1992 Çanakkale doğumlu olan ve İstanbul’da büyüyen Merve Karataş, Edirne Fen Lisesi’ndeki ortaöğretiminin ardından dil yetkinliğini artırmak amacıyla Cambridge Üniversitesi’nde eğitim aldı. Yükseköğrenimine ilk olarak Türkiye’de bilgisayar mühendisliği ile başlasa da bu süreci yarıda bırakıp tıp doktoru olmaya karar verdi ve tıp fakültesini Medical University of Sofia’da bitirdi.

Mezuniyet sonrası Almanya’ya giden Karataş, daha sonra Türkiye’ye dönerek sağlık turizmi sektöründe çalıştı. Bu süreçte toplumsal meselelere duyduğu ilgiyi sivil topluma taşıyarak liberteryen bir oluşum olan “Biz Özgürüz” platformunda ve özgürlükçü sosyal medya mecrası “Hürkirpi”de yönetim kademelerinde görev aldı.

Siyasi kulvarda Liberal Demokrat Parti bünyesinde aktif olan Karataş, partisinin seçimlere girmesinin hukuken kısıtlandığı 2024 yerel seçimlerinde bağımsız İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olarak sahaya çıktı. 2024 yılının Nisan ayında LDP’nin İstanbul İl Başkanlığına seçilmesinin ardından, 2025’te Parti Sözcüsü ve Genel Başkan Yardımcısı olarak partinin en üst düzey karar mercilerinde bulundu. 2026 yılı itibarıyla ise tüm bu aktif görevlerinden ayrılarak felsefi araştırmalara ve düşünsel bir derinleşme sürecine girmeyi tercih etti

Walter Block
Harold E. Wirth Eminent Scholar Endowed Chair
in Economics, Loyola University New Orleans

Merve Karataş’ın “Materyalist Liberteryenizm” adlı kitabına bu önsözü yazmak benim için hem bir zevk hem de bir onurdur.

Liberteryenizm nedir? Meşhur bir şaka vardır: Eğer üç liberteryene herhangi bir şeyi, hele ki felsefemizin ne olduğunu sorarsanız dört farklı cevap alırsınız; hatta daha fazlasını… Bu durum, sadece özgürlük perspektifinin neyden oluştuğunu sorduğunuzda bile geçerlidir. Eğer felsefenin temellerini sorgularsanız, alacağınız cevapların sayısı daha da artacaktır. Benim anlayabildiğim kadarıyla Ayn Rand, bu felsefeyi “A, A’dır” totolojisine dayandırmıştı; kendisini bir “Objektivist” olarak tanımlasa da ben onu bizim kabilenin bir üyesi olarak görürüm. Murray Rothbard bakış açısını başlangıçta doğal hukuka dayandırsa da sonrasında Hans Hoppe’un “argümantasyon etiği” üzerine kurduğu açıklamayı benimsemişti. Bir de faydacılar vardır; özellikle özgürlüğün -bilhassa ekonomik nitelikteki özgürlüğün- refah ve insani mutluluk getirdiği gerçeğine dayanan Ludwig von Mises, Friedrich Hayek ve Milton Friedman gibi isimler…

Şimdi ise bu bakış açısına nispeten yeni katılan bir isim, özgürlük felsefesini materyalist temellere dayandırarak karşımıza çıkıyor. Öncelikle, yazar liberteryenizmi nasıl görüyor? Şöyle ifade ediyor: “Bireysel özerklik, gönüllü mübadele ve asgari devlet müdahalesine dayalı bir siyasi vizyon.” Gayet yerinde bir tanım. Doğrusu, minarşist, sınırlı devlet felsefesini veya klasik liberalizmi bundan daha iyi dile getiren birine rastlamadım. Sadece 13 kelimeyle (İngilizce orijinalinde) tam on ikiden vuruyor.

Peki, yazarın materyalizmden kastı nedir? O, bu kavramı Karl Marx’ın veya diyalektik materyalistlerin kullandığı anlamda kullanmıyor. Aksine, yazarın materyalizmi, insan doğasının biyolojik ve fiziksel gerçekliğine dayanıyor. Ona göre özgürlük soyut bir ideal değil, maddi varlığımızın ve hayatta kalma gerekliliklerimizin zorunlu bir sonucudur. İnsanlar, kıt kaynakların olduğu bir dünyada yaşayan fiziksel varlıklardır; mülkiyet hakları ve serbest piyasa, bu maddi gerçeklikten, yani doğamızın gerekliliklerinden türetilmelidir.

Yazar, determinizm ile özgür irade arasındaki kadim tartışmada determinist tarafta yer alıyor. Açıkçası ben bu konuda onunla aynı fikirde değilim; ben özgür iradeciyim. Ancak onun bu konudaki savunmasını okumak büyüleyici. Kendisiyle bu konuda, bir hukuk mahkemesinde “hasım tanık” olarak karşılaşmaktan kesinlikle nefret ederdim. Görüşlerini o kadar mantıklı, o kadar tutarlı ve o kadar amansız bir şekilde ortaya koyuyor ki… Bu, onun tezine ikna olmanız için değil ama argümanlarının gücünü takdir etmeniz için yeterli. Karşıt görüşlerin böylesine güçlü bir şekilde dile getirilmesine izin verilmesi önemlidir; nitekim kitabın ilerleyen sayfalarında bunu göreceksiniz. İfade özgürlüğü, iyi bir toplumun zorunlu eşlikçisidir.

Benim için bir diğer önemli nokta, yazarın Hans Hoppe’u ele alış biçimidir. Ben de katıldığım tartışma etiğinden ziyade, yazar Hoppe’un bazı sosyal çıkarımlarını ve uygulamalarını eleştiriyor; özellikle de fikirlerine katılmayan kişileri toplumdan dışlamaya dair kendiyle çelişen iddialarını yerle bir ediyor. Eşcinselleri, doğa tutkunlarını ve diğer grupları fiilen sürgün etme çağrısı, liberteryenizmin en temel dayanağı olan Saldırmazlık İlkesi (NAP) ile doğrudan çelişmektedir. Sadece bu bölüm bile kitabın bedelini fazlasıyla hak ediyor.

Ancak bu kısa ciltte bulunacak çok daha fazla şey var: Özgür irade ve determinizm, etik ve meta-etik, pozitif hukuk ve liberteryen strateji üzerine önemli okumalar sizi bekliyor.

Kitap, Türk okuyucu kitlesini hedefliyor. Donald Trump’ın sözleriyle ifade edecek olursak: “Türkiye’yi yeniden büyük yapacak.” Ancak dahası da var; şayet buradaki politikalar Türkiye tarafından benimsenir ve diğer ülkeler için örnek teşkil ederse, tüm dünyayı yeniden büyük yapma potansiyeline sahip.

Eleştiri içermeyen bir önsöz tamamlanmış sayılmaz. Benim eleştirim ise şudur: Bu kitap gerçek bir “sayfa çevirici”dir; yani elinizden bırakamayacağınız kadar sürükleyicidir. Sizi peşinen uyarıyorum: Bu cildi elinize alırsanız bırakmanız çok zor olacak; uykusuz kalacaksınız.

Bülten'e Üye Ol

Fihrist Kitap Çalışmalarından Haberdar Ol