğu son edebi sentezi üretmeye karar verdi. Goethe’nin efsaneyi muazzam bir şekilde ele almasıyla librettistler, besteciler ve şairler bu hikâyeye sıkı sıkıya sarıldı. Ortaya çıkan onlarca şaheserden biri olan Spohr’un Faust operası (1818) bugün bile Almanya’da hâlâ sahnelenmektedir. Yirminci yüzyılda bile Marksistler hikâyeyi bir adım ileriye taşımış, modern bir hicve dönüştürmüş ve ruhunu Şeytan’a satan Amerikalı bir milyoner olarak sahneye taşımıştır Faust’u.
Gounod’un hikâye olarak Doktor Faustus’u seçmiş olması, Alman Romantik Johann Wolfgang von Goethe’nin şiirine olan hayranlığının bir göstergesidir. Hatta henüz yirmilerinde iken en büyük eğlencesi, Goethe’nin Faust’unu okumak olmuştur.
GOETHE’NİN FAUST’U
Faust, Ünlü Alman hezarfeni Johann Wolfgang von Goethe’nin dünya klasikleri arasında önemli bir yer tutan eseridir ve diğer bütün eserlerinin bir birleşimi olarak kabul edilir. Adını Almancadaki “Yumruk” anlamına gelen sözcükten alan Faust, “Goethe’nin yumruğu” olarak nitelendirilmiş, “şok” etkisi yarattığı ve yaratacağı öngörülmüştür. Romantizmden klasisizme geçişi sağlayan temel bir eser olmuştur.
Goethe neredeyse bütün yaşamını Faust’u yazmaya adamıştır. On sekiz yaşında yazdığı Urfaust oyunuyla başlayan bu serüven, seksen üç yaşında ölümünden kısa bir süre önce son bulmuştur. Urfaust üzerinde çalışmaya başlaması, çocuk katili Susana Margaretha’ya karşı açılan dava sürecinden etkilenmesinden sonradır. Yirmi bir yaşından elli yedi yaşına kadar bu versiyon ile ilgilenmiştir. Urfaust, çalışma odasında Faust’un monoloğu ile başlar, Mefisto belirir fakat hikâyede şeytanla anlaşma yoktur. Daha sonra Gretchen çevresinde gelişen aşk trajedisi işlenmiştir. Son bölümünde ise Büyücü Mutfağı ve Cadılar Bayramı yer almaktadır.
Urfaust’un ardından “Faust: Bir Fragman” üzerinde çalışmıştır. Urfaust’un aksine bu eserinde şeytanla anlaşma vardır ancak üstü kapalıdır. Gretchen’in aşk trajedisinin yanı sıra kuşkucu bilim adamının trajedisi işlenmiş, aslında yazarın kendi trajedisi anlatılmıştır.
Goethe, Fragman’ın ardından; ithaf, tiyatroda ön gösteri ve gökyüzünde konuşma sahnelerini eklediği “Faust: Bir Trajedi”yi yayınlamıştır. Daha önceki iki versiyonda kesinleşmiş olan pek çok sahne eklenmiş, belli bir zamana kadar Cadılar Bayramı sahnesi gösteri dahilinde tutulmuştur. Mutsuz bir kızın ve kuşkucu bir adamın hikâyesinden, gökyüzü ve cehennem arasında geçen bir insanlık dramı ortaya çıkarmıştır.
Aynı efsaneden temelini alan Christopher Marlowe’un Doktor Faustus’una karşın, hikâyedeki şeytan Mephistopheles, yenilmesi mümkün olmayan bir karakterdir. Şüphesiz ki Goethe, Faust’unda evrensel bir insan tragedyası ortaya koymuştur.
OPERA OLARAK FAUST
Gounod için Faust, kısmen otobiyografik bir eserdi aslında. Genç bir öğrenciyken Gounod masum bir kızı sevmiş, ardından da terk etmişti. Bu yüzden içinde doğan ve gittikçe büyüyen suçluluk duygusu hayatı boyunca onunla olmuştu. Belki de besteciyi bu hikâyeye iten en önemli etken bu idi.
Gounod, Faust için iki librettist olan Jules Barbier ve Michel Carre’ye gitti. Librettist Carre’nin Gounod’un Faust’una çekinerek yaklaştığı söylenmekteydi zira Goethe’den esinlendiği, üç perdelik Faust et Marguerite oyununu yeni yaratmıştı. Ancak Barbier senaryosunu ortaya koyarak Carre’yi Faust üzerinde çalışmaya ikna etti ve ikili çalışmalara başladı. Goethe’nin derin dini ve felsefik bağlamından ayrılarak Faust ile Marguerite arasındaki aşk hikâyesine odaklanmayı hedeflediler.
Faust’un prömiyerinin 1857 Kasım’ında olması kararlaştırılmıştı fakat Carvalho, Theatre St. Martin’de aynı efsane üzerine bir melodram sahneleneceğini öğrenince işleri durdurdu. Ancak kısa süre sonra bahsedilen oyun iptal edildi ve Carvalho, Gounod ile librettistlerine devam etme izni verdi. Opera provaları 1858’de başladı ve büyük zorluklarla devam etti. Librettistler ile direktörler arasında gerginlikler yaşandı ve Fransa ile Papalık arasında cereyan eden gerginliklerden ötürü operadaki kilise sahnesi yetkililerce kaldırılmak istendi. Söylentilere göre bütün bunlar bilhassa “sakin” olan Barbier’i derinden etkilemiş, prömiyerin ardından evine dönüp istirahat bile edemeyecek hale getirmişti.
Nihayet prömiyer 19 Mart 1859’da gerçekleşti. Seyircilerin arasında edebiyat, sanat ve siyaset çevresinden seçkin kişiler vardı. Açılış gecesinde Faust’a gelen eleştiriler hem övgü hem de yergi niteliği taşıyordu: Büyük bir başarı olduğu söylenemese de tam bir felaket de değildi. Olumlu bir pencereden bakacak olursak, seyirci bu operayı cesur ve farklı bulmuştu. Bununla birlikte, librettistlerin yalnızca aşk hikâyesine odaklandığını açıklamasına rağmen Almanlar Goethe’nin destanını Gounod’un kavrayamadığından yakınmıştı. Kimileri üçüncü perdeyi sıkıcı ve uzun bulmuş, ortaçağdan beri anlatılagelen bu hikâyedeki şeytanın korkunç gücünün hissettirilemediğini ve büyücünün bir çocuk partisindeki sihirbazdan daha etkileyici olamadığını öne sürmüştü.
Carre ile Barbier, Faust ile Marguerite’nin aşkına odaklanmış olsa da ana motifleri iyi ile kötü arasındaki çatışma idi. Bununla birlikte, Goethe’nin destanının yalnızca bir kısmını işlemesinden ötürü, asıl özünü yansıtması neredeyse imkânsızdı. Hikâye öyle büyüktü ki bir operanın, hikâyenin hakkını tam anlamıyla vermesini beklemek haksızlık olurdu belki de. Nihayetinde Gounod, her ne kadar başarılı olsa da, büyük Alman besteci Richard Wagner değildi ve Nibelung Yüzüğü gibi bir şaheser ortaya çıkaramazdı.
Bütün bunlara rağmen Faust, opera camiasında yerini almayı başarmıştır. Nitekim bugün ne Fransızlar ne de Almanlar, Faust’u Theatre Lyrique’nin kısa süreliğine rafa kaldırdığını ya da bir Fransız tiyatrosu olan Opera-Comique’nin Faust’a kapıları kapattığını hatırlar. Lirik tiyatro tarihinde hiçbir eser Gounod’un Faust’unun popülaritesine erişememiştir. 1887 yılında, ilk performanstan yirmi sekiz yıl sonra Gounod, operanın beş yüzüncü performansına katılma ayrıcalığına sahip olmuştur. 1902 yılında ise bin iki yüz ellinci performansı Paris’te gerçekleşmiştir. İlerleyen yıllarda İngiltere’de, Amerika’da, tekrar Fransa Paris’te, İtalya’da (İtalyanca olarak), Macaristan’da ve başka pek çok yerde defalarca sahnelenmiş olan/sahnelenmeye devam eden Faust, kuşkusuz ki bugün en başarılı operalardan biridir.
***
Kim ne demiş olursa olsun ya da derse desin Faust, dönemi için son derece cesur ve ileri görüşlü bir eserdir. Melodik anlamda taşıdığı ve öncülük ettiği yenilikler; hislere hitap eden, incelikle yaratılmış ve büyük bir dehanın elinden çıktığına bizleri emin kılan bestesi ile Faust, akıllarda kalmayı başarmıştır ve şüphesiz ebediyete kadar da kalacaktır. Opera sahnesine sıkı sıkıya bağlı olan bu operanın sadık izleyicileri Gounod’nun lirik ihtişamıyla sürekli hipnotize edilir ve bu müzik sadece perde kapandıktan sonra değil, sonsuza dek hafızalara kazınmış kazınacaktır. Hem Fransız hem de dünya opera klasikleri arasında kendine yer bulan ölümsüz eser Faust’u Türk okurla buluşturmanın verdiği gururla… Keyifli okumalar dileriz.
[1] İsa’nın çarmıha gerilişinden sonra üçüncü günde dirilişinin kutlandığı Hıristiyan bayramı. (ç.n.
[2] 1663’te Fransız XIV. Louis döneminde yapılan yarışma sonucunda sanatçılara sağlanan burstur. (ç.n.)
[3] Great opera (büyük opera) genelde beş perdelik, mitolojik, tarihi konularda yazılan, büyük opera binalarında sahnelenen, konuşma olmayan 19. Yüzyıl epik opera türüdür. (ç.n.)
[4] Dramatik etki yaratmak için sahnelenen ani ve beklenmedik teatral numara veya hareketler. (ç.n.)




















Bu değerli makaleler, operaya dair genel bilgi ya da derinlemesine analiz isteyen siz okurlarımızın faydalanabilmesi için hazırlandı. Bir opera literatürü oluşturmak için çıktığımız bu yolda değerli giriş makaleleri ile sizlere bu klasikleri tanıtmaktan mutluluk duyuyoruz…