Camilo Castelo Branco, 16 Mart 1825’te Lizbon’da dünyaya geldi ve Portekiz’in en üretken ve etkili yazarlarından biri olarak kabul edilmektedir. Trajik bir çocukluk geçiren yazar, hem annesini hem de babasını erken yaşta kaybetti ve kuzey Portekiz’deki akrabalarının yanında büyüdü. Vila Real’de geçirdiği gençlik yılları, daha sonra yazacağı eserlerin atmosferini ve karakterlerini şekillendirmede önemli rol oynadı. Düzensiz bir eğitim hayatı olan Branco, kendini geliştirmek için yoğun bir okuma programı izledi ve genç yaşta yazarlığa başladı.

Romantik dönemin en önemli temsilcilerinden olan Branco’nun edebi kariyeri, “Anátema” (1851) adlı ilk romanıyla başladı ve yaşamı boyunca yaklaşık 260 eser kaleme aldı. En ünlü eseri olan “Amor de Perdição” (Yasak Aşk) (1862), Portekiz edebiyatının başyapıtlarından biri olarak kabul edilir ve yazarın kendi hayatından izler taşır. Diğer önemli eserleri arasında “Mistérios de Lisboa” (1854), “O Romance de um Homem Rico” (1861) ve “A Queda dum Anjo” (1866) bulunmaktadır. Eserlerinde genellikle aşk, tutku, ihanet ve toplumsal çatışmalar gibi temaları işleyen yazar, dönemin Portekiz toplumunu da keskin bir şekilde gözlemlemiş ve eleştirmiştir.

Branco’nun özel hayatı da en az eserleri kadar dramatikti. Ana Teresa Pinto adlı evli bir kadınla yaşadığı aşk ilişkisi ve ardından yaşanan olaylar, dönemin toplumunda büyük yankı uyandırdı ve bu ilişki nedeniyle bir süre hapis yattı. 1864’te kendisine asalet unvanı verildi ve Visconde de Correia Botelho olarak anılmaya başlandı. Ancak yaşamının son yıllarında görme yeteneğini kaybetti ve derin bir depresyona girdi. 1 Haziran 1890’da São Miguel de Seide’deki evinde intihar ederek hayatına son verdi. Portekiz edebiyatında realizme geçişi hazırlayan öncü yazarlardan biri olarak kabul edilen Branco, arkasında zengin bir edebi miras bıraktı.

Camilo Castelo Branco ve Yasak Aşk'a Dair


Camilo Castelo Branco (1825- 1890) 19. yüzyılın önde gelen Portekizli yazarlarından biriydi ve ortaya koyduğu eserler sayesinde de genelde zamanının Avrupalı yazarlarıyla kıyaslanarak incelenirdi. Çok uzun bir yaşama sahip olamasa da hayatı boyunca yaklaşık 260 kadar eser ortaya koymuştu ve bunların çoğu da romanlar, oyunlar ve makalelerden oluşuyordu. Evlilik dışı bir çocuk olarak dünyaya gelen Camilo çocukken terkedilmişti ve bu yüzden de çok sallantılı, maddi olarak olanaksız, aşk skandallarıyla dolu yoğun ve trajik bir hayat yaşamıştı. Bu yaşadığı hayat şüphesiz ki eserlerini etkiledi. Genelde derin duygusal olaylar, karmaşık karakterler, trajediler ve sosyal eleştirilerle dolu romanlarından kaynaklı Camilo, Romantizm akımına dahil bir yazar olarak görülüyor ve bu anlamda da aynı dönemde yaşadığı kıymetli, onun tam aksine realist yazar Eça de Queiroz ile kıyaslanıyordu. İkili arasındaki kıyaslanma ve rekabet, iki yazarın da ortaya muazzam ve bugün hala konuşulup klasikler arasında yer alan eserler koymasına sebep olmuştu. Yine de Camilo’nun parlamasını sağlayan şey, hapishanedeyken yazdığı ve hapishaneden çıktıktan sonra 1862 yılında yayınlanan romanı Amor de Perdição, yani artık Türkçe çevirisi ile, Yasak Aşk idi.

Yasak Aşk’ı en çarpıcı kılan şeylerden biri romanın gerçek bir hikâyeye dayalı olması. Kitaptaki yasak aşkın kahramanı Simão Botelho aslında Camilo Castelo Branco’nun babası Manuel Joaquim Botelho Castelo Branco’nun kardeşi, yani Camilo’nun amcasıydı. Ham duyguları, gençliğin ateşini, asiliği, aile bağlarını ve toplumun ahlaki kurallarını işleyen bu eser, tüm gerçekliğiyle romantik edebiyatın öncülerinden biri. Henüz gençliklerinin baharında iki gencin birbirine âşık olmasıyla başlayan ve aileleri arasındaki soğuk savaş yüzünden bir türlü kavuşamayıp ikisinin de felaketine yol açan bu trajik hikâye ilk etapta klasik bir ‘yasak aşk’ gibi görünse de aslında toplumsal bir eleştiri de. Çünkü aileler arasındaki o soğuk savaş temelde toplumdaki sınıf ayrımından ve o zamanlarda kabul görülen belli başlı ahlaki şartlardan kaynaklanıyor; nihayetinde de bu olay masum ve günahsız iki gencin hayatını karartıyor, hem de hiç ellerinde olmadan. İşte bu sebepten ötürü kritikler bu eseri Romeo ve Juliet’in talihsiz aşkına da çok benzetiyor. Kendi hayatında da yasak bir aşk yüzünden skandal yaşayan Camilo aslında o zamanki şartların insan hayatına ve duygularına verdiği hasarı göstermek istiyor bizlere bir yandan da. Sadece aşk değil; onur, şeref, namus duyguları da bu trajedinin gelişmesindeki en önemli etkenler. Kendi şanını şerefini düşündüğü için oğluna arka çıkmak istemeyen bir baba; aşkına sahip olamasa dahi onu korumak ve adını kirletmemek için katil olup hapislerde sürünen bir oğlan, bu oğlanı sevdiği için reddedilen ve tabiri caizse ıslah olsun diye manastıra kapatılan bir genç kız ve bir de bütün o saf, temiz duygularıyla namusundan ödün vermeden Simão’yu karşılıksız seven, onun uğruna hayatını feda eden, belki de gerçek yasak aşkı yaşayan Mariana… Bir toplumun, kabul görülen ahlak kurallarının ve önyargılarının kaç kişinin hayatını mahvedebileceğinin gerçek ve bir o kadar çarpıcı hikayesi.

İçerik bir yana, edebi anlamda analiz edildiğinde de zamanın çatışmalarını başarılı bir şekilde anlatan bir eser ve yazar var karşımızda. Camilo Castelo Branco bir yazar ve halkın önde gelen figürlerinden biri olarak aslında bir geçiş döneminde kalmış ve iki tarafı da yaşamıştı. Portekiz ve Avrupa genelinde eski aristokrasi artık yerini paranın hükmüne bırakıyor, monarşi ise yavaş yavaş meşrutiyete doğru kayıyordu. Bununla birlikte romantizmdeki odak da artık Balzac ve Zola gibi yazarların etkisiyle (ve tabii Eça gibi onları takip edenlerle) yeni bir realizme geçiyordu. Eski düzenin içine doğmuş ve yenilenen, değişen düzenle yaşamaya devam etmiş Camilo ise ne eskisini bırakabilmiş ne de yenisine tam uyum sağlayabilmişti. Bu yüzden de eserlerinde hem konu hem stil olarak eskiyle yeniyi sentezliyordu denebilir aslında; bir yandan bu karışıklık ve geçiş durumu ona üzerine yazacak çokça şey de sunuyordu. Bunu yapmak zorundaydı da bir yandan; güncel konulara değinmek, halkın ilgisini çekmek onun işiydi çünkü. Yaşamını yalnızca yazarak, edebiyattan sürdüren bir yazar olarak okurun ilgisini çekmesi, toplumda kendine bir yer edinmesi gerekiyordu.

Camilo Castelo Branco, bunu başardı da. Edebiyata olan katkılarından ötürü 1885 yılında Vikont unvanını aldı. Sağlığı el vermeyip nihayetinde yazıp üretemeyecek duruma gelince 65 yaşında, meşhur sallanan sandalyesinde otururken bir tabancayla intihar eden yazar, nispeten bu kısa yazarlık hayatında birçok önemli eser ortaya koyarak Portekiz ve Dünya Edebiyatı’ndaki yerini garantilemiş, Yasak Aşk gibi kıymetli bir eseri okurlarına sunmuştu.

Bülten'e Üye Ol

Fihrist Kitap Çalışmalarından Haberdar Ol