Fihrist Portre ile her hafta çarşamba günü bir yazarı özel konuk alarak; sanatçının şiirini, hikâyesini veya edebî denemesini sunuyoruz. Eser eşliğinde yazarı da kısaca tanıttığımız Portre ile sanatçı kimliğine kısa bir ışık tutuyoruz.

Portre: Kerem Nadir Özcan

Bana Öfkeyle Bakanlar / Şiir

Annemle ezeli ve ebedi tanrının gözetimi altında yaşadık uzunca zaman
Annem ona minnettarlığını göstermek için dualar eder, ibadetler yapardı
Yüz yıl öncesinde böyleydi
Yüz yıl sonrasında böyleydi
Ben şiir yazardım
Ben tanrıyı şiirle aradım
Onu bulmak için değil
Bulduğum için şiir yazardım
Bulduğumu sandığım için
Bin yıl önceki şairlerin sesleriyle
Dokurdum dizelerimin ahengini
Şiirim şiirliğini yitirir yalnızlaşırdı
Yalnızdım
Tanrı da yalnızdı
Allah demek zorundaydım tanrıya şimşekli korkunç gecelerde
Çocukken acizliğimi keşfetmemiştim daha
Şiiri keşfetmemiştim

Çöllerde okunan ezanlar gibi ürperirdim bazen
Siyah bayraklardan
Büyüdükçe taşlaştı
Kütleşti her şey
İnsanlar ve tanrı
Uzağımdaydı artık
Bana öfkeyle bakanlar
Uzaklaştırdı beni senden
Hep insanlarla birlikte düşünmüştüm seni demek ki
Demek ki tüm ayarlarım sana göreydi de
Hayallerle, mistik düşlerle çıldırdım
Sıyırdım kendimi senden sonra
Senden sonra açıldım hayata
Hayata ve usa inanmaya başlayınca
Şiirim de güzelleşti sen de güzelleştin
Olduğumuz gibi kabul ettik birbirimizi
İnsanlar çirkinleştirmişti demek ki
sende göremediğim bendeki güzelliği
Bağnazca ve körü körüne
Belki de naif ve acınacak duygularla kirlenmişti suretin
Suretin yoktu da kötü bir bakış bile yetiyordu senin olmayan kötülüğü
O yüzlerde görmeye
Böyleydi onlar
Onlar böyleyken ben de böyleydim artık
Ne sensiz ne senle
Şiirle.

Röportaj

– Sanat kavramına odaklandığınızda, zihninizde beliren ilk cümleler nelerdir?

İnsanın çok uzun ve tahribatı yüksek yolculuğunda, nefes aldığı durakların en başında sanat geliyor sanırım. Sanat bir duraklama alanıysa, modernizm bu alanı genişleten ve çağlar açıp kapatan akımları bünyesinde eriten bir güce sahip. Birikimli ilerleyen felsefenin aksine, sanat çatışmalarla var olmuştur. Bu çatışma sadece insanın kendisiyle değil, ülkelerin ülkelerle, doğanın insanla, evrimin yaradılışla, zamanın varoluşla, savaşın barışla, gerçekliğin sürrealizme, bilimin dinle, erkeğin dişiyle, Adem’in Havva’yla, Şeytan’ın Tanrı’yla, İbrahim’in Tanrı’yla, İsa’nın Yahudi yöneticilerle…

Tüm saydığım ve saymadığım çatışmalar bugünkü sanatların köklerini oluşturuyor. Şiir ise insanlık tarihi kadar eski bir haykırış . Birçok sanatı içinde barındıran, sanat haricinde aklımıza gelen ya da gelmeyen milyonlarca şeyi içinde harmanlayan, tanımı güç bir şey diyebilirim. Dionysos çimenliklerinden de çok çok öncelerine gitmek, görüş alanımızı genişletmek gerek, ilk çağlardaki mağara duvar resimlerine mesela…. İmgenin başlangıcı orada… İlk insanın anlamlandırma telaşında şiirin kıvılcımlarını görebiliriz, bu anlamlandırma aya, güneşe, gökyüzüne yıldızlara, doğaya, hayvanlara bakarken çıkardığı anlamsız seslerden oluşur diye düşünürsek, mağara duvarına işledikleri de, kurallı noktaya gelinceye kadar mitlerin temellerini ve şiirin temellerini atıyordur. Mit ve şiir ayrı düşünülemez…

– Sanat kavramına bakışınız eserlerinize yansıyor mu? Yoksa ürünleriniz, düşünsel olmaktan ziyade içsel ve anlık yansımalarınız mı?

-Eserlerimde iç duygulanımlarla düşünceyi birleştirme telâşındayım. Daha doğrusu birbiri içinde kaybolmaları, yazılan şiirin ya da metnin daha sağlam olmasına işaret bence. Salt düşünce ya da salt duygunun yer aldığı ürünün amacını gerçekleştirebileceğine inanmıyorum. Yazı yolculuğumun ilk yıllarında böyle şiir ve metinler üretmişimdir. Zamanla farkına varıyor insan. Deneyimlerle gelen yetkinliği tercih ederim. Oldum demek, görünürüm demek yaşadığımız dönemin en büyük tehlikelerinden. Başkalarının ne dediği de ölçüt olmamalı edebiyat yolculuğunda. İnsanın kendi kendine çektiği kılıç ya da kendi kendine verdiği çiçek kadar onu sağlam kılacak ne vardır ki? Eğer bunları yapıyorsa, kendine karşı acımasız ve merhametliyse, belli aşamalardan geçmiş değil midir yaşamında?

– Sanat adına neler gerçekleştirdiniz, neler gerçekleştirmek istersiniz?Gelecekte çıkarmak istediğiniz ürünler hakkında neler söyleyebilirsiniz?

-İlk şiirlerim ve öykülerim 2013 yılından bu yana belli başlı edebiyat dergilerde yayımlanmaya başladı. Ondan öncesi de var tabi, çocuk yaşlardan bu yana kitaplarla ve filmlerle aram çok iyiydi hep. Büyük bir hayal evreni kurdum kendime, dıştan gelecek zararla karşı korunaklı bir evrendi bu. Tabi ki yazmaya ve kurmaya başlarken işin teknik kısmında bir haber oluyor insan genç yaşlarda. Tekniği öğrenmek için çabalamalarım, yayımlatma telaşına düştüğümde başladı. Sanata, edebiyata olan hayranlığım -tabi ki sinemaya da uç noktalardaydı- beni, okumaya, görmeye ve izlemeye yöneltti. Üretimlerimin teknik eksiklikleri kapatmaya çalıştım hep, hâlâ da bunun üzerine düşünüyorum. Özellikle şiirde bunu yaparken edebiyat dergilerini takip etmenin büyük avantajlarını gördüm. Dergilere şiir ve öykü yollarken de, hem edebiyata gönül vermiş insanlarla yolum kesişti hem de ilk heyecanları yaşama fırsatım oldu. İlk şiir yayımlatma   tutkumu bugün dahi unutamam. İlk kitabının çıkması kadar önemli bence.

Tabi ki ustaları okumanın büyük faydalarını gördüm. Beni en çok sarıp sarmalayan belli başlı şair ve yazarlar var: İhan Berk, Bilge Karasu, Edip Cansever, Samuel Beckett, Juan Rulfo daha saymadığım, okuyup çok şey öğrendiğim yazarlar ve şairler içinde parlayanlar bu değerli sanatçılar evrenimde.

 

Dergilerde yayımlanma, zorunlu ara aşamaları 2013’ten 2020 ye kadar 7 yıl sürdü. Bazı internet dergilerinde ve platformlarında da yer aldım bu yıllarda. 2020 yazında ilk kitabım “Düşlük” çıktı. Bu kitapta hem yayımlanan hem yayımlanmayıp kitaba sakladığım dönemsel olarak farklı yıllarda yazdığım ve güvendiğim şiirlerim yer alıyor. Kitabım büyük oranda içime sindi diyebilirim. Elenmesi, beklemesi, demlenmesi çok iyi oldu.

 

Bundan sonraki aşamalarda adı şu anda “Dünyanın Sessiz Anları” olan bir şiir kitabı ve yeni bir öykü kitabı çıkarma isteğim var. Şiir dosyası bütünlüğe kavuştu bile ancak elemeler olacak yine şiirlerden, gözden geçirmeler, aşamalar yani. Öykü dosyası ise, bir tarafta şiirsel anlatılar var, bir tarafta ise kurgu öyküler bir kitaba dönüşme konumunda değil şu anda bu dosya. Denizi yazma isteğiyle” “Mavi Kapı” adlı bir anlatı kitabına başlamıştım devam etmek istiyorum ona yaz ayalarında.

Sinemayla yakından ilgili ve senaryo eğitimi almış biri olarak, bugüne kadar yazdığım senaryoların haricinde kendi dilimi oluşturmak isteğim ve tutkum var, bu yüzden diyalog üzerine ve başta dramatik yapı üzerine daha fazla kafa patlatıyorum bu aralar. Ustamız İlhan Berk, şiir yazmak benim için cehennem demiş, sağlam bir senaryo yazmakta  cehennemin dibi olmalı. Tüm kuralları bilerek, yıkarak, inşa ederek yazanlar beni iyi anlar. Bu tutkunun kötü tarafı da, sonunu göremediğimiz bir yoldasınız. Bunca emekten sonra, senaryonuz gerçekleşmezse çöpe gidecek. Çekilmemiş bir senaryo hiçtir. Pasolini, Decameron filminin kendi oynadığı bölümünde bir kilise ressamını canlandırır ve şunları duyarız bu ressamdan film sonunda: “Bir sanat eserini hayalet etmek bu kadar güzelken, gerçeğini istemek niye” tam böyleydi sanırım, biraz değişiklikler vardır kusura bakmayın. Yani aşamalar bizi, bir filmi, bir şiiri, öyküyü, resmî vs. hayal ederek kendi iç dünyamızda sonsuz kılacağı hâlde, onu üretmeye itiyor ve bu travmaları kimi zaman tahribatla kapatabiliyoruz. Sanat üretimi yapan insanların kaderi bu galiba, yıpranmak, incinmek, üzülmek, kimi zaman mutlu da olmak tabi ama her zaman değil.

Kısa Biyografi

1987 yılında doğdu. İlk, orta ve üniversite eğitimlerini Konya’da tamamladı. İlk şiiri 2013’te, ilk öyküsü 2015’te yayımlandı. İlk şiir kitabı “Düşlük” Temmuz 2020’de çıktı. Film yazıları ve senaryolar yazdı. Yazı ve çalışmalarına devam etmektedir.