29 Temmuz 1883 yılında demirci bir babanın oğlu olarak İtalya’nın Forli şehrinde dünyaya gelen Benito Amilcare Andrea Mussolini, Ulusal Faşist Parti’nin lideri olan İtalyan politikacı ve gazetecidir. Lozan Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra öğretmenlik, sonrasında Milano’da sağ görüşlü bir gazete olan Il Popolo d’Italia’da editörlük mesleğini icra etti. Mussolini, faşizm ideolojisinin ilk örneği olan İtalyan faşizmini hayata geçirmiştir ve dolayısıyla faşizmin kurucusu olarak da kabul edilir. Ekim 1922 ve Temmuz 1943 tarihleri arasında İtalya Krallığı’nın başbakanı, Eylül 1943 ve Nisan 1945 tarihleri arasında ise İtalyan Sosyal Cumhuriyeti’nin lideri olarak görev yaptı. İkinci Dünya Savaşı öncesinde ve savaş döneminde İtalyan siyasetinde başrolü oynadı. Nisan 1945’te İsviçre’ye kaçmaya çalışırken, komünist partiye mensup İtalyanlar tarafından fark edilip kurşuna dizilerek infaz edildi.

“Kendimi Yazmak Mı?”

Richard Washburn Child

Asıl amacım bu kitaptakileri detaylandırmak, yorumlamak ya da bunların üzerine ekleme yapmak değil. Kitaptaki dramın büyük çoğunluğuna, o dönemlerin Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçisi olarak yakından şahit oldum. Buradaki karakterlerin çoğu, uzun zaman önce açıp okuduğum bir kitap hissi uyandırıyor, çünkü derin bir sevgi beslediğim bu kişilik hakkında kendine özgü şekilde, doğrudan ve basitçe yazan adamı çok iyi tanıyordum.

Bu otobiyografiden ben sorumluyum. Mussolini’nin başkaları tarafından yazılan biyografilerinin belli amaçları vardı. Ona, “Kendin hakkında yazacağın bir kitap, hiçbir şeyin yerini tutamaz,” dedim. Masasına doğru eğilip söylediğimi şaşkınlıkla tekrar etti: “Kendimi yazmak mı?” Fakat o, dünyadaki en meşgul insandı. Sanki bir arkadaşı onu anlamakta zorlandığı için incinmiş gibi görünüyordu.

“Evet,” dedim ve ona birkaç yaprak kâğıda yazdığım bir dizi başlığı gösterdim.
“Pekâlâ.” dedi İngilizce. “Yapacağım.”

Bu, tam da onun vereceği türden bir cevaptı. Her şeye hızlı ve kesin şekilde karar verirdi.

Bütün bunlar işte böyle başladı. O söylüyor ve birisi onun için yazıyordu. Bu yöntemi Mussolini’ye ben tavsiye etmiştim çünkü kendisi yazarsa tekrar tekrar düzeltmeye kalkıyor ve işi epey zorlaşıyordu. Bu yüzden yazdırıyordu. Metin geldikçe satır aralarına kendi el yazısıyla notlar alıyordu. Tüm kâğıt küçük kırmızı mürekkep lekeleriyle doluyordu. Taslaklar bana gelmeye başladığında, çevirmenlerin Mussolini’nin kaleminin kudretini yansıtamamalarından rahatsızlık duyuyordum.

Ona, “Neleri düzeltebilirim?” diye sordum.
“Neyi istersen,” dedi. “İtalya’yı biliyorsun, Faşizmi¹ biliyorsun, ve beni herkes kadar iyi tanıyorsun.”

Fakat yapılacak fazla bir şey yoktu, hikâye tam da anlattığım gibi gerçekleşti. Yazılanların hepsi ona ait. Bu, hem bizim hem de onun için büyük bir şans! Mussolini’yi onaylayın ya da onaylamayın, biri bu kitabı okuduğunda onu daha iyi anlayabilir. Ya da en azından, onunla ilgili görüşleri belirsizse, bu kitaptan sonra Mussolini’yi daha iyi kavrayabilir. Kitabı beğenin ya da beğenmeyin, içinde samimiyetsiz hiçbir söylem yok, ben kesinlikle rastlamadım.

Elbette kitapta otobiyografi yazan birinin kendisiyle ilgili göremediği ve yazmadığı çok şey var. Kişinin tarih sahnesinde kendisinden eksiksiz şekilde bahsedebilmesi pek mümkün değildir.

Belki de onaylama veya onaylamama, teoriler ve izmler, artılar ve eksiler bir kenara bırakıldığında, tamamen tarafsız bir bakış açısıyla bir insanın büyüklüğünün tek gerçek ölçüsü bu sorunun cevabında bulunabilir:
“Birinin, diğer birçok insanın kalbi, düşüncesi, maddi refahı, evrenle bağlantısı üzerindeki etkisi ne kadar derin ve kalıcı olabilir?”

Bizim zamanımızda kimsenin, Mussolini’ninkine benzer, kalıcı bir saygınlık elde edemeyeceğini düşünmek zor değil.

Mussolini’yi takdir edebilir veya etmeyebilir, düşüncelerini onaylayabilir veya onaylamayabilir, başarısının sürekliliğini anlayabilir ya da anlayamayabilir ve onu üstün bir insan olarak görebilir ya da görmeyebilirsiniz. Ama şu bir gerçek ki, Mussolini, içindekinin şişe üzerindeki etiketten daha değerli olduğu uygulamalı tinsellikte, uygulamalı fikirlerde, uygulamalı liderlikte, uygulamalı doktrinlerde ve uygulamalı ilkede, çok sayıda insan üzerinde birtakım denemelerde bulundu. O, neredeyse evrensel bir takipçi kitlesi yaratmayı ve bu kitleyi elde tutmayı başarmakla kalmadı, aynı zamanda, yeni bir devlet kuramı üzerine yeni bir devlet inşa etti. Mussolini sadece insanların yaşamlarını değil, akıllarını ve kalplerini de değiştirmeyi başardı. Sadece bir yurdu yönetmekle kalmadı, yeni bir yurt inşa etti.

Bu yalnızca kâğıt üstünde ya da lafta kalmadı; Mussolini düşüncelerini tuğla tuğla ördü.

Bir devleti yönetmek bir şeydir. Bunu iyi yapana devlet adamı denir. Devleti kurmak ise bambaşka bir şeydir. Mussolini bir devlet kurdu ve bu, üst düzey bir devlet adamlığıdır.

Mussolini’yi, İtalya dışındaki kimse onun adını bilmezken bile tanıyordum. Onu İtalya’nın o kötü günlerinden geriye kalanları tek başına temizlediği dönemlerden biliyordum.

Fakat kimse Mussolini’yi gerçek anlamda tanımıyordu. Bir İtalyan gazetesi, onun gizemine dair teorileri anlatacak en iyi makale için bir ödül verileceğini açıklamıştı. Anlatılana göre Mussolini, gazeteye böyle bir yarışmanın saçma olduğunu, çünkü kendisinin bile bu konuda bir görüşe sahip olmadığını söyleyerek, yarışmayı durdurdu.

Hızlı ve kesin kararlara, sert kararlılığa, her durum için uygun, iyi hazırlanmış bir şemaya ve eylem planına rağmen, Mussolini, her şeyden önce, liderliğini sonsuza dek değişim halindeki bir dünyaya göre biçimlendiren, her zaman değişim halinde olan bir kişiliktir. Mussolini’nin dayandığı gerçekleri değiştirin, o da eylemini değiştirecektir. Hipotezleri değiştirin, çıkarımlarını değiştirecektir. Bu, belki de, herkesin kolayca farkına varamayacağı bir büyüklüktür.

Çoğumuz sonsuza kadar dünyamızı düzene sokmayı ve böylece işimizi bitirmeyi umarız. Gerçeğe dönüştürmek için bir fikri olan devlet adamları ise, şunları söyleyebilecekleri günün gelmesini umarlar: “Pekâlâ, işte bitti.” Ancak bir şeyler hallolduğunda aslında hiçbir şey yeterli değildir. Örneğin şimdiye kadar inşa edilmiş köprüler artık işe yaramıyor, çünkü sular akışını çoktan değiştirdi ve insanoğlu yeni köprüler istiyor. Mussolini, bunun yersiz bir düşünce olmadığını söyler. Tamamlanmış bir dünya saçma bir yer olurdu. Hatta dayanılmaz derecede saçma…

Sıradan bir devlet adamının hayalleri durağan bir dünyayı kapsar. Gerçek büyüklüğün hayal gücü ise dinamik bir dünyayı kapsar. Mussolini dünyayı dinamik bir yer olarak görür. Tüm yapılarını ve teorilerini alt üst etmesine, dünü yıkmasına ve çığlık çığlığa yarının şafağını yaratmasına rağmen bu dinamizmle birlikte yürümeye hazırdır.

 

Bülten'e Üye Ol

Fihrist Kitap Çalışmalarından Haberdar Ol