
Ludwig van Beethoven (1770–1827), müziği aristokrat himayenin estetik sınırlarından koparıp bireysel iradenin ve içsel çatışmanın alanına taşıyan kırılma figürüdür. Klasik biçim disiplinini korurken ona sarsıcı bir dramatik yoğunluk yüklemiş; senfoni, sonat ve yaylı çalgılar dörtlüsünü yalnızca formlar değil, düşüncenin ve direnişin taşıyıcıları hâline getirmiştir. İşitme kaybına rağmen ürettiği eserlerle sanatçıyı kaderine boyun eğen bir zanaatkâr olmaktan çıkarıp kendi yasasını koyan bir özneye dönüştüren Beethoven, modern sanat anlayışının etik ve estetik temellerini atan tarihsel bir dönüm noktasıdır.