Ivo Vojnovic (Dubrovnik, 1857-1929) şiir, tiyatro eleştirileri ve kısa hikâyeler yazmış olsa da asıl ününü modern Hırvat edebiyat ve tiyatrosundaki ilk büyük oyun yazarı olarak kazanmıştır. Yirminci yüzyıl boyunca tüm Yugoslav halklarında popülaritesini korumuş ve pek çok Orta Doğu ülkesinde de oyunları sahnelenmiştir. En çok bilinen oyunları pek çok dile çevrilmiştir, hatta en popüler oyunu Aequinox (Ekvinocijo) Çinceye dahi çevrilmiştir.

Yaşamı boyunca çeşitli zamanlarda eleştirmenlerden olumlu dönütler alsa da bugün hem tiyatro izleyicileri hem de edebiyat tarihi açısından konumu tartışmalı bir yerde durmaktadır. Asıl şöhretini Dubrovnik’te yer alan Aequinox (1895) ve Dubrovnik Üçlemesi(1900-1902) adlı oyunlarıyla kazanmıştır. Bunlar dışında pek çok ilgi çekici oyun kaleme almış olsa da trajik oyun modelini bu iki oyununda kurmuş ve 1903 yılından sonra yazdığı oyunlar da az çok bu modelden kazandığı başarının tekrarı olarak yorumlanmıştır.

Dubrovnik Üçlemesi'ne Dair


Dubrovnik Üçlemesi, üç kısa oyundan oluşan tarihi bir dramadır. Yazar “Allons Enfants” adlı ilk kısımda Dubrovnik’in düşüşünü, “Alacakaranlık” adlı ikinci kısımda şehrin bağımsızlığını kaybettikten sonraki hali ve “Terasta” adlı üçüncü ve son kısımda da aradan belirli bir zaman geçtikten sonra şehrin ve insanlarının vaziyetini anlatır. Bu üç kısmı da daha doğru yorumlamak için öncelikle birazcık Dubrovnik şehrinin tarihine ve kültürüne değinmek gerekir.

Dubrovnik, Adriyatik Denizi’nin incisi olarak da bilinen tarihi bir şehirdir. 15. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar bu şehir önemli bir ticaret merkezi ve kültürel anlamda bir odak noktası olarak öne çıkmıştır. Dubrovnik’in altın çağı 15. yüzyıl olarak kabul edilir çünkü o zamanlar şehir, Ragusa Cumhuriyeti adı altında özerk bir hükümet elinde yönetilmektedir ve önemli bir deniz ticaret noktası haline gelmiştir. Ragusa, ticaret yolları arasında stratejik bir konuma sahip olduğu için de Doğu ile Batı arasındaki ticarette önemli bir rol oynamıştır. Tarihi boyunca olduğu gibi ve özellikle de sonrasında gitgide artacağı üzere şehir bağımsızlığını ve ticaret haklarını korumak için çeşitli savaşlar ve çoğunlukla da diplomatik mücadeleler içerisine girmek zorunda kalmıştır. Bu diplomatik mücadele ve çözüm yollarına yazının ilerleyen kısımlarında tekrar değinecek ve Vojnovic’in oyunda çizdiği Senato, halk ve burjuvazi portresinin temellerini ne kadar gerçek bir eksenden aldığını çok daha yakından inceleyeceğiz.

16. yüzyılda ise Dubrovnik, Osmanlı İmparatorluğu’nun baskısı altında kalmıştır. Osmanlılar, Balkan coğrafyasındaki hakimiyet alanını genişletmeye çalışırken Dubrovnik’e birkaç sefer düzenlese de bu girişimler başarısız olmuştur. Dubrovnik bağımsızlığını korumuştur ancak yazının ileriki kısımlarında değineceğimiz üzere şehir doğrudan Osmanlı hakimiyetine girmekten kurtulmuş olsa da gerek coğrafya gerek de yaşayacağı zorluklar dolayısıyla diplomasisi Türk etkisinden asla tam olarak kopamamıştır.

Bir sonraki yüzyılın ikinci yarısında Vojnovic’in meşhur erkek kardeşi Lujo Vojnovic’in “Dubrovnik’in İlk Çöküşü” olarak adlandırdığı 1667 Dubrovnik Depremi yaşanmış ve bunun sonucunda nüfusun yarısı hayatını kaybetmiştir. Cennet gibi bir şehirden ekonomisi ve insan kaynağı son derece zayıflayan bir viraneye dönen Dubrovnik, bu dönemde ileride de yapacağı üzere diplomatik ilişkiler kurarak varlığını devam ettirmiştir. Venedik Cumhuriyeti’nin etkisi altında kalan şehir bu cumhuriyetle ittifaklar kurarak ayakta dursa da bu durum Dubrovnik’in bağımsızlığını ve ticaretini de sınırlamıştır.

Dubrovnik, 18. yüzyılın başlarında tekrar güç kazanarak ekonomik ve ticari ilişkilerini düzeltmeye başlasa da bu yüzyılın sonlarına doğru şehri bekleyen çok daha büyük ve tarihi bir sorun vardır: Napolyon Bonapart. İşte Lujo Vojnovic’in Dubrovnik’in İkinci Çöküşü olarak adlandırdığı olay da budur. Napolyon emrindeki Fransız orduları Dubrovnik’i ele geçirir. Bu dönemde Senato ve elit kesim arasında ise bağımsızlığını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalan her millette olduğu üzere hararetli tartışmalar yaşanır. Ivan Kaboga isimli bir senatör şehrin yerlilerinin ve en değerli varlıklarının dönemin Osmanlı padişahı aracılığıyla Ege Denizi’ndeki adalardan birine aktarılmasını dahi teklif eder. Vojnovic’in belirttiği üzere bu Dubrovnik’i tekrar inşa etme düşüncesi ise hiç öyle radikal ve de hayalperest bir düşünce değildir. Çünkü bu fikir, şehrin büyük tehlikelerle karşı kaldığı zamanlarda en az iki kez daha ortaya atılmıştır. İlki kendisinin Birinci Çöküş olarak adlandırdığı 1667 depreminde, ikincisi ise Türklerin 1678 yılındaki Dubrovnik çıkartmasında yaşanmıştır. Bu noktada üçlememizin yazarının meşhur kardeşinin Napolyon’un Dubrovnik fethi konusundaki fikirlerini de şöyle kısaca bir özetlemek gerekirse, kendisi Dubrovnik seferini “kraliyet aklıyla düşünen bir kafadaki dengesizliğin ve çöküşün başlangıcı” ve “merkeziyetçi Fransız Devrimi’nin zalim ellerinin aristokrat sınıfını yok edişi” olarak görmektedir. 

Kardeşinin aksine Ivo Vojnovic, oyununu tam da ikinci çöküşten başlatır. Yukarıdaki senatörün teklifi yazarımızın kardeşinin aristokrat sınıfı hakkındaki yaptığı yorumla birlikte düşünülecek olursa oyunda anlatılan olayların ve karakterlerin temellerini ne kadar büyük bir gerçeklikten aldığı çok daha açık olmaktadır.

Eşine az rastlanır bu tarihi dramayı 1921 tarihli ilk İngilizce çevirisini yapan ve yazarın kendisiyle de tanışıklığı bulunan Dr. Ada Broch’un tanıtım yazısıyla birlikte siz değerli okuyucularımıza sunuyoruz.

Bülten'e Üye Ol

Fihrist Kitap Çalışmalarından Haberdar Ol