
Stanisław Władysław Reymont, 7 Mayıs 1867’de, Rusya İmparatorluğuna ait Kongre Polonya’sında yer alan Kobiele Wielke köyünde, dokuz çocuklu bir aileye doğdu. Terzilik üzerine eğitim almış olmasına rağmen hayatında hiç terzilik yapmadı ve erken yaşta evden kaçarak taşra tiyatrolarına katıldı. Tiyatro kariyerinde başarıyı yakalayamayan Reymont, kısa hikâye ve roman yazmaya başladı. Birçok roman yazan Reymont, edebi tarzıyla, sembolizmden faydalanmasıyla, sosyalist konuları işlemesi ve kapitalizm eleştirisiyle komünist Polonya’da ün kazandı. 1924 yılında, Chłopi (Köylüler) isimli romanıyla Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandı. Yazarın diğer önemli eserleri arasında Komedyen, Pielgrzymka do Jasnej Góry (Jasna Gora’ya Yolculuk) ve Ziemia Obiecana (Kutsal Topraklar) bulunuyor. Bu eserleri çeşitli dillere çevrildi. Władysław Reymont, 5 Aralık 1925’te, Varşova’da dünyaya gözlerini kapattı.
Wladyslaw Stanislaw Reymont, ya da orijinal adıyla Stanisław Władysław Rejment, 7 Mayıs 1867’de Rusya İmparatorluğu’na bağlı Kongre Polonya’sındaki Kobiele Wielkie köyünde dünyaya geldi. Kendisi fakir ancak asil bir ailenin dokuz çocuğundan biriydi. Reymont oldukça inatçı bir çocuktu ve yerel okulda aldığı kısa süreli eğitimin ardından babası tarafından Varşova’ya, ablasının ve eşinin yanına yollandı. Aldığı tek eğitim sertifikası terzilik üzerineydi, yani ailesi Reymont’un terzi olmasını istiyordu ve onu bu doğrultuda yetiştirip eğitmişlerdi. Gelgelim, inatçı çocuk Reymont, hayatı boyunca bir gün dahi terzilik yapmadı. Bulduğu ilk fırsatta evden kaçarak taşralı gezgin tiyatrolardan birine katıldı. Yazın tekrar, beş parasız ve üne kavuşamamış bir şekilde Varşova’ya dönerek, şu meşhur “bahçe tiyatroları”na katıldı. Bir yıl kadar burada çalıştıktan sonra Tuszyn’a geri döndü ve babasının yardımıyla, bir demiryolu istasyonunda bekçi olarak çalışmaya başladı. Ancak burada da çok fazla kalmadı, bir süre sonra yine kaçıp Paris’e ve Londra’ya seyahat etti, ardından yine çalışmak için taşra tiyatrolarından birine katıldı. Kendisi pek de yetenekli bir aktör değildi, bu yüzden nihayetinde yine evine dönmek zorunda kaldı.
Reymont’un bu seyahatleri ve maceraları her ne kadar ona pek bir başarı katmamış olsa da yazmaya başlamasında etkili olmuştu. Edebi gerçekçilik görüşüne bağlı kısa hikâyeler yayınladı. Yazdığı ilk roman Pielgrzymka do Jasnej Góry (Jasna Gora’ya Yolculuk) olmakla beraber, ses getiren ilk romanı ondan üç yıl sonra, 1898 yılında yazdığı Ziemia Obiecana (Kutsal Topraklar) oldu. Wladyslaw Reymont’un bu romanı en az on beş farklı dile çevrildi ve iki filme konu oldu. Ondan fazla roman yazan Reymont gerek tarzıyla gerek eserlerinde kullandığı sembolizmle gerekse de sosyalist konular, kırsal kesim betimlemeleri ve kapitalizm eleştirileriyle komünist Polonya’da oldukça ün kazandı. Bazı eleştirmenler Reymont’un Natüralistlerle olan benzerliğine de dikkat çekti eserlerinde, ayrıca kendisi Genç Polonya edebi hareketinin önde gelen isimlerinden biriydi. Wladyslaw Reymont’un 1904–1909 yılları arasında yazdığı eseri Chłopi (Köylüler), 1924 yılında, Thomas Mann, George Bernard Shaw ve Thomas Hardy gibi rakiplerini geçerek Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanmasına vesile oldu. Ancak Reymont bu dönemde çok hasta ve törene katılmayacak durumda olduğu için ödülünü posta yoluyla aldı. Nobel Komitesi’ne yazdığı notta şöyle dedi yazar: “Hâlâ söyleyecek çok şeyim var ve bunları herkese duyurmak istiyorum. Ama bakalım ölüm bana izin verecek mi?” Wladyslaw Stanislaw Reymont, Nobel ödülünü aldıktan ve bu sözleri söyledikten bir yıl sonra, 5 Aralık 1925’te Varşova’da dünyaya gözlerini kapadı.
Wladyslaw Reymont’un orijinal adıyla Komediantka, yani Komedyen adlı eseri, şüphesiz ki yazarın en önemli ve kıymetli eserlerinden biri, çünkü bu eserin içinde yazarın kendi hayatından izler de görülmekte. Ayrıca bu roman, yazarın diğer dillere çevrilen ilk eseri olmakla beraber, Fihrist Kitap sayesinde Türkçeye de çevrilen ilk romanı. Kitabı okumaya başlamadan evvel, okurlar olarak şunu aklınızda bulundurmalısınız ki, kitabın başlığında da yer alan “komedyen” kelimesi, aslında bizlere yaptığı çağrışımdan başka bir şeyi anlatıyor. Bunun sebebi, Polonya’daki taşralı aktörlerin, büyük şehirlerdeki, deyim yerindeyse “ağabey” ve “ablalarından” ayırt edilebilmesi için, halk arasında “komedyen” olarak adlandırılmalarıdır. Yani, bu bağlamda “komedyen” dediğimiz kişi aslında komedi oyunlarında yer alan aktör değil, taşra tiyatrolarında çalışan aktör. Bunun yanı sıra, bu komedyenlerin hayatı komediden değil, trajediden ibaret. Tıpkı kitabımızın başkahramanı Janina’nın hayatı gibi.
Wladyslaw Reymont’un bu romanı yazmasında kendi hayatının ve tiyatroya, aktörlüğe olan sevgisinin büyük bir etkisinin olduğu aşikâr. Yazarın kendisinin de hayatının belirli dönemlerinde “komedyenlik” yapmış olması, bu hayatın heyecanlarını ve zorluklarını bu kadar doğal, doğru ve trajik bir şekilde ortaya koyabilmesinde büyük bir rol oynuyor desek hiç de yanlış olmaz. Öyle ki yazar, Janina’nın tiyatroya gidebilmek ve üne kavuşabilmek adına yaptığı fedakârlıkları, gösterdiği çabaları ve uğradığı hüsranı apaçık ortaya koyuyor. Tıpkı kendisi gibi evden kaçıp tiyatroya koşan bir başkahraman, demiryolu istasyonunda çalışan bir baba, doğal güzelliklerle dolu, açık ve kırsal bir kesim ve sahte “komedyenler” yaratıyor Reymont. Hatta ve hatta bir de “Stanislawski” var, Reymont’un ikinci adını alan ve bahçe tiyatrosunda bir şeyler yapmaya çalışan başarısız bir aktör. Yazar, hiç şüphesiz ki bu romanda kendi hayatından çok şey koyuyor ortaya ve bu yüzden de yalnızca ikinci romanı olmasına rağmen, çok başarılı bir eser yaratıyor. Özellikle başkahramanın duygu durumları, ruh halleri ve geçirdiği evreler çok anlamlı, çok çarpıcı şekillerde ortaya koyuluyor ve taşra tiyatrolarında mücadele eden bu “komedyenlerin” derinliğini, histerisini mükemmel bir şekilde gösteriyor okurlara.
Reymont bu eserinde sosyalist konulara çok fazla değinmese de doğa, sanat, sanatçı ve edebiyat, tiyatro üzerinde oldukça duruyor. Halkın sanatı ve tiyatroyu nasıl değersizleştirdiğini, sanatçıların veya hayatını sanata adayanların nasıl ezildiğini, “komedyenlerin” trajik hayat mücadelesini, her gün yaşadığı açlığı, sefaleti ve zorluğu başkahraman Janina üzerinden adeta ibretlik bir hayat hikâyesi yaratarak anlatıyor. İdeallerinin peşinden koşan, sanata ve tiyatroya âşık hayalperest Janina’nın elinin nasıl boş kaldığını ve hayatın gerçeklerinin ideallerinden ne kadar uzak olduğunu, Janina’nın yüzüne nasıl bir tokat gibi çarparak onu çaresizliğe sürüklediğini görüyoruz.
Wladyslaw Reymont, oldukça kıymetli ve ses getiren bu eserinden bir yıl sonra, eserin devamı niteliğinde olan Fermenty kitabını kaleme alarak, Janina’nın tiyatrodan sonraki hayatını yazdı, ancak bu eser Komedyen veya diğer popüler eserleri gibi başka dillere çevrilmedi.