Sadece 29 yıl yaşamış ve bu kısa ömrüne onlarca başyapıt sığdırmış olan Percy Bysshe Shelley (1792 – 1822), romantik dönemin en ünlü şairlerinden biri olarak kabul edilmektedir. 1811 yılında çıkardığı, “Ateizmin Gerekliliği” adlı çalışması sansasyon yaratmış ve sonrasında birçok çalışmasıyla Marx, Gandhi ve Bernard Shaw gibi farklı kitlelerden, dindar ya da dinsiz, ilerici ya da muhafazakar görüşlere sahip pek çok kişiyi etkilemiştir. Felsefi olarak Shelley için ilerici, doğacı, evrimci ve akılcı bir bilim duyarlılığı olan romantik bir sanatçı denilebilir.

Shelley ve Radikal Romantizm Poetikası

Su Özbek

Percy Bysshe Shelley (4 Ağustos 1792 – 8 Haziran 1822) İngiliz Romantik döneminin belki de en çarpıcı şairlerinden biriydi. Yalnızca otuz sene süren yaşamı boyunca farklı yazım biçimleri ve çeşitli düşünceleri inceleyip harmanlayarak ürettiği edebi eserler ölümünden sonra ardından gelen düşünürleri ve sanatçıları derinden etkilemiştir. En ünlü felsefi denemelerinden biri olan Ateizm’in Gerekliliği metni, Oxford’dan atılmasına sebep olmuştur. Şiirin Bir Savunması (1821, ç. Bünyamin Kasap, 2011), Anarşinin Maskesi (1819, ç. Volkan Hacıoğlu, 2010), Declaration of Rights (1812) ve On the Vegetable System of Diet (1814-1815) gibi metinlerde dünyayı, doğayı, insanı ve sanatı radikal ve idealist bir bakış açısıyla çözümlemiş, sosyalizm, vejeteryanlık ve ateizm gibi düşüncelerin savunusunu yapmıştır. Aynı zamanda kendisine ilham olan ilk nesil romantik şairleri de apolitik, hatta zaman zaman mevcut düzen yanlısı tavırları bağlamında hem denemelerinde hem de şiirlerinde çeşitli metaforlar ve biçim oyunlarıyla eleştirmiştir. Kendini içinde yaşadığı düzene karşı konumlandırarak hayatının sonuna kadar inançlarına göre doğru ve iyi bir toplum uğruna düşünsel savaşını vermeye devam etmiştir. Shelley’nin kalemi nasıl tutkulu bir insan olduğunun kanıtıdır. Duyuları cezbeden dilbazlığı ve şaşırtıcı derecede üretken olan hayal gücü dalga dalga katlanarak okuyucuyu her bir taraftan kuşatıp ele geçirir. Gemi kazasında hayatını kaybeden Shelley’i çok seven Oscar Wilde, onun anısına yazdığı şiirde (bkz. The Grave of Shelley) Shelley’e yakışan mezarın yerinin dalgaların çarpıp durduğu bir kayalıkta olması gerektiğini ifade etmiştir. Doğanın bağrında, kıpır kıpır, her daim hareket halinde olmalıdır Shelley’nin anısı.

Sanılanın aksine 19. yüzyıl Romantizm akımı tek bir insan, grup ya da bölgeyi merkezine alan bir oluşum değildir. Bilim, akılcılık ve sistemi yücelten Aydınlanma düşüncesinin insan, doğa ve sanatı küçülten etkisine yönelik samimi bir karşı duruşun çeşitli dışavurumlarını içeren bir akımdır. Romantik Dönem müzisyenleri, şairleri, yazarları ve düşünürleri başta doğa ve insan olmak üzere, öznellik, ebediyet, hayal gücü, sanat ve şiir kavramlarını, zaman zaman neoklasik güzellik anlayışından beslenerek tekrar tanımlamaya yönelmişlerdir. Romantik dönemden sonra, hatta onu adeta yıkarak gün yüzüne gelen Joyce, Woolf ve Proust gibi modernist yazarların eserlerinde gördüğümüz sanatta öznel içtenliğin gerekliliği fikri ve metin yapısında bulunan zamansal dairesellik savunusu romantik dönemin estetik anlayışının bir devamıdır.¹

Daemon of the World Shelley’nin eserleri arasında en az incelenmiş çalışmalarından biri olmasına rağmen, belki de onu en çok zorlayan, en çok uğraştıran ve düşündüren metinlerdendi. Bu çarpıcı şiirin aslı Shelley’nin 1813 yılında yazdığı dokuz kantodan oluşan Queen Mab şiirine dayanıyor. Dönemin sansürcü kurumları birçok şair, gazeteci, yazar ve sanatçıyı baskı altında tutuyordu. Bundan dolayı yayımcının dağıtımına onay vermediği Queen Mab, yalnızca yakın çevresiyle paylaşılmıştı. Üç senelik bir ara ve birçok değişiklikten sonra Daemon of the World adıyla yayımlanan şiir orijinalinin çıplak radikal ifadelerinden yoksundu. Birçok eleştirmen Daemon of the World şiirinin son derece cüretkâr bir dille yazılan anti-Hristiyan, düzen karşıtı, sert mizaçlı Queen Mab ile karşılaştırılınca epey zayıf kaldığının altını çizmiştir. Hatta bazıları Shelley’nin yaptığı “sağduyulu” seçimlerin aslında kendini politik görüşlerinden soyutlaması anlamına geldiğini belirtmiştir. Ancak yakın bir okuma bunun sığ bir bakış açısı olduğunu gösterebilir.

Daimon adı Yunan mitolojisinden bugünün eserlerine kadar birçok farklı, fakat bağlantılı kavramların ifadesinde kullanılmıştır. Hesiod, epik şiiri Tanrıların Doğuşu’nda “daimon” kelimesini bir yerde kutsal ruh ile eşanlamlı kullanırken, başka bir yerde koruyucu ruh anlamında kullanmıştır. Homer, İlyada 1. Bölüm’de tanrı (theoí) kelimesi yerine daimon (daímones) kelimesini kullanır. Daimon, adını alan bu şiirde kutsallık ve yüceliği, sevgiyi ve bilgeliği, “Tanrısal Doğa”yı işaret eder. Shelley’nin şiirinin Dante, Milton ve Spenser gibi eskinin şanlı Hristiyan şairlerinden ödünç aldığı imgelerle örüldüğüne dikkat çeken Dr. Mary A. Quinn, eserin gizli derinliğinden söz ederken özetle şöyle bir resim çizer: Blake ve Shelley’de görülen kahin-şair motifinin bir yansıması olan Ianthe tutuculuk ve politik baskıyı reddettiği için saf ve erdemlidir. Birçok inanç kültüründe de benzeri görülen kahinlik ve görüm hediyesi ona Yüce Varlık tarafından verilir. Okuduğumuz şiir, Ianthe’nin dünya tarihinin geçmişi, şimdiki zamanı ve geleceğinde yaptığı geziyi gösterir. Hristiyan bakış açısıyla çizilmiş dünya resminden gittikçe uzaklaşan görüntüler “Kutsal Tanrı”nın yerini “Doğa’nın Yüce Ruhu”nun almasıyla bütünlük kazanır. Dönemin sansür yasaları nedeniyle ifade özgürlüğü kısıtlanmış olan Shelley’nin Ianthe ile özdeşleştiğini gördüğümüz bu gezide, görümler aracılığıyla şiirin barındırdığı düşüncelerin tam bir sonuca ulaşamadan Ianthe’nin uyanışıyla yarıda kesilmesi, insanların bu kehanet ve bilgeliğe hazır olmadığını işaret eder.²

Esasında okuyucuyu Shelley’nin aklında enfes bir gezintiye çıkaran bu parlak şiir inceliğiyle okuyucusundan dikkat ve çaba talep eder. Shelley bu şiiri, doğa tasvirinde kullandığı çarpıcı görsel imgeler ve derin felsefi kavramlar arasında ince bağlantılar kurarak örmüştür. İsyanını çıplak ve sert bir dil yerine, uysal fakat tutkulu bir mizaçla ifade edebilmesi bir ustalık belirtisidir. Okuyucunun duyularını harekete geçirerek yüreğine ve aklına nüfuz etme arzusu açıktır. Kullandığı uzun soluklu, gösterişli metaforlar ifade edilen felsefi kaygıları zaman zaman gölgede bıraksa da, şiirin hem teknik özellikleri hem de edebi niteliği, ilgili bir okuyucu için oldukça değerlidir. Bu duyarlı şiirde bulunan din, sanayileşme, çarpık dünya düzeni, doğa ve bunların ortasında yozlaşan insanoğlu hakkında düşünceleriyle Shelley, okuyucuyu hem geçmişi, hem geleceği hem de kendini sorgulamaya iter.

¹ De Almeida, Hermione. “Joyce and the Romantics: Suggestions for Further Research.” James Joyce Quarterly, vol. 20, no. 3, 1983, pp. 351–355.
² Quinn, Mary A. “The Daemon of the World: Shelley’s Antidote to the Skepticism of Alastor.” Studies in English Literature, 1500–1900, vol. 25, no. 4, 1985, pp. 755–774.

İngilizce Yazılmış Gelmiş Geçmiş En Büyük Siyasal Şair

Furkan Çirkin

Tarihsel süreçte insanoğlu, en temelde, üç büyük evreden geçmiştir. İlk olarak antik dönem polis’lerinde küçük bir azınlığın öncülüğünde felsefe oldukça belirleyici olmuştur. Erdem siyaseti de bu dönemin devlet yapısını ve insan karakterini oluşturmuştur. İkinci olarak Orta Çağ’da feodal yapı ve otarşik tarım ekonomisi içinde kilisenin öncülüğünde din hâkimiyeti görülmüştür. İnanç siyaseti, bu dönemin insan ilişkilerini belirlemiştir. Son olarak burjuvazinin yükselişiyle, günümüzde de devam eden bilimsel düşüncenin hâkimiyeti görülmektedir. Çıkar siyaseti ise bilim ve akılcı günümüz kapitalist insanının ilişkilerinin temelini oluşturmaktadır.

Bunların garipsenmemesi gerek. Zira ticaretin hiç olmadığı, dışa kapalı ve tamamen tarıma dayalı bir Orta Çağ feodal yapısında ağzınla kuş da tutsan, o yıl yağmur yağmadığı anda sen bir hiçsindir. Dolayısıyla avuçlar açılıp yağmur duası edilir. Aynı şekilde sanayi devrimiyle taçlandırılmış Aydınlanma sonrası burjuvazi için de tüm dua ve inanç düşüncesi bir hiçtir. Zira yağmur da yağsa güneş de açsa, yılda yüz araba üretebilen bir fabrika ancak çok daha verimli ileri teknoloji yeni bir üretim makinasıyla iki yüz, üç yüz sayılarına çıkabilir. Bunu da bir mühendis, bir bilim adamı başarabilir. Hoş sayı beş yüze çıksa, hatta o arabalar Mars’a gönderilse; bir şarap, bir sevgili, bir şiir, içten ve çıkarsız çimlere uzanılan o eski günler geri gelebilir mi? İnsanın insan olma özelliğini yok eden bu bilimsel düşünce ve çıkar siyaseti, hızla ve hızla gelişmektedir.

İşte bu bilimsel düşüncenin hâkim olmaya başladığı, akılcılığı ve kapitalist sistemi yüceltip insanı ve doğayı küçülten Aydınlanma’nın hızla yayıldığı dönemlerde; İngiliz romantik şairi Percy Bysshe Shelley, bilimsel düşünceye ve kapitalist çıkar siyasetine ilk büyük başkaldıranlardan biridir. Tabii onun kavgası çok sert, çok fevri hatta bazen çok çocukçaydı. Ama kesin olan bir şey varsa o da içtenliği, samimiyetiydi. Bu kavgayı sürdürenler oldu, geçmiş dönemlerde de olmuştu, bitmedi, daha sürüyor ve sürecek.

Percy Bysshe Shelley, henüz Karl Marks’tan ya da diğer sosyalistlerden önce Ateizmin Aşk Üzerine Haklar Beyannamesi kitabında “hiçbir insanın ihtiyacından fazla mülk edinme hakkı yoktur” demişti. (Gerçi Shelley’den de çok çok önce Şeyh Bedreddin “yâr yanağından gayrı her şey ortak” demişti ya da Yunus Emre veya Herakleitos; tarihte hep var olan bir azınlık.) Yine Shelley, zenginlerin fakirlere yardım etmesini bir iyilik olarak değil, kusurlu bir hak olarak görmekteydi. Daha sonra Victor Hugo’nun “siz yardım edilmiş yoksullar istiyorsunuz, biz ise ortadan kaldırılmış yoksulluk” diyeceği gibi.

Anarşinin Maskesi adlı uzun şiire gelinecek olursa; bu şiir, İngiltere’de meydana gelen Peterloo Katliamı üzerine yazılmış ve bu ayaklanma esnasında büyük yankı uyandırmıştır. Şiddetsiz direnişin en önemli ilk örneklerinden biri olarak da günümüze kadar gelmiştir. “Katliam” tarih boyunca farklı farklı maskeler takmıştır. Bu şiirin üzerine yazıldığı Peterloo Katliamı olayı, Muhafazakâr Parti lideri Viscount Castlereagh’ın sözcülüğünde gerçekleşmekteydi. Percy Bysshe Shelley, dikkat edilecek olursa, Castlereagh’i Katliam’ın maskelerinden herhangi biri olarak tarif etmektedir: “Katliam’la karşılaştım yol üzerinde / Castlereagh gibi bir maske vardı yüzünde / Çok sakin görünüyordu ama korkunç gaddardı / Ve ardında kana susamış, yedi köpeği vardı.” Percy Bysshe Shelley’in yakın dostu Lord Byron da Castlereagh’a ithafen şöyle bir şiir yazmıştır: “Gelecek kuşaklar asla tartışmayacak bile / Daha asil bir mezar olabilir mi diye? / Castlereagh’in kemikleri yatıyor burda / Ey yolcu, dur ve işe üstüne!”¹

¹ “Posterity will ne’er survey / A Nobler grave than this / Here lie the bones of Castlereagh / Stop, traveller, and piss!”

Şiirin devamında, Percy Bysshe Shelley gibi romantik bir şairden bekleneceği üzere, farklı grupları mübalağa ile ve her birini ayrı bir imge ile anlatma durumu hâkimdir. Örneğin Sahtekâr, İkiyüzlülük, Timsah, Kutsal Kitap gibi maskelerin arkasında güncel siyasal alandan hareketle genellemeler ve soyutlamalar yapmaktadır. Daha sonra ise Umut ve Zaman gibi imgeleri kullanarak çok daha soyut ve genel konuları ele almaya başlamaktadır.

Şiirin geneli bu minval üzeredir. Şiiri şiirle ölçmek gerekir, malum. Percy Bysshe Shelley’in cesaretini, samimiyetini, insanlığını, şairliğini ve zekâsını kitabı okuyup bitirince hissedeceksiniz.

Sosyalizm üst başlığının altında ütopyacı sosyalistleri, bilimsel sosyalistleri ve anarşistleri sayabiliriz. Percy Bysshe Shelley, anarşist bir düşünceyle ve sosyalist bir tavırla özgürlüğü en temele alarak Notes on Queen Mab kitabında şöyle demektedir: “Özgürlük; ne itaat ve kıskançlık duygularıyla ne de korkuyla uyuşabilir; o ancak en saf, en mükemmel ve en limitsiz hâliyle onu savunanların güven, eşitlik ve samimiyet içinde yaşadığı yerdedir.”²

² Notes on Queen Mab

Percy Bysshe Shelley’e göre; “Erdemli bir ruha sahip insan ne emreder ne de itaat eder.”³

³ Percy Bysshe Shelley

Nazım’ın Davet’inde “Bir ağaç gibi tek ve hür / Ve bir orman gibi kardeşçesine” dediği gibi…

Bülten'e Üye Ol

Fihrist Kitap Çalışmalarından Haberdar Ol