Bu değerli makaleler, operaya dair genel bilgi ya da derinlemesine analiz isteyen siz okurlarımızın faydalanabilmesi için hazırlandı. Bir opera literatürü oluşturmak için çıktığımız bu yolda değerli giriş makaleleri ile sizlere bu klasikleri tanıtmaktan mutluluk duyuyoruz…

Don Giovanni Üzerine

SİNOPSİS

PERDE BİR: Donna Anna’nın evinin dışı. Gece vakti.

İspanyol bir soylu olan Don Giovanni, cüretkârca bir maceraya atılmıştır: Sevil Fahri Şövalyesi olan Don Pedro’nun evine, kızı Donna Anna’yı ayartmak için gizlice girmiştir. Dışarıda ise uşağı Leporello, isyankâr sözler ederek efendisini beklemektedir.

Don Giovanni saraydan çıkar. Peşinde Donna Anna vardır, adamın işlediği günahın bedelini er ya da geç ödeyeceğini bağırmaktadır. Donna Anna’nın çığlıklarını duyan Fahri Şövalye, kızını korumak için gelir. Kılıcını çeker ve yabancıya meydan okur. Fakat kendini korumak istemeyen Don Giovanni, ani bir darbeyle Fahri Şövalye’yi ağır yaralar. Yerde adamın cesedini görmesine rağmen istifini bozmaz, Leporello ile oradan uzaklaşır.

Donna Anna, babasının öldüğünü fark eder ve ürperir. Nişanlısı Don Ottavio ile babasının intikamını almak için sözleşir. İkisi de ellerinden geleni yaparak bu cinayetin öcünü alacaklarına ant içerler.

Sevil’de bir cadde. Günün erken saatleri.

Don Giovanni ile Leporello yeni kurbanların peşinde etrafta dolaşmaktadır. Güzel bir kadın dikkatlerini çeker: Donna Elvira’dır bu. Kadın, Don Giovanni’nin ihanetinden yakınmaktadır. Nankör sevgilisinin ona döneceğinden yana umutludur ancak eğer haksız çıkarsa onu mahvedeceğine dair yemin etmektedir.

Kadının Donna Elvira olduğunu anlamayan Don Giovanni, dertli kadına yanaşır. Ancak tam da onu teselli edecekken kim olduğunu anlar: Terk ettiği kadındır bu. Donna Elvira da Don Giovanni’yi tanır. Adam, onu bırakması için geçerli sebepleri olduğunu söyleyerek kadından af diler ancak nafiledir. Donna Elvira onu affetmez. Don Giovanni, hırslı kadını Leporello’nun başına sarıp oradan sıvışır.

Leporello, öfkesi dinsin diye kadına yalvarır, yakarır: Nihayetinde o da ne hovarda efendisinin kullandığı ilk kadındır ne de sonuncusu olacaktır. Alaycı bir gururla Donna Elvira’ya efendisinin eski sevgililerinin listesini gösterir. Efendisinin uğrunda üzülmeye değer biri olmadığını söyler. Yine de sözlerinin hiçbiri fayda etmez. Nihayetinde kadını kederiyle baş başa bırakarak kaçar.

Don Giovanni’nin sarayının yakınlarında bir kırsal.

Köylüler dans ederek şarkı söylemektedir. Don Giovanni ise köylü kızlarıyla flört ederken Zerlina adlı genç bir kıza tutulur. Fakat kız, Masetto adlı bir gencin nişanlısıdır. Zerlina’yı gözüne kestiren Don Giovanni, kıza onu koruyacağını söyleyerek evlenme teklifi edecektir.

Daha sonra bütün köylüleri sarayına davet eder. Leporello’ya ise Masetto’yu oyalamasını söyler. Böylelikle Zerlina’yla baş başa kalıp ona kur yapabilecektir. Nihayet Masetto gittiğinde Don Giovanni kıza serenat yapar, kendisiyle evlenmesi karşılığında ona yeni bir hayat bahşedeceğinin sözünü verir.

Tam da Zerlina Don Giovanni’nin sözlerine inanacakken Donna Elvira çıkagelir. Zavallı kızı bu hovardanın elinden kurtarmak için tam zamanında orada olduğunu söyler. Zerlina ise onu endişeyle dinler ve Don Giovanni’ye, hakkında duyduğu bu suçlamaların doğru olup olmadığını sorar. Don Giovanni kıza, Donna Elvira’nın onu sevdiğini ve kendisinin de kadını yatıştırmak için onu seviyormuş gibi davrandığını söyler. Duydukları yüzünden öfkeden deliye dönen Donna Elvira, kıza bu haine inanmaması için nasihat eder. Ardından Zerlina’yı elinden tutar, kızcağızı bu zampara soyludan kurtarmak için çekiştirir.

Don Ottavio ile Donna Anna gelir. Don Giovanni’yi geçen geceden tanımayan Donna Anna, ondan da intikam için yardım ister. Derken, Donna Elvira inleyerek tekrar gelir. Donna Anna ile Don Ottavio, Donna Elvira’nın gözyaşlarından etkilenir. Don Giovanni ise Donna Elvira’nın deli olduğunu söyler. Bunun karşısında Donna Anna ile Don Ottavio kime inanacağını bilemez. Donna Elvira oradan ayrılırken Don Giovanni de zavallı kadını takip edeceğini söyler ve diğer ikisine veda eder.

Don Giovanni’nin sesini duyan Donna Anna bir anda gerçeğin farkına varır: Kendisini taciz eden ve babasını öldüren kişi Don Giovanni’dir. Don Ottavio onu dinlerken kadın, geçen gece başına gelenlerden bahsederek ağlar ve intikam yeminleri eder. Ancak Don Ottavio duyduklarına inanmakta zorluk çekmekte, Don Giovanni gibi asil bir adamın böylesi iğrenç bir iş yapmış olabileceğini kabul edememektedir. Yine de sevdiği kadın için intikam almaya ant içer.

Don Giovanni’nn sarayının önündeki teras.

Zerlina’ya kafayı takmış olan Don Giovanni, muazzam bir eğlence için sarayına bütün köylüleri davet etmiştir. Leporello’ya misafirlere hizmet etmesini emreder. Bu sırada Zerlina, kıskanç nişanlısı Masetto ile tartışmaktadır. Zira Masetto, Zerlina’yı tam da düğün günlerinde sadakatsiz olmakla suçlamıştır. Zerlina ise masumiyetini kanıtlamak için dil dökmektedir.

Don Giovanni misafirperver bir tavırla gelir. Zerlina’yı bulur ve onu çardağa davet eder. Ancak inatçı Masetto’nun orada gizlendiğini fark ettiği an kurduğu planların suya düştüğünü anlar. Hayalleri başına yıkılan Don Giovanni, iki nişanlıya saraya kadar eşlik eder.

Don Giovanni’nin sarayındaki dans salonu.

Aniden üç maskeli salona girer. İntikam peşindeki Donna Anna, Don Ottavio ve Donna Elvira’dır bu üçlü. Niyetleri baloyu basmak, Don Giovanni’yi kaçırmak ve bu zalim adamı cezalandırmaktadır.

Leporello Don Giovanni’ye bu üçlünün yalnızca misafir olduğunu söyleyince Don Giovanni ona bu misafirleri selamlamasını emreder. Maskeli misafirler dans edenlerin arasına karışırken Don Giovanni ise Zerlina’yı kandırır ve ikisi birlikte başka bir odaya geçer.

Derken, Zerlina’nın çığlığı duyulur. Dans durur ve maskeli üçlü Zerlina’yı kurtarmak için odanın kapısını kırmaya çalışır. Zerlina kurtulduğu gibi intikamcılar Don Giovanni’nin üstüne çullanır. Fakat Don Giovanni, bütün suçu Leporello’nun üstüne atar. Ardından, hiçkimseden ve hiçbir şeyden korkmadığını haykırarak Leporello’yu da yanına alarak intikamcıların yanından geçerek salondan kaçar.

PERDE İKİ: Donna Elvira’nın evinin önü.

Bir an için Leporello efendisini tehdit eder: Ya efendisi düzenbazlığı bırakacaktır ya da Leporello onu terk edecektir. Ancak Don Giovanni, kendince felsefi konuşmalar yaparak kendisini savunur. Hayatını kadınları ayartarak kazandığını demeye getirir lafı. Leporello’nın eline de sussun diye para sıkıştırır.

Uslanmaz çapkının gözü bu kez de Donna Elvira’nın hizmetçisindedir. Ancak onu ayartabilmek için Donna Elvira’dan kurtulması gerekir. Bunun için kurnazca planını uygulamaya koyar: Leporello ile pelerinleri değiş tokuş ederler. Efendisinin kılığına giren Leporello, onun için bu hizmetçi kızını ayartacaktır.

Donna Elvira penceresine çıkar, duygularından bahseder ve nankör bir hain olmasına rağmen sevmekten vazgeçemediği Don Giovanni’yi anar. Bu sırada Leporello’nun arkasında duran Don Giovanni, Donna Elvira’nın sözlerine karşılık verir, ondan bağışlanma diler. Donna Elvira hemencecik yelkenleri suya indirir. Don Giovanni sandığı Leporello’nun yanına iner ve ona aşk dolu sözler eder, sarılır. Leporello ise bundan gizliden gizliye hoşnuttur.

Don Giovanni ikisini aniden korkutur. Bu aslında Leporello’ya verdiği “Donna Anna’yı dal al, kaybol,” emridir. Leporello Donna Elvira’yı götürünce Don Giovanni hizmetçi kıza serenat yapar. Ancak çok geçmeden serenatı, onu arayan köylüler tarafından bölünür. Bu grubun önderi ise eli silahlı Masetto’dur. Gelgelelim Don Giovanni Leporello’nun pelerinine sarınmış olduğundan kimsecikler onu tanımaz. Bundan istifade eden kurnaz Don Giovanni, aradıkları haini bulsunlar diye yalancıktan köylülere yol gösterir. Köylüler biraz sonra gitse de Don Giovanni’nin ısrarı üzere Masetto orada kalır. Delikanlının silahlarına bakmak istediğini söyler. Masetto silahıyla tüfeğini ona verince savunmasız kalır ve Don Giovanni onu hırpalar. Hemen sonra zifiri karanlıkta kaybolur gider.

Zerlina geldiğinde Masetto’yu acıdan inlerken bulur. Delikanlıyı telkin eder ve onu bir ilaçla hemencecik iyileştireceğini söyler: Bu ilaç aşkıdır.

Donna Anna’nın evinin önündeki karanlık avlu.

Leporello, peşlerindekilerden saklanmak için Donna Elvira ile karanlık avluya geçer. Donna Anna, Don Ottavio, Zerlina ve Masetto da gelir. Don Giovanni kılığındaki Leporello’yu gördükleri an içlerindeki intikam ateşi daha da alevlenir. Bahtsız uşak korkudan tir tir titrer, canını bağışlamaları için yalvarır. Zerlina onu bir sandalyeye bağlasa da uşak bir yolunu bulup kaçar. Donna Elvira yine kendine acıyarak kederli kederli inler.

Aralarında Fahri Şövalye’nin heykelinin de olduğu heykellerle dolu bir mezarlık.

Don Giovanni ile Leporello, peşlerindekilerden kurtulup mezarlıkta buluşur. Aniden, taştan bir heykelden gelen ses konuşmalarını böler. Etrafına bakan Don Giovanni, Fahri Şövalye’nin heykelini fark eder. Leporello’ya yazıtı okumasını emreder. Mezar taşında, intikamdan bahseden sözler yazılıdır. Bunun üzerine Don Giovanni, Leporello’ya heykeli akşam yemeğine davet etmesini söyler. Heykel daveti kabul eder.

Gözdağı verme peşinde olan Don Giovanni, evine dönüp misafiri için hazırlıkları başlatır. Leporello da korku içinde, eli kulağında olan felaketi sezerek ona eşlik eder.

Donna Anna’nın evindeki bir oda.

Donna Anna hâlâ babasının yasını tutmaktadır. Don Ottavio’ya, babasının intikamı alınmadan evlenemeyeceklerini söyler. Don Ottavio bu ertelemeyi zulüm olarak nitelendirse de Donna Anna yasına devam eder.

Don Giovanni, müzisyenler eşliğinde, misafirperver bir tavır takınarak sarayında eğlenmektedir. Kederli Donna Elvira tekrar gelir. Don Giovanni’yi, hovardalığı bırakması karşılığında affetmeye karar vermiştir. Dizlerinin üzerine çöker ve Don Giovanni’ye tövbe edip çapkınlığı bırakması için yalvarır ancak tepesi atan Don Giovanni, kadını kovar. Donna Elvira giderken Don Giovanni’ye lanetler okur.

Derken, kapı tuhaf bir şekilde çalınır. Leporello korkar, masanın altına saklanır. Don Giovanni kapıyı açar. Karşısında Fahri Şövalye’nin heykeli durmaktadır.

Heykel, yemek yemeyi reddeder. Don Giovanni’nin elini yakalar ve ona tövbe etmesini söyler. Don Giovanni telaşla debelense de elini heykelden kurtaramaz. Yine de inatçılık eder de tövbe etmez.

Bir anda yükselen alevler bütün salonu sarar. İblislerin Don Giovanni’yi tenkit eden sesleri duyulur. Don Giovanni, çaresizlik içinde, çığlık çığlığa alevlerin içinde kaybolur.

Epilog:

İntikamcılar muzafferdir artık. Hep birlikte Don Giovanni’ye duydukları kini dillendirirler. Az sonra Leporello onlara efendisini ölüme götüren korkunç olayı anlatır.

Donna Anna ile Don Ottavio, sorunlarının ilahi müdahaleyle çözüldüğünü öne sürer. Donna Anna, Don Ottavio’ya bir yıl boyunca yas tutacağını, bu nedenle evliliklerinin daha sonra tekrar değerlendirilmek üzere şimdilik ertelendiğini söyler. Donna Elvira ise emekli olup ömrünün geri kalanını manastırda geçireceğini duyurur. Zerlina ile Masetto birlikte yemek yemek için eve dönmeye karar verir. Leporello ise hana gidip kendisine yeni bir efendi arayacağını söyler zira başka çaresi yoktur.

Herkes günahkâr hovardanın ölümünü kutlar: İlahi adalet zalimin hakkından gelmiştir!

Don Giovanni’nin Viyana’da Mozart tarafından ilk çalınışı

MOZART’A DAİR

Wolfgang Amadeus Mozart, 1756 yılında Avusturya’nın Salzburg şehrinde dünyaya geldi. Kısa bir yaşam sürmesine rağmen batı müziği üzerinde son derece etkili olan müzikal başarılara imza attı. Johann Sebastian Bach ve Ludwig van Beethoven’in yanı sıra Mozart da klasik müziğin “ölümsüz” isimlerinden olmayı başarmıştı. Mozart öyle büyük bir müzisyendi ki Çaykovski ona “Müziğin İsa’sı” diyorken çağdaşı olup onu örnek alan Haydn onun gördüğü en iyi besteci olduğunu vurguluyordu. Schubert ise Mozart’ın müziği hakkında “Ruhlarımıza daha parlak ve daha iyi bir yaşamın izlenimlerini bırakıyor,” sözlerini etmişti. Müzikal dramalarında orkestranın gücünü vurgulayan Richard Wagner, Mozart’ın senfonilerini şöyle yorumlamıştı: “Sanki enstrümanlarına insan sesinin tutkulu tonlarını üflüyor… Böylelikle orkestral müziğe, yürekteki doyumsuz arzunun muazzam bir tezahürü olma fırsatı tanıyor.”

Kısa kariyerinde Mozart, kırk bir senfoni, yirmi yedi piyano konçertosu, otuzdan fazla yaylı çalgılar dörtlüsü, pek çok övülmüş kuintet, dünyaca ünlü keman ve flüt konçertoları, takdire değer piyano ve keman sonatları ve sansasyonel operaların da aralarında bulunduğu altı yüzden fazla eser ardında bırakmıştır.

Seçkin bir müzisyen olan babası Leopold, Mozart’ın hem öğretmeni hem de ilham kaynağıydı. Mozart henüz çok küçükken müzikal bir dehâ olduğunu kanıtlamıştı. Üç yaşındayken klavsende duyduğu her bir ezgiyi çalabiliyordu. Dört yaşında ise kendi müziğini bestelemeye başlamıştı. Altı yaşında halka ilk konserini vermiş; on iki yaşına bastığında çoktan on senfoni, bir kantat ve bir de opera bestelemişti bile. On üç yaşındayken İtalya turu yapmış, Roma’da müzik camiasını derinden etkilemişti.

On sekizinci yüzyılın sonlarına doğru müzisyenler geçimlerini soyluların ve aristokratların himayesinde sağlıyorlardı. Becerikli bir harpsikordist olan kız kardeşi Nannerl ile Mozart sık sık Avrupa turu yapıyor; Avusturya, İngiltere, Fransa ve Hollanda’nın saraylarında performans sergiliyordu. Fakat memleketi Salzburg’da baş piskoposun nefesini daima ensesinde hissediyordu. Sonunda, Viyana’ya taşında ve burada, hem İmparatoriçe Maria Thèrése’nin hem de daha sonra oğlu İmparator II. Joseph’in desteğini aldı, mali güvenliği sağlandı. Burada, Mehter marşından esinlenerek bestelediği “Türk Marşı”nın da aralarında olduğu sayısız esere imza attı. İlerleyen yıllarda Prag’a taşındı. Prag Mozart için ayrı bir önem taşıyordu zira Figaro’nun Düğünü Viyana’da yakalayamadığı ilgiyi burada görmüştü ve onun için opera her şey demekti. Daha sonraki yıllarda Viyana’ya tekrar dönmek durumunda kaldı ve 5 Aralık 1791’de vefat edene dek orada yaşadı. Mozart’ın ölümü üzerine pek çok yorum yapılmış, pek çok teori ortaya atılmış olmasına karşın bugün bile ölüm sebebi bir gizemdir.

OPERA GELENEKLERİ: MOZART’IN İSTİFADESİ VE KATKILARI

On sekizinci yüzyılın sonlarına doğru popülarite kazanan opera türleri ise başlıca İtalyan opera seriası ile opera buffası ve  müzikli drama olan Alman singspieliydi.

Opera seria doğrudan mitolojiden, tarihten ve Yunan tragedyasından besleniyordu. Bu türde müzikal drama, genellikle ahlaki bir ikilemi de içeren kahramanca ya da trajik bir çatışmayı işliyor; çoğunlukla fedakârlığın, sadakatin ve erdemin ödüllendirildiği mutlu sonla bitiyordu.

Opera buffa ise, İtalya’da doğup 16-18. yüzyıllarda Avrupa’da popülarite kazanan profesyonel tiyatro Commedia dell’arte gibi gerçek yaşamdaki durumları hiciv ve parodi yoluyla ele alıyordu. Toplumun içinde bulunduğu her türlü hal, ironi ve hiciv yoluyla; kurnaz uşaklar, entrikacı doktorlar ve oyuna getirilen efendilerin aralarında bulunduğu karakterlerle gülünç ve samimiyetten uzak durumlar eleştirilirdi. Mozart’ın zamanında opera buffa belki de en yaygın opera formuydu. On dokuzuncu yüzyılda da bu opera türü, Rossini ve Donizetti gibi ünlü İtalyan bestecilerin ellerinde daha da yükseldi. Opera buffaya benzeyen Alman singspiel ise bir komedi operasıydı fakat bu türde resitatifler yerine diyaloglar yer alıyordu.

Mozart’ın zamanında, sosyal karmaşalar ve ideolojik değişimler cereyan ediyordu. Aydınlanma on sekizinci yüzyılı etkisi altına almış, Fransız ve Amerikan devrimlerine ilham olmuştu ki bunlar, batı tarihi için mühim olaylardı: Yüzyıllardır devam eden toplumsal haksızlığı kökünden çürüteceklerdi. İşte Mozart, bu dönemin aristokrat efendilerinin tiranlığına karşı durup hakkını arayan sıradan insanını operalarının merkeze koydu. Opera buffa, demokrasi ideallerini sanat yoluyla ifade etmesinde aracı oldu. Opera serianın gösterişli görkemi ve resmiyeti, aristokrasinin kendisiyle özdeşleştirdiği ve övdüğü yüce kişilikleri, tanrıları ve kahramanları tasvir ediyordu. Buna karşılık, opera buffanın hiciv ve mizahı, toplumun alt sınıflarının yaşadığı sosyal adaletsizliklerden kaynaklanan hayal kırıklıklarının ifade edilmesi için bir platform sunuyordu.

Mozart’ın zamanında yani on sekizinci yüzyılın ikinci yarısında opera standartlarını belirleyenler İtalyanlardı. İtalyanca müzik ve operanın dili olmuştu artık. Mozart’ın seyircisi gibi Avrupalı diğer bütün seyirciler de İtalyan operası izlemek istiyorlardı. Bundan ötürü Mozart’ın pek çok operası için İtalyanca librettolar kaleme alınmıştı. En popüler operaları ise Figaro’nun Düğünü, Don Giovanni, Cosi fan tutte ve La Clemenza di Tito idi. Ancak İtalyanlar, “yeterince İtalyan” olmadığını düşündükleri bu operaları yok sayıyordu. Bunların yanı sıra, Mozart’ın en popüler Almanca operaları, singspiel türü olan Die Zauberflöte ve Die Entführung idi.

Mozart’ın operaları çokça övülmüş, müzikal tavsifleri hayatın hem acı hem de tatlı yönlerini yansıtmasıyla ün salmıştır. Öyle ki bazılarına göre Don Giovanni gelmiş geçmiş en iyi operadır. Müzikbilimci William Mann ise Cosi fan tutte’nin “eşi benzeri olmayan, büyüleyici bir beste” olduğunu vurgulamıştır.

Mozart’ın eserleri müzikal anlamda, hedefi bir yandan belli başlı standartlara ve formlara riayet ederek kısa, açık ve dengeli eserler yaratmak olup öte yandan duygusal doyuruculuğu yükseltecek yeni müzikal idealler geliştirmek olan on sekizinci yüzyılın Klasik stilinin en temel örneklerindendi. Aslında Mozart tam bir klasikçi olsa da muhteşem müziği, İtalyanların zarif melodiye olan eğilimi ile Almanların resmiyete ve kontrapuntal mükemmelliğe olan eğiliminin ustaca birleşimidir.

“Dramatik gerçekliği” müziğe çevirmede ustadır Mozart. Karmaşık insani duyguları, tutkuları ve hisleri müzikle dâhiyane bir üslupla birleştirmiştir. Opera ya da müzikal drama özünde, insani duygulari ve eylemleri sanatsal yollarla işlemeyi hedefler. Yani bir operanın başarısı, müzik yardımıyla insanı bütün gerçekliğiyle anlatabilmesinde yatar. İşte Mozart insanları tanımış ve anladıklarını kendisine has bir müzikal dil ile aktarmıştır. Karakterlerinin ruhunu gözler önüne sererken Shakespeare’i andırıyordu üslubuyla: Müzikal tavsifleri evrensel insani duyguları, arzuları, tutarsızlıkları, aykırılıkları, kusurları ve zaafları bütün gerçekliğiyle işliyordu. Ancak Mozart karakterlerinin davranışları ve eylemleri hakkında nadiren tutucu bir yargıya veya ahlak anlayışına yer verirdi. Bu da Beethoven’ın Don Giovanni ve Figaro’nun Düğünü’nde Mozart’ın dehasını ahlaksız konulara harcadığına üzülmesine neden olmuştu.

Mozart, 18-19. yüzyılların operaları arasında bir köprü görevi görmüştür. Ondan önce opera seria türü sebebiyle duygular üstünkörü işlenmiştir. Ancak Mozart, ölümünden kısa bir süre sonra başlayacak olan Romantik harekete geçişi dört gözle bekliyordu ve . Böylelikle Mozart’ın tavsifleri operayı canlandırdı; karakterlerine, hepsi derin duygu ve hislere sahip, net ve farklı müzikal kişilikler kazandırdı.

Daha önceki dönem eserlerinde dramatik biçim Yunan tiyatrosunun tarzını taklit ediyordu: Bir bireyin tutkuları ve dramatik durumların anlatımı, yorumu veya özetinden koro sorumluydu. Ancak daha sonra Mozart, müzikal olarak karakter tavsiflerinin bir aracı olarak opera formunun sunduğu olanakları anladı. Onun operalarında büyük ve küçük karakterler insan düzeyinde hareket eder, düşünür ve nefes alırdı. Aslında Mozart’ın karakterleri Yunan dramasının maskelerini atmış, sıradan ve tanıdık bireyler olarak ortaya çıkmışlardı. Nihayetinde, tıpkı Shakespeare gibi, Mozart’ın tavsifleri de insanlığın eskimeyen temsilleri haline geldi. Kostümler ve gelenekler değişmiş olsa da opera tavsifleri yirmi birinci yüzyılda da on sekizinci yüzyılın sonlarında olduğu kadar gerçekçidir. Kısacası, müzikal tavsifte bu muhteşem sonuçlara ulaşmak için Mozart, kıskançlık, intikam veya asil aşk gibi insani tutkuları tasvir etmek ve iletmek için müzik dilinin çeşitli tekniklerini geliştiren ve kullanan bir sihirbaz olmuştu.

Figaro’nun Düğünü, Don Giovanni ve Cosi fan tutte’nin librettolarını yazan Lorenzo da Ponte, Aydınlanma idealinin odağı olan insanın karakterindeki adiliği alaycı bir dille ele almıştır. Figaro’nun Düğünü ile Don Giovanni’de, aristokrat erkeklerin ahlaki kusurlarını işlenmiştir. Almaviva Kontu ve Don Giovanni karakterleri, günümüz standartlarında suçlu olarak nitelendirilebilecek soylu kişilerdir. Dengesiz ve şehvet düşkünü olmalarının yanı sıra kanun önünde diğerlerinden üstün olduklarını düşünürler. Benzer şekilde Cosi fan tutte’nin kadın karakterleri ahlaki değerlere uygun olmayan davranışlar sergilerken erkek karakterleri birer zalimdir. Bu kusurlu karakterler, 18. yüzyıl Aydınlanma’sı ile 19. yüzyıl Romantizmi arasındaki sembolik ideolojik bir köprü; işledikleri kötülükler ise yaklaşmakta olan toplumsal gerginliklerin ve Batı’da eski rejime son veren büyük ideolojik değişimlerin temsilidir.

LORENZO DA PONTE

Don Giovanni için libretto yazmak üzere Mozart, bir Aristocu ve girişimci olan Lorenzo da Ponte’yi seçmişti. Da Ponte, Venedikli ünlü ve çapkın bir yazar olan Casanova de Seingalt’i yakından tanıyordu ve bu yakınlık sayesinde librettist, Don Giovanni karakterinin içini doldurabilmişti.

Lorenzo da Ponte 1749 yılında İtalya’da Emmanuel Conegliano adıyla bir Yahudi olarak doğmuş, daha sonra vaftiz edilerek aşina olduğumuz adını almıştı. 1773’te papazlığa atanmış olmasına rağmen dini yaşamdan çok çabuk sıkılmıştı. Daha sonraları, hovarda karakteri Don Giovanni gibi -tabiri caizse- ahlaksızca yaşadığı hayatını pikaresk biyografisinde anlatmıştır. Ömrü boyunca başı entrikalardan ve beladan kurtulmamıştır ki bu, nihayetinde Venedik’ten kovulmasına ve İngiltere’de finansal sebeplerden ötürü hapis yatmasına neden olmuştur. 1805’te göçtüğü ABD’de Columbia Üniversitesinde İtalyanca eğitim vermiş, İtalyan klasiklerini Amerika’ya tanıtmış ve 1825’te Birleşik Devletler’de bir İtalyan operasının şefliğini üstlenen ilk kişi olmuştur.

DON JUAN EFSANESİ VE DON GIOVANNI

Don Juan hikâyesi, defalarca farklı yazarlar tarafından anlatılmıştır. Efsanevi ve kurgusal bir karakter olan Don Juan’ın adı günümüze dek “zampara” anlamında kullanılagelmiştir.

Efsaneye göre Don Juan, soylu bir ailenin genç kızını ayartarak kendine âşık etmiş ve kızın babasını öldürmüştür. Daha sonra babanın mezarlıkta karşılaştığı heykelini saygısızca kendisiyle yemek yemeye davet etmiştir. Heykel daveti kabul etmiştir. Ancak asıl niyeti, Don Juan arsızını öldürmektir. Heykel yemeğe geldiğinde Don Juan’ın elini sıkmak istemiş ve Don Juan elini uzattığında heykel onu cehenneme sürüklemiştir. Bu hikâye yüzyıllardır dillerde ve akıllardadır. Öyle ki Goethe, “Roma’da, Don Juan’ın cehennemde yandığını ve Fahri Şövalye’nin cennete yükselmiş onurlu bir ruh olduğunu bilmeyen tek bir kişi bile yoktur,” sözleriyle bunu desteklemiştir.

En başından beri Don Juan hikâyeleri, Tanrı’yı merkeze alan ortaçağ moralite oyunlarının ve kukla tiyatrolarının temel kaynaklarındandı. Nitekim Don Juan efsanesi, geçmişten beri pek çok sanat eserine ilham olmuştu. Bunlardan sahneyle ilk buluşanı, İspanyol oyun yazarı Gabriel Tellez’nın Tirso de Molina mahlasıyla yazdığı El Burlador de Sevilla y Convivado de Piedra idi. Daha sonra Mozart ile da Ponte’nin Don Giovanni’sine Molière’in Le Festin de Pierre (1665)’i, Righini’nin Il Convitato di Pietra ossia Il Dissoluto punito (1776)’sı, Alman komedisi olan Das steinerne Gastmahl(1760) ve Gluck’un Don Juan, ou Le Festin de Pierre (1761) balesi ilham oldu.

Bu hikâyelerde Don Juan, geleneksel ahlaka karşı bir asi, ahlaksız bir günahkâr, hain ve cani bir adamdır. Bir ahlak oyunundan beklendiği üzere, ceza yoluyla ilahi adaleti elde etmesi gerekir. Tüm insanlık gibi Don Juan da ölümcül derecede kusurlu bir karakterdir. Ancak aynı zamanda büyüleyici ve buyurgan bir figürdür. Bununla birlikte, özellikle de zayıf ve savunmasız kadınların onu çekici bulması, Don Juan’ı toplum için bir tehlike yapmaktadır. Hikâyenin da Ponte versiyonunda bu kadınlardan üçü dikkat çekicidir: Donna Anna, Donna Elvira ve Zerlina. Mozart’ın operasında her kadının Don Giovanni’ye karşı kendine özgü bir takıntısı ve hayranlığı vardır. Her biri adamın zalim olduğunun farkındadır ama yine de ona teslim olmaya hazır ve isteklidir.

KARAKTERLER

Don Giovanni

Don Giovanni, romantik olduğu kadar soğuk ve acımasız olan, arzularının peşinde koşan, karizmatik kişiliğiyle karşılaştığı herkesi büyüleyen ve şaşkına çeviren bir maceracıdır. Çapkın Don Giovanni’nin tek bir motivasyon kaynağı vardır, o da cinsel zevk ve gönüllerin fethi peşinde koşarken toplumda gösteriş yapmaktır. Kurbanlarını ya kendine hayran eder ya da afallatır. Şeytani yanı ise tutkulu bir coşku ve güçlü bir canlılıkla istikrarlı bir şekilde yaşamaya devam eder.

Don Giovanni
Ressam: Max Slevogt

Modern psikologlara göre Don Giovanni’nin maceraları, bilinçdışındaki eril bir fanteziyi anlatmaktadır. Bu fantezi, annesiyle yeniden bir araya geleceği andır. Bundan ötürüdür ki bilinçdışındaki takıntıları onu gerçek duyguların dahil olmadığı cinsel maceralara sürüklemiştir. Bilinçdışında bir savunma mekanizması, kendi narsist bencilliğini gölgede bırakan bir korku olduğundan dolayı Don Giovanni’nin gerçek aşkı deneyimlemesi imkânsızdır. Çaresizlik içinde eski sevgililerinden kaçmaya çalışırken bir yandan da yeni sevgililer bulmak peşindedir daima.

Esere adını veren karakterimiz, hikâyede değişime neden olan ana kişidir. Diğer bir deyişle, diğer bütün karakterlerin eylemleri Don Giovanni’nin eylemlerine karşı gelişir. Ancak Don Giovanni “ahlaksız” maceralarını sürdürürken kahramanın ruhu gizlenir: Wagner tarzının aksine uzun iç gözlemsel anlatılar yoktur bu eserde. Buna rağmen Don Giovanni, içgüdüsel ve sezgisel olarak kendisini çevreleyen dünyayı tanımakta, karşısına çıkan karakterlerin kırılganlığını ve zaaflarını hissetmektedir. Hepsini sömürmek ve aşağılamaktır istediği.

Kadın Karakterler

Don Giovanni’nin üç kadın karakterinde “kadınlık” yelpazesi eksiksiz bir şekilde sunulmaktadır: intikamcı Donna Anna’nın muhteşem opera seria karakteri, duygusal ve hor görülmüş Donna Elvira, kurnaz ama sempatik köylü kızı Zerlina.

Donna Anna karakteri operaya hem kasveti hem de romantizmi katıyor zira dramayı başlatan asıl etken onun babasının ölümü ve cinayeti. Mozart Donna Anna’yı aristokrat soylu bir adamın kızı ve intikam için yanıp tutuşan bir kadın olarak resmediyor.

Hikâyede Donna Anna’nın gerçekten Don Giovanni tarafından ayartılıp ayartılmadığı ya da tecavüze uğrayıp uğramadığı veyahut da adamla gizli bir ilişkisi olup olmadığı açık değildir. Mozart’ın 18. yüzyıldaki izleyicilerine göre Donna Anna’nın Don Giovanni’yi gece vakti odasına çağırdığına şüphe yoktur. Bu düşünceye yol açan, tecavüz gecesinden sonra kadının nişanlısı Don Ottavio ile arasında geçen konuşmadır; kadının hikâyesinde tutarsızlık ve bariz boşluklar mevcuttu. Don Giovanni kadının gönlünü fethetmiş, ardından da onu terk etmişti. Ne de olsa o, istediğini elde ettikten sonra ardında kalanla hiç ilgilenmeyen bir adamdı. Donna Anna’nın gerçekten de baştan çıkarıldığı ve bu aşk dolu andan haz aldığı iddia edildi. Gelgelelim tüm zaferleri gibi bu da Don Giovanni bitti dediğinde bitmişti. Yani Donna Anna’nın Don Giovanni’den intikam almak istemesinin tek nedeni babasının katili olması değildi. Hain sevgilisinden intikam almak istiyordu aynı zamanda.

Donna Elvira azimli, karışık, çok boyutlu bir kişiliğe ve belki de kadın karakterler arasında en hassas duygulara sahip karakterdir. Bir manastırda rahibe iken Don Giovanni’nin ağına düşmüş, baştan çıkartılmıştır. Donna Elvira’nın talihsizliği, ilk ve tek aşk deneyiminin ahlaksız Don Giovanni’den başkası olmamasıdır. Gerçekten de bu onun için coşkulu bir hadiseydi ve anısı ruhunu, hayatını, aşkını ve geleceğini terk etmeyi reddettiği bir adama adamsına neden olmuştur. Başından geçen bu hadisenin anısı, yeni hayatının takıntısı olmuştur: Ona geri dönmezse Don Giovanni’nin kalbini paramparça edecektir.

Mozart’ın Donna Elvira müzikal tasviri şefkat ile öfke arasında hassas bir denge sunar. Donna Elvira sürekli olarak hor görülen, acı çeken ve onuru kırılan bir kadındır. Bununla birlikte, aşkın ve nefretin ne kadar çabuk tetiklenebileceğini kanıtlamıştır: Bir yandan intikam için yanıp tutuşurken öte yandan Don Giovanni’ye kolay yem olabilecek kadar saf ve ahmakça davranmaktadır.

Zerlina ise değişken bir kadın karakterdir. Bazen masum bir köylü kızı iken bazen de sırnaşık bir oynaş gibi davranır. Bundan ötürüdür ki Mozart’ın onun için bestelediği müzik, hilebazlık ve kurnazlığı sezdirir. Bunun yanı sıra Zerlina, duygularıyla mantığı arasında sıkışıp kalmış bir karakterdir. Don Giovanni’nin samimiyetsiz davrandığı serenat anında ikilemde kalır. Kendisini toplumda seçkin bir kişi yapabileceğini söyleyen, aşktan bahseden bu adama güvenmeli midir bilemez ama duyduklarına inanmak da ister.

Don Ottavio

Don Ottavio, Donna Anna’nın en büyük avutucusu ve nişanlısıdır. Takdire şayan duyarlılığa sahip, nişanlısının acısına ortak olan ve onun intikam ateşini destek sözleriyle körükleyen bir adamdır. Yani aslında Don Ottavio, donuk ve fazlasıyla uysal bir karakterdir. Saygın ve iyi niyetli bir beyefendi olsa da zevkusefa düşkünü ve çekici kadınların parazitleri olan erkeklerden pek farkı yoktur.

Leporello

Leporello karakteri, doğrudan Commedia dell’arte geleneğinden doğmuştur. Bilindik alaycı bir opera buffa karakteri, duyduğu endişeleri ve hovarda efendisine karşı içinde alevlenen isyanı zaman zaman dillendiren komik uşaktır. Efendisinin yaşamını onaylamadığını açıkça söyler. Donna Elvira’yı vazgeçirmek için efendisinin değersiz, kibirli ve düzenbaz bir adam olduğunu tereddüt etmeksizin haykırır. Opera buffa geleneğine sadık kalarak Leporello, Don Giovanni’nin aşırılıklarının kasıtsız olarak kurbanı olur iki defa: Perde Bir’in sonunda Zerlina’yı ayartmakla suçlanır, Perde İki’de ise Don Giovanni’den intikam almak isteyenlerin eline düşer. Bununla birlikte, efendisini içten içe hor görmesine ve açıktan açığa eleştirmesine rağmen köylülerin arasına girdiğinde Leporello, genç hanımların gönlünü çelebilme umuduyla Don Giovanni’yi taklit eder. Arsız bir hovarda olmasına rağmen onun çekici, alımlı bir erkek olduğunu kabullenmiştir.

BAŞKALARININ GÖZÜNDEN DON GIOVANNI

Mozart’ın Don Giovanni’si yıllar boyunca bestecilerin, sanatçıların, şairlerin, filozofların, psikologların, entelektüellerin ve elbette ki müzikseverlerin ilgisini çekmeyi ve hatta kimilerine ilham olmayı başardı. Lord Byron, Baudelaire, Merimee, Puşkin ve Tolstoy da bu tanınmış isimlerdendi.

Zamanında tabiri caizse sömürülen ünlü bestekâr Beethoven, Diabelli Varyasyonlar’ınına Leporello’nun “Çalışırım köle gibi gece gündüz,” sözlerini dahil ederek yayıncılarına karşı alaycı bir tavır takınmıştı. Offenbach’ın The Tales of Hoffman eseri ise bir bakıma Mozart’ın operasının bir yorumuydu; sonuçta Hoffmann da Don Giovanni gibi ideal aşkı aramaktaydı.

Don Octavio’nun aryası “Il mio tesoro” (“Hazinem”), John McCormack tarafından söylenmiş ve zamanla en kıymetli fonograf kaydı oluvermişti. Beethoven ve Chopin “Là ci darem la mano” düetinin varyasyonlarını yazdı. Macar besteci Franz Liszt ise Don Juan bağımsız bestesinde bu müzikten istifade etti. Dorian Gray’in film versiyonunda kahraman, ilk ayartma girişiminde bulunduğu sırada “Là ci darem la mano”yu duymak zorunda kalmıştı. James Joyce’un Ulysses‘inde ise eşinin cinsel ilişkiye girmek üzere olduğu sevgilisine bu şarkıyı söylediğini duyan boynuzlanmış Leopold Bloom fazlasıyla rahatsız olmuştu.

Rossini, Don Giovanni‘nin partisyonunu ilk kez gördüğünde dizlerinin üzerine çökmüş, müziği övgülere boğmuş ve Mozart’a şöyle haykırmıştı: “O, Tanrı’nın ta kendisiydi!” Goethe ise kendi başyapıtı olan Faust’u, Don Giovanni‘yi yazan Mozart’tan başkasının müziğe uyarlayamayacağını öne sürmüştü. Faust‘u müzikle buluşturan Fransız besteci Charles Gounod, Don Giovanni hakkında şunları söylemişti: “Bu, hayatımın tamamına tesir eden bir aydınlanma oldu. Benim için bu, dramatik ve müzikal mükemmelliğin bir tür vücut bulmuş hali.” Romantik dönem Rus bestecisi Çaykovski’nin Don Giovanni hakkındaki yorumu akıllara kazınacak niteliktedir: “Bu eser sayesinde müziğin ne olduğunu anladım.” Pek çokları gibi Bruno Walter da Don Giovanni sayesinde Mozart’ın “operanın Shakespeare’i” olduğunu kabul etmiştir. Ünlü bestecilerden bir diğeri olan Bernard Shaw da Don Giovanni’yi “eğitiminin en önemli parçası” olarak nitelendirmiştir. Belki de bugün adını en sık duyduğumuz filozoflardan olan Kierkegaard ise Mozart hakkında şunları söylemiştir: “Ölümsüz Mozart, sayende ‘hayatımda beni hiçbir şey derinden etkilemedi’ diyemiyorum.”

***

Mozart’ın muhteşem bir dehanın eseri, komik ve olağanüstü elementlerin şiirsel drama ile muhteşem birlikteliği olarak nitelendirilegelen Don Giovanni’sini dinlemiş ve izlemiş olmak, şüphesiz ki insanın hayatında edinebileceği en büyük deneyimlerden biriydi. Belki de yazılmış en mükemmel ve kusursuz operayı, iki asırdır “operaların operası” olarak anılan Don Giovanni’yi nihayet Türk okuruyla buluşturmanın verdiği gururla… Keyifli okumalar dileriz.

Bu değerli makaleler, operaya dair genel bilgi ya da derinlemesine analiz isteyen siz okurlarımızın faydalanabilmesi için hazırlandı. Bir opera literatürü oluşturmak için çıktığımız bu yolda değerli giriş makaleleri ile sizlere bu klasikleri tanıtmaktan mutluluk duyuyoruz…

Bülten'e Üye Ol

Fihrist Kitap Çalışmalarından Haberdar Ol