
Prof. Dr. Oğuz İnel, 1955 doğumlu. Ankara Üniversitesi 1976 mezunu. Eskişehir Anadolu ve Eskişehir Osmangazi Üniversiteleri’nde öğretim üyesi olarak çalıştı. 2002 yılında erken emekli oldu. Emeklilik sonrası felsefe üzerine yoğunlaştı. Akademik çalışmaları ve e-kitapları haricinde, felsefe üzerine yazılmış sekiz kitabı yayımlandı.
Oğuz İnel
Elinizdeki kitapçık bir söyleşi metnidir: Söyleşi ama kurmaca bir söyleşi. Peki, neden Nietzsche ve Schopenhauer? Neden bu söyleşi için bu iki ismi seçtik? Nietzsche ve Schopenhauer – özellikle Nietzsche – felsefe ve düşünce tarihinin kuşkusuz en önemli isimleri arasındadır. Fakat kanımca onların günümüzdeki önemleri, günümüz dünyasını anlamlandırabilmek için vazgeçilmez olmalarından ve ilham veren düşünce zenginliklerinden kaynaklanmaktadır.
Nietzsche, günümüzdeki postmodernist düşüncenin; Schopenhauer ise günümüzdeki pesimist ve nihilist düşüncenin ilk teorisyenleridir. Söyleşi için bu ikilinin seçilmesinin diğer nedeni de, onların felsefe tarihinin en güzel ve çarpıcı üsluplarına sahip olmalarıdır. Bu üslubun, onları tanımaya çalışan okurların ilgisini çekeceği ve okumayı bir zevk haline getireceği düşünülmüştür. Ancak Schopenhauer’in bir deyişini ödünç alarak belirtmemiz gerekir ki, bu iki filozofun düşünceleri onların üsluplarıyla güzelleşmez; bu üsluplar, güzelliklerini onların derin düşüncelerine borçludur.
Nietzsche, “İnsanca, Pek İnsanca 2”yi aşağıdaki pasajla sonlandırmıştır:
“Hades’e Yolculuk: Ben de indim yeraltı dünyasına, Odysseus gibi, … bazı ölülerle konuşmak için: […] Epikür ve Montaigne, Goethe ve Spinoza, Platon ve Rousseau, Pascal ve Schopenhauer… Bunlarla sohbet etmem gerekiyor uzun süre yalnız gezdiğimde, onlardan bekliyorum haklı ya da haksız görülmeyi. […] Yaşayanlar bağışlasınlar beni, onlar bazen gölgeler gibi görünüyorlarsa…”
Bu önemli iki isimden Schopenhauer, Nietzsche’nin en değer verdiği filozofların başında gelir. Nietzsche bir kitabını ona adamıştır: “Eğitici Olarak Schopenhauer”. Bu kitabın ilk pasajını şöyle bitirir:
“Elbette, kendini bulmanın, … uyuşukluktan çıkıp kendine gelmenin başka yolları da vardır, ama ben, eğiticilerini ve yontucularını düşünmekten daha iyi bir yol bilmiyorum. Ve bugün, kendisiyle gurur duyduğum bir öğretmeni ve bir terbiye ustasını, Arthur Schopenhauer’i anmak istiyorum.”
Biz de bu söyleşi aracılığıyla bu iki büyük filozofu anmak istiyoruz; ancak gerçek hayatta bu ikiliyle böyle bir söyleşi hiçbir zaman gerçekleşmemiştir ve gerçekleşemezdi de, zira Schopenhauer öldüğünde Nietzsche henüz 16 yaşındaydı. Ama böylesi bir söyleşiyi “kurgulamak” mümkündür; kurguladığımız dünya, Nietzsche’nin daha erken bir tarihte doğduğu bir dünyadır.
Bu söyleşinin, Schopenhauer’in baş eserini kaleme aldığı Dresden’de, bir zamanlar “Elbe’nin Floransa’sı” diye anılan o büyülü kentte yapılmış olduğunu hayal ediyorum. Söyleşiyi yapan kişi ise, bir gazete ya da derginin yazarı veya editörü olabilir. Bu kişinin kim olduğunu bilmiyoruz; bu nedenle söyleşide ismi “X” olarak geçiyor.
Aynı şekilde söyleşi boyunca Schopenhauer “S” ve Nietzsche de “N” olarak geçiyor.
Burada Schopenhauer’in “nihai gerçeklik olarak istenç”, “tasarım olarak dünya” ve Nietzsche’nin “güç istenci”, “bengi dönüş” gibi önemli bazı temel motiflerine özellikle değinmedik. Çünkü felsefeye yeterince aşina olmayan okurların metni okurken kafa karışıklığı yaşamasını istemedik.
Söyleşi, konuları kategorize edebilmek açısından iki ayrı oturum olarak düzenlenmiştir. Birinci oturumda “inanç” ve “özgür irade”; ikinci oturumda ise “etik” ve “mutluluk” tartışılmıştır.
Okuyacağınız söyleşi bir kurmacadır, fakat söylenenler değil; konuklarımızın söyledikleri, birkaç istisna dışında, kitaplarından yapılan alıntılardan oluşmakta ve bu alıntıların hangi kitaplardan yapıldığı kaynakçada gösterilmiştir.
Yalnızca felsefeyi değil, bütün Batı kültürünü derinden etkilemiş ve pek çok büyük düşünüre ilham kaynağı olmuş olan bu iki büyük filozofla yapılan küçük bir söyleşiye kulak vermek isteyenler varsa, içeriye buyursunlar diyoruz.