Milutin Cihlar Nehajev 25 Kasım 1880 tarihinde Hırvatistan’ın Senj kasabasında dünyaya geldi. Aslen Çek kökenli bir ailenin çocuğu olmasına rağmen Hırvat dilini ve kültürünü büyük bir tutkuyla benimsedi. Doğduğu kasabanın tepesindeki ünlü Nehaj Kalesi’nden esinlenerek Nehajev mahlasını ismine ekledi. Lise eğitimini Zagreb’te tamamladıktan sonra Viyana’ya giderek kimya eğitimi aldı ve 1903 yılında kimya doktoru unvanını kazandı. Ancak pozitif bilimlere olan bu eğitimine rağmen asıl tutkusu her zaman edebiyat ve sanat oldu.

Viyana’daki eğitiminin ardından Hırvatistan’a dönen yazar, hayatını Zadar, Senj ve Zagreb gibi çeşitli şehirlerde öğretmenlik, gazetecilik ve edebiyat eleştirmenliği yaparak kazandı. Hırvat edebiyatında modernizm hareketinin en önemli kurucularından ve savunucularından biri haline geldi. Avrupa edebiyatındaki felsefi ve psikolojik yenilikleri yakından takip ederek bu akımları kendi ülkesinin edebiyatına taşıdı. Yazdığı makaleler, tiyatro oyunları ve eleştiri yazılarıyla döneminin fikir hayatına yön verdi lakin hayatı boyunca karşılaştığı maddi sıkıntılar ve bürokratik engeller onun iç dünyasına derin bir melankoli olarak yansıdı.

Edebi kariyerinin zirvesini, 1909 yılında yayımladığı ve Hırvat edebiyatının ilk modern psikolojik romanı sayılan Bijeg (Kaçış) adlı eseriyle yaşadı. Bu romanıyla Avrupa edebiyatındaki tutunamayan aydın figürünü Hırvat taşrasına büyük bir ustalıkla uyarladı. Daha sonraki yıllarda ise on yedinci yüzyıldaki soyluların isyanını anlattığı Vuci (Kurtlar) adlı tarihi romanını kaleme aldı. Edebiyat dünyasında tavizsiz ve yenilikçi bir aydın olarak tanınan Milutin Cihlar Nehajev, 7 Nisan 1931 tarihinde Zagreb’te hayata veda etti ve geride ulusal edebiyatının akışını değiştiren çok kıymetli eserler bıraktı.

Yüzyıl Dönümünde Bir Yabancılaşma Anıtı Milutin Cihlar Nehajev’in Yaşamı, Sanatı ve Trajedisi


Avrupa edebiyatının gölgelerde kalmış, ancak kendi ulusal edebiyatı için kurucu ve sarsıcı bir öneme sahip figürlerinden birini, Milutin Cihlar Nehajev’i anlamak; yalnızca bir yazarın biyografisini okumak değil, bütün bir kuşağın varoluşsal sancılarına, imparatorlukların çöküş arifesinde sıkışıp kalmış bir ulusun psikolojik buhranlarına tanıklık etmektir. Nehajev, Hırvat Modernizminin (Hrvatska moderna) en parlak, en derinlikli ve belki de en trajik zekâlarından biridir. O, sadece Bijeg (Kaçış) romanıyla Hırvat edebiyatına ilk tam teşekküllü psikolojik romanı armağan etmekle kalmamış, aynı zamanda “lüzumsuz adam” (suvišni čovjek) arketipini Orta Avrupa’nın kasvetli taşra gerçekliğine kusursuzca uyarlamıştır. Onun yaşamı ve sanatı; aklın dar ufuklara, ideallerin sefalete, bireyin topluma karşı verdiği, sonu başından belli olan trajik bir savaşın kroniğidir.

Nehajev’in Kökleri

Milutin Cihlar, 25 Kasım 1880’de, Adriyatik kıyısındaki sert ve acımasız rüzgârı (Bura) ile meşhur Senj kasabasında dünyaya geldi. Ailesi aslen Çek kökenliydi; babası Senj’e yerleşmiş bir memurdu. Çek kökenli bir ailenin çocuğu olarak Hırvatistan’da doğması, onun kimlik algısını derinden etkiledi. O, asimile olmuş bir göçmen çocuğu olmaktan ziyade, Hırvat ulusal kimliğini, tarihini ve dilini bilinçli, entelektüel bir tercihle ve büyük bir tutkuyla kucaklayan bir aydın oldu. Soyadı Cihlar’ın yanına aldığı “Nehajev” mahlası, onun bu kimlik inşasının en güçlü sembolüdür. Senj kasabasının tepesinde, 16. yüzyılda Osmanlı ve Venedik akınlarına karşı inşa edilmiş olan tarihi Nehaj Kalesi, aşılmazlığın, direnişin ve trajik bir yalnızlığın simgesidir. “Nehaj” kelimesi Hırvatçada “umursamazlık, aldırmazlık” veya “korkusuzluk” anlamlarına gelir. Genç Milutin’in bu ismi kendine mahlas olarak seçmesi; hem doğan ve ruhunu şekillendiren o taşra kasabasına duyduğu aidiyeti hem de hayata, kurulu düzene ve bayağılığa karşı takındığı o felsefi, mesafeli ve hüzünlü duruşu özetler. Senj’in doğası; denizin o bitmek bilmeyen dalgaları, Velebit dağlarının çıplak ve keskin kayalıkları, onun edebi atmosferinin temel dekoru oldu. Bijeg romanının son bölümlerinde, Đuro Andrijašević’in o amansız taşrada hissettiği klostrofobi and denizin onu ölümcül bir huzura çağırması, Nehajev’in çocukluk manzaralarının onun ruhunda bıraktığı varoluşsal izlerin bir yansımasıdır.

Viyana Yılları ve Bir Parçalanmanın Başlangıcı

  1. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başı, Hırvatistan için siyasi ve kültürel bir boğulma dönemiydi. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun bir parçası olan Hırvatistan, Khuen-Héderváry’nin baskıcı rejimi altında siyasi bir felç yaşıyordu. Sansür, yolsuzluk, bürokratik hantallık ve ulusal kimliğin bastırılması, dönemin aydınlarında derin bir kötümserlik yaratmıştı. Nehajev, lise eğitimini Zagreb’te tamamladıktan sonra üniversite eğitimi için Viyana’ya gitti. Burada kimya eğitimi aldı ve 1903 yılında kimya doktoru unvanını kazandı. Ancak onun Viyana’daki asıl eğitimi laboratuvarlarda değil, kahvehanelerde, tiyatrolarda ve kitapçıların tozlu raflarında gerçekleşti. Viyana, o dönemde Avrupa modernizminin, psikanalizin, dekadan edebiyatın ve felsefi karamsarlığın başkentiydi. Arthur Schopenhauer’in irade kötümserliği, Friedrich Nietzsche’nin değerleri altüst eden felsefesi, İskandinav edebiyatı (bilhassa Henrik Ibsen ve August Strindberg) ve Rus edebiyatının o ağır psikolojik derinliği (Dostoyevski, Turgenyev) Nehajev’in zihniyetini şekillendirdi. O, bir fen bilimleri doktoru olarak analitik düşünmeyi, bir edebiyatçı olarak ise insan ruhunun en karanlık dehlizlerini tahlil etmeyi öğrendi. Edebiyatındaki o keskin, tavizsiz ve neredeyse klinik bir soğukkanlılıkla yapılan ruhsal betimlemelerin kökeninde, bu bilimsel eğitim ile sanatsal duyarlılığın trajik çarpışması yatar. Kimya diplomasına rağmen Nehajev, hayatını bir edebiyatçı, eleştirmen, gazeteci ve öğretmen olarak kazanmaya çalıştı. Bu tercih, onun kişisel trajedisinin de başlangıcıydı; zira dönemin Hırvatistan’ında entelektüel bir zekânın edebiyatla geçinmeye çalışması, doğrudan doğruya sefalete ve dışlanmaya talip olmak demekti.

Hırvat Modernizmi ve Nehajev’in Tarihsel Konumu

Hırvat Modernizmi (1892-14), eski geleneksel, romantik ve didaktik edebiyat anlayışına karşı bir başkaldırı olarak doğdu. Bu kuşağın yazarları (A.G. Matoš, Dinko Šimunović, Milan Begović ve Nehajev), edebiyatın toplumsal bir vaaz aracı olmaktan çıkıp estetik, psikolojik ve bireysel bir ifade biçimi olması gerektiğini savundular. Nehajev, bu hareketin teorisyenlerinden ve en keskin kalemlerinden biri oldu. Eleştiri yazılarında Avrupa edebiyatındaki yenilikleri Hırvat okuruna tanıttı. Tolstoy, Dostoyevski, Flaubert ve Zola üzerine yazdığı makaleler, Hırvat eleştiri tarihinin mihenk taşlarıdır. O, edebiyatın “gerçeği”, ama bilhassa bireyin içsel gerçeğini yansıtması gerektiğine inanıyordu. Onun tarih içindeki en büyük rolü, Avrupa’nın “Fin de siècle” (Yüzyıl Sonu) melankolisini, Hırvatistan’ın spesifik sosyo-politik gerçekliğiyle sentezlemiş olmasıdır. Onun karakterleri, Avrupa’nın metropollerinde sıkıntıdan bunalan aristokratlar değil; Zagreb’in, Senj’in, taşranın çamurlu sokaklarında idealleriyle karın tokluğu arasında sıkışıp kalmış, kiraları ödeyemeyen, küçük burjuva ahlakının riyakârlığı karşısında tiksinti duyan diplomalı proletaryalardır.

Bir Neslin Anatomisi: ‘Bijeg’ (Kaçış) ve Lüzumsuz Adam

Milutin Cihlar Nehajev’in başyapıtı olan Bijeg (1909), Hırvat edebiyatındaki en sarsıcı metinlerden biridir. Roman, İvan Turgenyev’in edebiyat literatürüne kazandırdığı “Lüzumsuz Adam” arketipinin Hırvatistan’daki en kusursuz ve en trajik karşılığıdır. Romanın başkahramanı Đuro Andrijašević; yetenekli, zeki, Viyana’da eğitim görmüş, felsefeye ve müziğe tutkun, ancak iradesi zayıf, melankolik ve eylemsiz bir aydındır. Viyana’daki parlak günlerinin ardından nişanlısı Vera’ya kavuşabilmek ve hayata tutunabilmek için Senj kasabasına öğretmen olarak atanır. Ancak roman, bir yükselişin değil, amansız bir çöküşün, ağır çekim bir intiharın anatomisidir. Bir Zindan Olarak Kasaba: Nehajev, Bijeg’de taşrayı sadece bir mekân olarak değil, insanı yutan, onun bütün entelektüel enerjisini emen canlı bir canavar gibi betimler. Okul müdürü Žuvić’in kibri, Maričić’in sinsiliği, meslektaşların sefalet içinde sadece günü kurtarmaya çalışmaları, kumar, dedikodu ve bitmek bilmeyen borçlar… Đuro, bu “küçük burjuva” cehenneminin içine düştüğünde başlangıçta direnmeye, kendi iç dünyasına, sanata sığınmaya çalışır. Ancak kasaba, farklı olanı affetmez. Trajedinin Kaynağı: Đuro’nun trajedisi sadece etrafındaki insanların bayağılığından değil, kendi içsel çelişkilerinden kaynaklanır. O, Schopenhauer’in bahsettiği o “irade” yoksunluğundan mustariptir. Eyleme geçemez, çevresiyle sağlıklı bir bağ kuramaz. Çöküşünü saniye saniye analiz edecek kadar zeki, ancak bu çöküşü durduramayacak kadar acizdir. Bu, modern aydının en büyük lanetidir: Kendi felaketini en ince ayrıntısına kadar görebilmek ama kılını bile kıpırdatamamak. Alkol, Đuro için sadece bir zaaf değil, bilinçli bir “kaçış” (bijeg) yöntemidir. Zihninin o durmak bilmeyen analizlerinden, idealindeki dünya ile yaşadığı sefalet arasındaki uçurumdan kaçmak için kendini şarapla uyuşturur. Jagan karakteri aracılığıyla Nehajev, bu çöküşü adeta bir felsefeye dönüştürür. Jagan’ın “Yok olmak şart, dibe vurmak şart” şeklindeki nihilist söylemleri, Đuro’nun içsel sesinin dışa vurumudur. Romanın sonu, edebiyat tarihinin en kaçınılmaz ve en lirik finallerinden biridir. Đuro’nun denize, o sonsuz hiçe doğru yürümesi, aslında hayattan değil, o bayağılıktan, çirkinlikten ve kendi iradesizliğinden nihai kaçışıdır. Nehajev bu sonla, Khuen-Héderváry dönemi Hırvatistan’ında, aydınlar için ya riyakâr sisteme boyun eğmek ya da yok olmak dışında bir seçenek kalmadığını sarsıcı bir dille haykırmıştır.

Tarihin Aynasında Bir Ulusal Trajedi: ‘Vuci’ (Kurtlar)

Nehajev, Bijeg’de çağdaş aydının psikolojik çöküşünü anlattıktan yıllar sonra, 1928’de yayımlanan Vuci (Kurtlar) adlı eseriyle yüzünü tarihe döner. Bu roman, 17. yüzyılda Habsburg Monarşisi’ne karşı girişilen ve Hırvat soylularının (Petar Zrinski ve Fran Krsto Frankopan) idamıyla sonuçlanan ünlü Zrinski-Frankopan Komplosu’nu konu alır. Ancak Vuci, sıradan bir tarihi macera romanı değildir. Nehajev, tarihi kurguyu ustalıkla kullanarak yine çağdaş bir meseleyi, “ulusal ihanet” ve “Hırvatların ebedi trajedisi” temalarını işler. Romanın başkahramanı Fran Krsto Frankopan, bir şair, bir idealist ve bir eylem adamıdır (Đuro’nun tam zıttı gibi görünse de). Ancak o da, Avrupa siyasetinin ikiyüzlülüğü, Habsburgların acımasız devlet aklı ve kendi çevresindeki insanların (kurtların) ihaneti karşısında ezilmeye mahkûmdur. Nehajev, Vuci ile şunu söyler: Hırvatistan’ın aydını ve idealisti, ister 17. yüzyılda bir dük olsun, ister 20. yüzyılda bir öğretmen olsun, aynı varoluşsal ve politik kumpasın içine hapsolmuştur. Bu eser, Nehajev’in sadece bireyin değil, ulusun psikolojisine dair yaptığı en büyük tarihsel-edebi tahlildir.

Bir Düşünür Olarak Nehajev

Milutin Cihlar Nehajev’in sanatını sadece kurgusal eserleriyle sınırlandırmak, onun Hırvat düşünce tarihindeki devasa yerini eksik bırakmak olur. O, son derece üretken bir denemeci, gazeteci ve yayıncıydı. Siyasi makalelerinde, edebiyat eleştirilerinde her zaman “hür düşünceyi” ve “estetik bütünlüğü” savundu. Gazetecilik kariyeri boyunca pek çok dergi ve gazete çıkardı veya buralarda editörlük yaptı. Ancak o, kalemiyle hiçbir zaman bir siyasi partinin ya da gücün körü körüne sözcüsü olmadı. Birinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrası dönemde, Hırvatistan’ın Yugoslavya (Sırp, Hırvat ve Sloven Krallığı) içindeki konumu üzerine yazılar yazdı. Başlangıçta Güney Slavlarının birliğini destekleyen idealist aydınlar arasında yer alsa da, yeni kurulan krallıkta Sırp hegemonyasının artması ve Hırvat kültürünün marjinalize edilmesi, onun hayal kırıklıklarını derinleştirdi. O, eserlerinde olduğu gibi gerçek hayatta da tavizsizdi. Doğru bildiğini söylemekten çekinmez, eleştirilerinde dost-düşman ayırmazdı. Bu keskin zekâsı ve tavizsiz tutumu, onun siyasi ve edebi çevrelerde her zaman bir miktar “dışarıda” kalmasına sebep oldu.

Nehajev’in Uyumsuzluğu ve Ölümü

Nehajev’in en büyük trajedisi, yarattığı karakterlerin kaderinden çok da farklı olmayan bir hayat sürmesidir. O, muazzam bir Avrupa kültürüne, felsefi derinliğe ve sanatsal vizyona sahip bir zekâydı; ancak hayatı, dönemin dar görüşlü bürokrasisi, geçim sıkıntısı ve anlaşılamamanın verdiği hüznün gölgesinde geçti. Bijeg’de anlattığı öğretmenlik mesleği ve kasaba hayatı, kendi tecrübelerinin dolaysız bir yansımasıdır. O da Zadar, Senj, Karlovac ve Zagreb gibi çeşitli yerlerde öğretmenlik yapmış, her gittiği yerde o dar “küçük burjuva” zihniyetiyle çatışmıştır. Edebi dehası kendi döneminde kısıtlı bir çevre tarafından takdir edilse de, geniş kitleler ve devlet aygıtı tarafından genellikle “uyumsuz” ve “tehlikeli” bir unsur olarak görülmüştür. Onun trajedisi, iki imparatorluğun (Avusturya-Macaristan ve Yugoslavya) doğuşu ve çöküşü arasındaki o kanlı ve kaotik çağda, sadece edebiyat ve sanatla ayakta kalmaya çalışan “saf bir entelektüel” olmasından kaynaklanır. Ruhu, Viyana’nın, Paris’in sanat salonlarında dolaşırken; bedeni, maaşını alamadığı, sansürlerle boğuştuğu Balkan coğrafyasının çamurlu gerçekliğine saplanıp kalmıştır. Milutin Cihlar Nehajev, 7 Nisan 1931’de Zagreb’te, henüz 50 yaşındayken hayata veda etti. Bedeni, belki de o amansız içsel gerilimlerin, hayal kırıklıklarının ve yorucu mücadelenin ağırlığına daha fazla dayanamamıştı.

Sonuç

Bugün Hırvat edebiyatına dönüp bakıldığında, Miroslav Krleža veya Antun Gustav Matoš gibi isimler genellikle ön plana çıksa da; Milutin Cihlar Nehajev, o edebiyatın psikolojik ve varoluşsal temel taşlarını döşeyen en derin sularından biridir. O; kendi çöküşünü bir cerrah titizliğiyle izleyenlerin, ideallerin bayağılık karşısında nasıl un ufak olduğunu görenlerin, deniz kenarında durup o sonsuz hiçe doğru yürümeyi en rasyonel eylem olarak kabul edenlerin yazarıdır. Nehajev, “Lüzumsuz Adam”ı edebiyat sahnesine çıkarırken aslında kendi kuşağının manifestosunu yazmıştır. Ne yazık ki, onun yüzyıl dönümünde resmettiği o ahlaki çöküntü, o entelektüel yalnızlık ve o taşra ikiyüzlülüğü, evrensel ve zamansız bir insanlık durumudur. İşte bu yüzden, Đuro Andrijašević’in o dondurucu rüzgâr altında, Senj sokaklarındaki o sarhoş adımları, bugün bile dünyayla uyuşamayan her aydının zihninde aynı trajediyle, aynı acımasız netlikle yankılanmaya devam etmektedir.

Bülten'e Üye Ol

Fihrist Kitap Çalışmalarından Haberdar Ol