
Nitelikli, bilgi içeriği yüksek, akademik ya da yorum içeren kapsamlı yazılar… Bu başlık altında kıymetli yazarların ve akademisyenlerin özel, kısa ya da uzun, alana özgü metinlerini bir arada bulabileceksiniz. Fihrist olarak idealist bir bakış açısıyla nitelikli metinler ortaya koyma arzusundayız. Dolayısıyla, bu başlık, sizler için geniş bir arşiv oluşturma niyetinin ürünü. Yararlanmanız dileğiyle…

İnsan ile ilgili her konu veya problem felsefe için bir düşünme, fikir üretme ve bir hakikate erme aracıdır. Dolayısıyla bütün bu düşünme etkinliğine tarih de girer ve yeni bir felsefe alt dalı oluşturarak tarih felsefesine dönüşür.
Tarihin iki anlamı vardır. Bunlardan birincisi tarihin bilim olarak geçmişte yapılan, bu yolla da geleceği etkileyen olayların bilinebilir ve kesin olmasını ister. Bir diğer anlamı ise insanların, toplulukların geçmişte yaptığı eylemler, dönemdeki din, sanat, siyaset anlayışının yalnız o döneme mahsus, spesifik bir birleşimidir. Örneğin 15. ve 16. Yy’ın keşifler ve icatlar yy’ı olduğunu söylüyorsak o dönemde geçen olayların veya inançların, kültürün başka hiçbir dönemde tıpatıp aynısını göremeyeceğimiz gelişmeler olarak karşımıza çıkmasındandır. Fakat her yazılı metin gibi geçmişten edindiğimiz bilgiler de bir kişi tarafından yazıldığı için tam manasıyla bir objektiflik mümkün değildir.
Çünkü herhangi bir tarih metninin yazarı o dönemde geçen olayları veya olguları kendi beğenileri ve ölçütleriyle bulandırabilir. Kendi kişisel tercihinden dolayı neyi yazılmaya değer görüyorsa onu yazarak bazı şeyleri atlayabilir veya yine kendi beğenileri yüzünden tarihte geçen kişilerin yüceliğini abartabilir. Dolayısıyla tarih yazıcılığının veya aktarımının sübjektifliğinden ve bununla birlikte de ne kadar birçok metin bir araya getirilip okunulmaya çalışılsa da her kişinin anlatmaya değerli gördüğü olayların farklılığının sonucu kaşımıza bir problem çıkmaktadır. Bu metinlerden geçmişte olanları tam manasıyla öğrenebilir miyiz veya öğrenebilsek dahi her dönemin kendi içindeki özelliklerinin farklılığı sonucu geleceğe bir fayda sağlar mı?
Kendi kültürlerini öğrenmeye çalışan devletlerin kendilerine göre düşüncelerini ortaya koyma, kendi gündelik yaşamlarını ona göre şekillendirme gibi bir düşünceleri vardı. Rönesans ve reform hareketleri bunun örneklerinden birkaç tanesidir. Bunun sayesinde de geçmişte olan tarih yazılığının ahlakçılıktan ve öğüt vermeden sıyrılması gerçekleşmiştir. 17.yy’da da gerçekleşen bilimsel devrimler ve bunun devamının da 18. Yy’a yansımasından dolayı gerçek bilginin imkânı ve varsa da onu nerede arayacağımızın düşünceleri ortaya çıkmıştır. Felsefenin ontolojik ve epistemolojik sorunlarına da değinen bu problemler tarihi anlama, aktarabilme ve geleceğe ilişkin ön görüye sahip olabilme açısından düşünürler tarafından sorun edinilmiştir. Descartes ve Vico ise bu tartışmaların gidişatının seyrini anlamak ve yorumlamak açısından iyi örneklerdir, çünkü iki uç fikirdedirler.
Vico tarihi bir bilim gibi alır ve ondan kesin bilgiye ulaşabileceğimizi söylerken Descartes tarihi öğrenmenin ilginçliğinin yanında bize başka bir şey vermediğini, yani tarihten yola çıkarak kesin bilgiye ulaşamayacağımızı söyler. Bütün bunları açıklamadan önce konumuzla da bağlantılı olarak 17. Ve 18. Yy’larda yaşamış iki düşünürün yaşadığı dönemlerin özelliklerini öğrenmek ve iki farklı sonuca ulaşmalarını sağlayan şeyin ne olduğunu görebilmek için kısa bir özgeçmişlerinden bahsetmenin yarar sağlayacağını düşünmekteyim.

Öncelikle Vico, Rönesans’ın merkezi olan İtalya’da doğmuş ve buradaki güçlü düşünce ortamlarının içinde yetişmiştir. Akademik hayatının büyük bir kısmını (1699-1741) Napoli Üniversitesi’nde retorik profesörü olarak geçiren Vico, asıl eğitimini hukuk alanında yapmıştır. 1723’te sivil kanun kürsüsü için açılan bir sınavı kaybedince tarih incelemelerine dönmüştür. Bununla beraber, yoğun bir biçimde klasikleri okumuş, filoloji ve felsefe çalışmaları yapmıştır.[1] Aynı zamanda Vico bir Hristiyan olduğundan dinlerin de tarih hakkında büyük öneme sahip olduğunu belirtmiştir. Çünkü din ve kutsal kitap tarafından yeryüzüne gönderilen açıklamalar belirli kurallarla birlikte insanın yaratılışından söz eder. Bu nedenle belirli bir dine sahip olmayan ulusların tarihi Vico’ya göre çok daha ilginç gelmiştir.
Descartes de Vico gibi babasının da zoruyla öncelikle hukuk eğitimi alır fakat iki yıl sonra bırakır. Şüpheci bir kişiliğe de sahip olduğundan daima hakikati ve kesin bilgiyi aramaya çalışır. Onun için matematik dışında kesin bilgiyi veren bir şey yokmuş gibi gelir. Aynı zamanda müziği de matematiğe benzeterek uğraşları arasına alır. Daha sonrasında Yöntem Üzerine Konuşmalar kitabı basıldı ve şüpheci bir filozof olduğundan dolayı şüphe edilemeyecek tek şeyin kendi varlığı olduğu belirtmek adına o meşhur cümlesini söyledi: ‘Düşünüyorum, öyleyse varım’.
Genel olarak 17. Ve 18. Yy’a baktığımızda akılcılığın ön plana çıkmasından ötürü Descartes’in ve Vico’nun tarihte bir hakikat aramayı düşünmesi normaldir. Fakat 17. Yy düşünürleri ile 18. Yy filozofları arasındaki fark tarih için konuşmak gerekirse ilk yy tarihi bir bilim olarak ele almazken 18. Yy tarihe bakışını değiştirerek ondan bir kesinlik çıkarmaya çalışır. Çünkü 17. Yy filozofları daha çok doğa ve kesinlik olarak görülen matematiksel düşüncelere yönelmişlerdir. Görüldüğü üzere iki filozof da kuşkusuz yaşadığı zamanın ve yerin toplumsal kimliğinden beslenmiş ve etkilenmiştir.
17. Yy’a ve Descartes ile Vico’ya baktığımızda, Vico’nun fikirlerine karşı çıktığı bir kişi daha vardır, Francis Bacon. Bacon tarihi daha çok epistemolojik açıdan ele alır. Geçmişin bilgisi olarak görür tarihi ve hakikati vermez. Aynı zamanda insanın 3 tane yetiye sahip olduğunu söyler; akıl, hayal gücü ve anımsama. Tarih burada anımsamaya girer. Felsefe olguları doğal olarak seçerken ve onları gözlemlerken bir zorunluluk içerisinde görmeye çalışacak. Felsefe bunu yaparken hayal gücü serbest kalacak.
Anımsama ise olguları tekrardan akla getirmeye hizmet ettiğinden tarih bir hatırlama eylemi olarak kalacak. Bilimi ele aldığımızda ise artık sadece saf rasyonel düşünme olarak görmemeliyiz demiştir Bacon. Tarihsel olguların planlı bir şekilde incelenmesi olmalıdır ve bu yandan iki karşıt kutupta bulunmamaktadırlar. Burada historia ve theoria ayrımı yapıyor Bacon. Deney bilgisini anlıyor ve böylece yeni çağın bilim teorisinin temellendirmesi oluyor. Fakat yine de bir doğa tarihini ortaya koyuyor. Çünkü bir yasa oluşturmaya ve elde etmeye yarayan düzenli olguların bulunduğu doğal olgulara sahiptir. Böylece historia’nın çifte anlamında doğayı koymasıyla ilk çağdan ve orta çağdan daha farklı bir şey ortaya koymuş oluyor. Fakat tarihi bilimler sisteminin dışında tuttuğundan tarih yazımı açısından bir problem oluşuyor.
Bacon gibi Descartes da şiiri, tarihi ve felsefeyi birbirinden ayırmış ve buna bir dördüncüsünü, ilahiyatı eklemiştir. Ama yeni yöntemi, bu dört şey arasında üç ana bölümü matematik, fizik ve metafizik olan felsefeye uygulamıştır. Zira, Descartes yalnız orada güvenilir ve kesin bilgiye ulaşmayı umuyordu.[2]
Kuşkuculuğu yöntemsel olarak ele almak isteyen bir filozoftur. Kuşkuculuk burada hakikate ulaşma yolunda yöntemsel bir araç. Descartes’e göre tarih pratik yaşantımızdaki değeri ve geçmişimizi bilmenin ilginçliğinin yanında bize hakikati vermez. Çünkü tarihin sübjektifliğinden dolayı anlatılan geçmiş çoğu zaman çarpıtılabiliyor ve gerçek olaylar olduğu gibi anlatılmıyor. Önyargılarımız, alışkanlıklarımız, geleneklerimiz ve kültürlerimiz gibi değer sahibi insanlar olduğumuzdan bunlara bağlı kalabiliyor ve ona göre yansıtabiliyoruz. Yani tam anlamıyla güvenemeyeceğimizi söylüyor. Descartes’in istediği ise tam bir güven ve kesinlik. O zaman tarihte ve tarih yazıcılığında pratik toplumsal alanların içerisinde olduğundan kesin bir hakikat ortaya çıkmaz.
Böylece buradan bir sonuç daha çıkıyor; pratik toplumsal alanlarda teorik olarak hakikat çıkmaz, açık ve seçik bilgiden burada bahsedemeyiz. Bu alanlar olasılıklı bir bilgiden bahsettiğinden bilimlerin içerisine girmez. Descartes yalnızca matematiğin kesin bilgiye ulaştırdığını, doğrudan açık ve seçik bilgiyi bize sunduğunu savunur.
Descartes, “Yöntem Üzerine Konuşma” isimli eserinin ilk bölümünde tarihi, yöntemini uygulayacağı alanın dışında tuttuğunu şöyle ifade etmiştir:
Ama dillere, hatta eski kitapları okumaya, onların tarihlerine ve masallarına yeterince zaman ayırmış olduğuma inanıyordum. Çünkü öbür yüzyılların yazarlarıyla konuşmak hemen hemen yolculuk yapmakla aynı şeydir. Göreneklerimizi daha sağlıklı yargılayabilmemiz için ve hiçbir şey görmemiş olanların yapa geldiği gibi bizim alışkanlıklarımıza ters düşen her şeyin gülünç ve usdışı olduğunu düşünmememiz için çeşitli halkların görenekleriyle ilgili bir şeyler bilmek iyidir. Ama yolculukta çok zaman harcadığımızda kendi ülkemize yabancı düşeriz, geçmiş yüzyıllarda olup biten şeylere çok ilgi duyduğumuzda doğal olarak bu yüzyılda olup biten şeyleri iyi bilemeyiz.
Üstelik masallar hiç de öyle olmayan birçok olayı olası gibi düşündürür; en doğru tarihler bile okunmaya daha değer kılmak için olguların değerini değiştirmeseler ya da artırmasalar da hemen her zaman en azından onların en sıradan ve en az bilinir olanlarını dışlarlar. Bu yüzden geriye kalanlar olduğu gibi görünmez ve onlardan çıkardıkları örneklerle göreneklerini düzenleyenler romanlarımızın kahramanlarının garipliklerine düşerler ve güçlerini aşan amaçlar ortaya koyarlar.[3]
Tarihin tozlu sayfalarında gezinmenin belirsizliği yüzünden ve insanı diğer canlılardan ayıran kültür özelliklerine sahip olmasından dolayı oluşan belirsizlik bize tarih yazıcılığı olarak anlatıldığında bir masal gibi gelebilir. Burada Descartes’in tarihi masalla karşılaştırması, yazan kişinin kendisinin spesifik olarak seçtiği ve aktarmak istediği yazıların çoğunlukla o kişiye ait görüşleri barındırmasındandır.
Tarihi yazan kişi neyi anlatmak istediğini kendisi seçer. Aynı zamanda geçmişi bu kadar araştırmanın belli noktalarda kendi zamanını unutmayı ve yabancılaşmayı sağladığını söyler. Tarihin geleceğe fayda sağlaması mevzusunu düşünürsek ise yine bu belirsizlik dolayısıyla daha geçmişi tam manasıyla bilemediğimizden geleceğe yön verebilmemiz mümkün değildir. Böylece Descartes tarihin günlük yaşantımızda değerli olduğunu fakat bilimler alanına sokularak onda kesin bir hakikat bulamayacağımızı söylemiştir.
Vico ise Descartes’in tam tersi bir tutumda bulunmuştur ve belli noktalarda Bacon’ında düşüncelerini eleştirmiştir. Ona göre kesin bilgi yalnızca matematikten veya Kartezyen bilgiden değil tarihten de çıkartılabilecek bir hakikattir. Vico, Kartezyen ilkede bulunan bilginin yalnızca açık ve seçik olabileceği düşüncesinin de yanlış olduğunu söylemiştir. Bütün bunları açıklayabilmek için öncelikle Vico’nun Tanrı ve doğa bağlamında neler düşündüğünü ve neyi nasıl bilebileceğimizin olanaklarını açıklamalıyız. Vico’nun düşüncesine göre Tanrı yarattığı şeyleri açık ve seçik bilir.
Doğa insan tarafından yaratılmadığından bize karşı açık ve seçik bir bilgi sunmaz. Yalnızca kendi yarattığımız şeyleri bilebiliriz bu nedenle doğanın bilgisi Tanrı tarafından bilinebilir. Bu konu hakkındaki görüşlerini şu şekilde açıklamıştır: Biz matematiği kesin bir şekilde biliriz, matematiksel öğeler tümüyle bizim kendi yaratılarımızdır. Tabiat alanında ise, yaratma konusunda başarılı değiliz. Bu yüzden, empirik alandaki bilgimizin miktarı, bilginin oluşma şatlarına ne derece dahil olduğumuza bağlıdır … Fizik, epistemolojik açıdan fizyolojiden daha fazla ses getirir çünkü birincisinin alanında, ikinciye oranla, deneyimlediğimiz şeyler üzerinde daha fazla etkiye sahibizdir.[4]
Tarihin bütünü insanlar tarafından oluşturulduğundan dil, din, sanat, siyaset gibi öğeler barındırır. Dolayısıyla bu yolda ilerleyen ve gelişen bir süreçtir.
Descartes’in kesinliği arama çabasının onu oluşturan nedenleri gerçekliğiyle bilmeye çalışmanın ve araştırmanın hakikati değildir der Vico. Böylece gerçek bilmeyi salt düşünmenin değil doğruyu hakikati kavramının işidir diyor. Burada hakikati bulma yolunu bir kavrama işi olarak ele alıyor. Kavrama burada düşünmenin zeminini sağlayacak ve hakikate ulaşmada bir yol olacak. Böylece tarihsel toplumsal gerçeklikte bilme ve yaratma etkinliği ortaya çıkıyor. Tarih, insan tarafından yapılan ve kurulan bir şey olduğu için yalnızca insan tarafından bilinebilir. Kendi nesnesini insan özgürce kurar ve somut bilgisine sahip olur. O zaman da dünyanın ilkeleri zihnimizde yer alanlar tarafından oluşturulacak.
Yeni bilimde Vico’nun yapmak istediği şey insanı özne olarak bir yere oturtmak ve onun üzerinden bilimi gerçekleştirmek. Bu nedenle matematik ve Kartezyen bilginin dışında bir bilim yapılamaması düşüncesini yanlışlamıştır çünkü insan öznede değildir. Özne olan insan yalnızca kendi yarattığı şeylerde tam bir kesinlik bulabilir. Dolayısıyla matematiğin öneminin abartıldığını düşünmüştür çünkü Tanrı tarafından yaratılmış doğanın bilgisini biz yaratmadıkça nasıl bilebiliriz? Vico, insanın yarattığı alanda bilgiyi aramamız gerektiğini söyler.
Yeni Bilim’inde Vico 3 tane tarihsel çağ belirtir. Diğer düşünürlerin aksine Vico için tarih bir döngü içerisindedir. Örneğin Herder, her tarihsel dönemin kendi içerisinde biricik olduğunu ve o dönemi oluşturan koşulların -din, sanat, kültür, olgular gibi- bir daha tekrarlanmadığını ve tekrarlanmasının da mümkün olmadığını söyler. Herhangi bir çağda olan spesifik olaylar, inanılan din veya akımlar, o dönemi o dönem yapan biricik şeylerdir. Bu sayede o dönem hakkında konuşabiliyoruz ve aktarabiliyoruz. Vico’da ise tarih bir döngü içerisindedir ve her ulus kendi çağını yaşayabilir veya kendinde bir diğer çağa atlayabilir. Fakat söylediği üç çağ hep bir şekilde tekrarlanır.
Öncelik olarak Tanrılar Çağı’ndan başlar. Burada insanların büyük çoğunluğu tanrısal şeylerle yaşar. Korku ile mağaraya yerleşen insanlar uygarlığın ilk evresindedir. Tanrıya karşı korku vardır ve bunun egemenliği altında yaşarlar. Daha sonrasında yerleşik hayata geçen insanlar ile geçemeyenler arasında bir fark oluyor ve yerleşik hayata geçebilenler Kahramanlık Çağı’na yükselebiliyor. Böylece daha soylu olan kesim ortaya çıkmış oluyor. En sonunda ise Akıl Çağı ile insanlar rasyonel olarak düşünebilme evresinin son raddesine geliyorlar ve tamamlanıyorlar. Akılcılığın gelmesiyle birlikte felsefe ve zihinsellik oluşuyor. Rasyonalist düşünce ortaya çıkıyor.
Vico’nun tarih anlatışı döngüsel olduğundan yukarıda bahsedilmişti. Fakat bu döngüsellik her ulusun aynı anda aynı çağı yaşaması anlamında değildir. Farklı zaman çizelgeleri içinde farklı döngüler oluşabilir ve elbette ki tarihte gelişmelerin olduğu kadar geri dönüşler de vardır. Yani Akıl Çağı’na yükselmiş bir ulus tekrardan düşüş yaşayarak Kahramanlık Çağı’na düşebilir. Burada bu üç çağın döngüsünün tamamlanması bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaz. Ne kadar gelişebilecekleri her devletin kendi potansiyelini gerçekleştirebilmesine bağlıdır. Aynı zamanda burada bahsedilen çağların döngüsü tamamıyla aynı değildir.
Örneğin belli bir dönemde olan Akıl Çağı’nın yaşanmasıyla başka bir dönemde yaşanması arasında fark ve gelişmişlik farkı olabilir. Veyahut Kahramanlık Çağı kahramanların olduğu gibi Orta Çağ’da şövalyeler çağı oluyor. Bu açıdan kendi içerisindeki döngüselliğinde bile farklılıklar olduğu görülmektedir. Çağların ilki teokratiktir, ikincisi mitolojik ve sonuncusu da rasyoneldir. Aynı zamanda ilk iki çağ poetiktir, imgelem ve hayal gücü egemendir. Bu 3 çağa 3 dil ve yazı türü eşlik eder. Kutsallık Tanrısal, simgesel ve mitolojik olan Kahramanlar Çağı, üçüncüsü ise dünyevi akıl çağıdır.
Bir toplumu toplum yapan özellikler ortaya konulmalı ve diğer devletlerle karşıtlıklarını barındırmalıdır. Böylece insan doğası hakkında da ne olacağı ve ne olduğu hakkında düşünsel bilgi ortaya konulabilir. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi elbette olaylar farklıdır ama genel bir çerçeve içerisinde aynı özellikleri gösterir. Tarih her zaman yenilikler yarattığı için döngü yasası geleceği önceden sezmemize yol açmaz. Her toplum kendi döngüsünü farklı yaşar. Birisi Akıl Çağı’nı yaşarken bir başkası Kahramanlar Çağı’nı yaşayabilir.
Aynı zamanda her ne kadar zamansal farklılıklardan söz etmiş olsak da hiçbir toplum bu çağlardan geçmeden gelişemez. Aynı zamanda burada görüyoruz ki her ne kadar farklılıklar üzerinden dursa da topluluklar ve çağlar arasında ortak özellikler bulmaya çalıştığı ve bunu sınıflandırdığı su götürmez bir gerçektir. Çünkü insan eliyle kurulmuş tarih, insanın yaşamıdır ve ne kadar farklılıklarımız olsa da tarihte de görüldüğü üzere genel çerçevede ortaklıklarımız vardır. Ortaklıklarımızı aramasının nedeni de ideal sonsuz fikriyle Yeni Bilim sunmak istemesindendir.
İnsanlar tarafından yaratılan tarih yalnızca tarih bilimi olmasından daha çok bir tarih felsefesi olarak düşünülmesi gerekir.
Vico’nun burada yaptığı salt tarih olmaktan çok aynı zamanda insan için de bir tarih felsefesi ortaya koymaktır. Çünkü tarih insansız düşünülemez. Yeni Bilim, diğerlerinin arasında bir tarih bilimi olsa da, yalnızca bir tarih değildir … Vico‘nun kendisi onu, filoloji ve felsefe arasındaki bir ilişkiyi içermesi gereken bir şey olarak açıklar ve onun ürünü ‘hem bir tarih ve hem de insan felsefesi‘‘olmalıdır.[5]
Sonuç olarak iki zıt görüşe sahip olan bu düşünürlerden ikisi de kesinliği ve hakikati arama yolunda farklı yollarda farklı görüşler sergilemişlerdir. Kendi yaşadıkları yüzyılların, kültürlerin ve bireysel olarak yaşantılarının da etkisi göz önüne alındığında saptıkları yolların nedenleri oldukça anlaşılabilirdir. Fakat görüşlerin yanlışlığından veya doğruluğundan ziyade burada önemli olan nokta her düşüncenin bir sonraki kuşaklara yol göstermesi, dolayısıyla da gelişimi, ilerlemeyi sağlamasıdır.
Ancak bu yolla tarihi oluşturan insanlar kendilerinin ve topluluklarının varlıklarının, yaşanmışlıklarının mirasını bırakabilirler. Geleceği öngörebilmek mümkün olmasa dahi sürekli kendisinin en iyisi olmaya ve ilerlemeye –gerilemeye veya gelişmeye fark etmeksizin- mahkûm olan insanın belki de bu döngüsellikte kendisine bir anlam bulması olanaklı olabilir.
Kaynakça
ÖZLEM, Doğan, Tarih Felsefesi, Notos Kitap, 2012
GÜLEÇ, Cansu, ‘’DESCARTESÇILIĞA KARŞI VİCO: YENİ BİLİM VE TARİH’’, Edebiyat Fakültesi, 2015
CİHAN, Mustafa, GIAMBATTISTA VICO: TARİHSEL BİLGİ VE İNSAN DOĞASI SORUNU, Uluslararası Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim Dergisi, Sayı 4/3, 2015,
Descartes Tarih Felsefesi, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/14448, (Erişim Tarihi: 31.01.2021)
Descartes Tarih Felsefesi, https://mufredat.wordpress.com/2012/10/06/tarih-dusmani-descartesa-karsi-bir-tarih-fedaisi-vico/, (Erişim Tarihi: 31.01.2021)
[1] Cansu, Güleç, ‘DESCARTESÇILIĞA KARŞI VİCO: YENİ BİLİM VE TARİH’, Edebiyat Fakültesi, 2015, s.3
[2] Cansu, Güleç, DESCARTESÇILIĞA KARŞI VİCO: YENİ BİLİM VE TARİH, Edebiyat Fakültesi, 2015,s.5
[3] Cansu, Güleç, DESCARTESÇILIĞA KARŞI VİCO: YENİ BİLİM VE TARİH, Edebiyat Fakültesi, 2015, s.6
[4] Vico’da Tarih Sorunu, http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/48189.pdf, s. 160, (Erişim Tarihi: 31.01.2021)
[5] Vico’da Tarih Sorunu, http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/48189.pdf, s. 160, (Erişim Tarihi: 31.01.2021)




















Nitelikli, bilgi içeriği yüksek, akademik ya da yorum içeren kapsamlı yazılar… Bu başlık altında kıymetli yazarların ve akademisyenlerin özel, kısa ya da uzun, alana özgü metinlerini bir arada bulabileceksiniz. Fihrist olarak idealist bir bakış açısıyla nitelikli metinler ortaya koyma arzusundayız. Dolayısıyla, bu başlık, sizler için geniş bir arşiv oluşturma niyetinin ürünü. Yararlanmanız dileğiyle…