
Woodrow Wilson (1856–1924), idealist söylemi ile sert iktidar pratiği arasındaki uçurumu en açık biçimde temsil eden Amerikan başkanlarından biridir. Akademik kökenli bir siyasetçi olarak demokrasiyi, uluslararası hukuku ve ulusların kendi kaderini tayin hakkını savunmuş; On Dört İlke ile modern liberal dünya düzeninin teorik çerçevesini çizmiştir. Ancak aynı Wilson, içeride ırkçı ayrımcılığı derinleştirmiş, muhalif sesleri bastırmış ve devlet gücünü ahlaki üstünlük iddiasıyla merkezileştirmiştir. Bu nedenle Wilson, barışı vaat eden bir dil ile otoriter sonuçlar üreten bir siyaset arasındaki çelişkinin tarihsel simgelerinden biri olarak okunur.