
Kim Dong-in, 2 Ekim 1900’de Güney P’yongan eyaletinin P’yongyang mezrasında doğmuştur. P’yongyang’ın ileri gelenlerinden olan babası Kim Taeyun, Rönesans düşüncesinin etkisiyle önce Hıristiyan sonra da bir Protestan olmuştur. Dong-in ise ilkokulu P’yongyang’da okuduktan sonra babasının isteği üzerine Japonya’ya taşınmıştır. Japonya’da Meiji Gaukin Üniversitesi’nin ortaokulundan mezun olmuş ve daha sonrasında da Kawabata Sanat Okulu’nda dersler almıştır. 1919 yılında ilk Korece edebî dergiyi çıkarmıştır. Yaratı adındaki bu dergi Tokyo’da basılmıştır. Yaratı’da Kim Dong-in “sanatın sanat için” olduğunu savunmuş ve edebiyatı diğer sanatlardan ayrı, özgür bir sanat biçimi olarak yorumlamıştır. 20. yüzyılın başlarında Yaratı dergisinin yayınları, Kore aydınları arasında uygar yazım biçimlerinin tanınırlık kazanmasında epey etkili olmuştur. Yaratı’nın ilk sayısının başarıyla yayımlanmasının ardından Dong-in, okulunu yarım bırakarak Kore’ye dönmüştür.
1919 martında Japon sömürge polisleri Dong-in’in kardeşinden onun sömürge karşıtı Bir Mart Hareketi için bir bildiri kaleme aldığını öğrenmiş ve Dong-in’i yayıncılık kanunlarına karşı geldiği gerekçesiyle dört ay hapse atmışlardır. Dong-in 1922-1923 seneleri arasında hapiste yaşadıklarını “Kırbaç” adlı öyküsünde dile getirmiştir. Dong-in, bu kitapta da yer alan “Ellerindeki Hayat”, “Patates”, “Deli Ressam” ve “Ateş Sonatı” gibi pek çok öyküsünü kaleme aldığı ikinci bir dergi daha çıkarmıştır. 1930 yılında ise gazetelerde tefrika ederek tarihsel romanlar yazmaya merak salmıştır. Hayatı boyunca Japon sömürge dönemini anlattığı hikâyeler yazmaya devam etmiş, 5 Ocak 1951’de Kore Savaşı sırasında Seul’deki evinde hayata gözlerini yummuştur.
Kim Dong-in bu seçmece öykülerinde, zaten dünyanın da çalkantılarla geçirdiği bir dönemde büyük değişikliklerden geçen Kore’yi kendine özgü üslubuyla yer yer tarihsel bir okuma, yer yer psikolojik bir çözümleme, yer yer de ağır gerçekçi sayılabilecek bir şekilde anlatıyor. Dong-in’in öykülerinde sıradan insanın payı çok büyük. Kendi toprağının insanını, kadınını, işçisini ve evlatlarını anlatmaktan alıyor ilhamını Dong-in. Aslında her gün yanı başımızda yaşanan şeylerin arka planında olanları bize göstererek, bizi de yarattığı dünyanın içine alıyor. Şunu da söylemek gerekir ki, Dong-in’in öykülerinde kadının farklı bir yeri var. Her öyküsünde mutlaka kadının anaçlığına, fedakârlığına, erkeğin bazen zaafı bazen kolu kanadı olduğuna, bazen de kadının da bir “insan” olduğuna vurgu yapıyor. Bunu da kendi tecrübelerini ve düşüncelerini eserlerine yansıtmaktan hiç geri durmayan bir yazar olarak, “Deli Ressam” ve “Ateş Sonatı” adlı öykülerinde yaptığı gibi sanatçının kafasının içindekileri, ilhamını, eserini ortaya koyuş sürecini de inceleyerek, tüm bunları okuyucusuna sunarak yapıyor. Bazen yine bir sanatçı olarak toplumun üstün iyiliği ilkesi gereğince, oldukça tartışmalı ve içinden çıkılmaz hesaplara giriyor. İnsan hayatı ile sanatı aynı kefede tartarak hangisinin ağır basacağını belirlemeye çalışıyor. Gerek özgün dili, gerek çokça bilinen ve üzerine konuşulan konulara farklı yaklaşımıyla gerek de zamanının Kore’sini yalın ve apaçık bir şekilde sunmasıyla olsun, Dong-in okuyucusuna asla pişman olmayacağı ve onu derinden etkileyecek bir okuma deneyimi sunuyor. Biz de Fihrist Kitap olarak Kim Dong-in’in bu benzersiz öykülerinden on tanesini sizin için titiz bir çalışmayla derledik.