Javier Marias – Duygusal Adam Kitap Eleştirisi

Javier Marias - Duygusal Adam Kitap Eleştirisi

İşindeki başarısından ötürü Napoli Aslanı lakabını alan ya da kendine yakıştıran bir opera şarkıcısı, evvela trende, sonrasında bir otelde karşılaştığı Hieronimo Manur isminde bir bankerin karısına (Natalia) âşık oluyor. Natalia Manur’un ihtiyacı olan şey tam da bu: aşk. Hayatımızda eksikliğini hissettiğimiz şey, ihtiyacımız olan şeydir. Kocası, Napoli Aslanı’nın karısına meylettiğini anlıyor ve bu konuyu konuşmak üzere opera sanatçısının odasına gidiyor.  

Banker Manur tam bir iş adamı karakterinde. Rasyonel, otoriter, duygularına hâkim olmasını bilen, titiz, düzenli, dikkatli, çalışkan, faydacı biri görüntüsü veriyor. Bir politikacıda, iş adamında olması gereken özellikleri barındırıyor. Napoli Aslanı’nın karısına olan ilgisini de bir dedektif gibi parçaları birleştirerek anlıyor ve mesele daha da ileriye gitmeden müdahale etmek istiyor. Banker Manur roman boyunca yaptıklarıyla ve anlatıcı karakter opera sanatçısından dinlediğimiz kadarıyla makul, duygularının seline kapılmayan biri. Ancak söz konusu karısı olduğunda, onun bu halinin bir “bastırma” olduğunu idrak ediyoruz. Hatta belki de aşırı duygusal biri olmasından dolayı bunca “iş adamı, politikacı” kılığına büründüğünü düşünüyoruz. Kendisinden beklenmeyecek bir hata yapıyor Napoli Aslanı’yla konuşurken. (Yazarın karakterine yaptırdığı bu küçük hatayı, banker Manur’un titiz biri olmasına karşın karısına meyleden adamla konuştuğu esnada, kahve içerken kravatına döktüğü bir damla kahvenin lekesiyle sembolize ettiği düşünülebilir.) Daha önce de karısına sevdalanan adamlar olduğundan ve hepsinin sonunda kaybettiğinden bahsettiği yerde Manur şu ifadeleri kullanıyor: “Engelleri ölçtüler, zorlukları hesapladılar, üşendiler, havlu attılar, geri çekildiler; yalnızca bir kez, yüklü bir para ödemem gerekti. Siz de onlar gibi yapmalısınız. Hayatımı zorlaştırmayın, kendi hayatınızı da zorlaştırmayın. Karım kârlı bir iş değildir, inanın bana, kazançlı çıkmazsınız (s. 93).” Bu sözler aslında çaresizliğinin itirafı gibi. Karısı onu sevmiyor. Zaten evlilikleri bir sevgi bağı ile kurulmamış. Banker Manur, tabiri caizse, Natalia’yı satın almış babasının borçlarını üstlenmek kaydıyla. Hatta sonrasında, kadının zor duruma düşen ağabeyine de yardım etmiş. Ve banker Manur tüm bunları Napoli Aslanı’na anlatırken “Ben karımı, beni sevmesi için on beş yıldır bekliyorum,” acı itirafında bulunuyor. Roman boyunca üzerimizde, hayatın pratik meselelerini tereyağından kıl çekercesine çözebilen biri olduğu intibaı bırakan, yabancı bir adamın karısıyla ilişkisinde tehlikeli sınıra yaklaştığını bir dedektif gibi tespit eden Manur -Napoli Aslanı’yla henüz ilk konuşmasında, rakibinin konuşmadan sonraki süreçte nasıl davranacağına bakarak farklı tedbirler alması, farklı yöntemlere başvurması kendisinden beklenirken- neredeyse elindeki bütün sermayeyi açığa çıkarıyor: “Yalnızca bir kez, yüklü bir para ödemem gerekti,” diyor daha baştan. 

Napoli Aslanı ise bankerin tam zıddı karakterde biri gibi. Kendisi hakkında kendisinden dinleyelim: “Huyum bırakmaktı, büyük ölçüde başkasına bırakmaktı, hâlâ da öyledir. Kimi şeyleri yadsımayı ya da uğurlarına savaşmayı ancak düşüncelerimde becerebilmişimdir ve son zamanlarda, söylediğim gibi, düşünmüyorum bile. O nedenle yalnız olmam belki de daha iyi, böylece kimsenin karşısında hayır demem ya da kimseyle savaşmam olanağı bulunmaz (s. 45).” Fakat bu sözleri söylemeden önce de şöyle demişliği var: “Dünyada en çok istediğim şey o adamı (Hieronimo Manur’u) yok etmek ve Natalia Manur’u her gün görmeyi sürdürmekti (s. 44).”  

Yazar Javier Marias, karakterlerine ince ayrıntılarda tutarsızlıklar yerleştiriyor, hatalar yaptırıyor, kendilerinden beklenmeyecek sözler söyletiyor. Bunları o kadar ustaca ve doğal yapıyor ki muhtemelen mihaniki yaptığına, bilinçli yapmadığınahatta bir yazar olarak bu hatayı yaptığına ve editörün de gözünden kaçtığına hükmedebilirsiniz ama aslında öyle değil, çünkü mikroskopla bakıp keşfedebildiğimiz hataları mihaniki yapıyor olsa dahi, yazarın karakterlerinin psikolojisine çok iyi bürünmesinden kaynaklı organik –gerçek hayattaki gibi- yer yer çelişkili davranan, tutarsız olan, söylediklerinin tam zıddını yapan ya da yaptıklarının tam zıddını söyleyen –tıpkı gerçek hayatta biri için “kendisinden hiç beklemezdim” dememiz gibi- hiç beklemediğimiz şeyler yapan, söyleyen karakterlerle karşılaşıyoruz. karakterin o hatayı yapmasını doğal buluyoruz ama yazarın o pire gibi hatayı karakterin bünyesine nasıl olup da zerk ettiğine şaşakalıyor ve bunu bilinçli yapmasının mümkün olamayacağına kanaat getirebiliyoruzKarasevdalılar romanı hakkındaki yazıda da bu özelliğini şu şekilde ifade etmiştik: “Yazar Javier Marias, bu ayrıntıları bilinçli olarak kasıtlı yapmamış olsa da bilinçdışı bir süreç olarak kasıtlı yapmıştır. Çünkü, kendi içindeki iki kişiyi Maria ve Javier karakterleriyle ifade etmiş olabileceğini varsayarsak, Maria’ya benzeyen tarafı mütemadiyen iç-monologlarla konuşup dururken, günahıyla sevabıyla, doğrusuyla yanlışıyla, tutarlı oluşu ve tutarsızlıklarıyla ortaya çıkan metin bize Maria’dan başkasını yansıtmayacaktı; meğerki yazar karakterine iyi bürünememiş olsun, ama bürünmüş İspanyol yazar Javier Marias. Aynı hususla Duygusal Adam romanında da karşılaştık. Dolayısıyla Javier Marias’ın karakterlerinin yaptığı mikroskobik hataları, yazarın karakterlerine mükemmelen bürünebilme özelliği ile açıklayabiliriz.  

Romanda, her ne kadar ana olay yukarıda söz edilen olayın çevresinde gelişiyor olsa da, anlatıcı opera sanatçısı Napoli Aslanı’nın mesleği dolayısıyla kurduğu ilişkiler ve insanlara ve geçmişindeki evliliğine ve hatta eski karısının sonraki evliliğinin akıbetine de şahit oluyoruz. İç içe geçmiş öyküler var romanda bir nevi. 

Şehir şehir, ülke ülke dolaşan bir opera sanatçısı… Birbirine benzer otellerde kalıyor, temsil sırasında kendini oluşturan bireylerin ayırt edici özelliklerini göstermeyen bir topluluğun, dolayısıyla her zaman birbirinin aynı toplulukların önüne çıkıyor, her zaman benzeri sahnelere: “Opera şarkıcılarının çoğunun şansına, bir lüks otel hep başka bir lüks otele, bir kayıt stüdyosu ya da prova salonu da başka bir kayıt stüdyosuna ya da prova salonuna benzer; ve temsilin sonunda, bravo diye bağırıp alkışlayan bir seyirci kitlesi aşağı yukarı aynı şeyleri yapan bir başka seyirci kitlesinin hayli benzeridir, öyle ki meslektaşlarımın birçoğu iş için evlerinden ayrılıp bir başka ülke ya da kente gittiklerinde ülkenin ya da kentin değişmediğine, hep aynısı olduğu konusunda kendilerini kandırmayı -zaman zaman- başarırlar (s. 19-20).” Ve varlığının anlam kazandığını düşündüğü yegane kesit: hol, bir yerden bir yere somut bir amaç için gittiği an: “Herkes -beklemekte, dinlemekte ya da vakit öldürdükleri açıkça belli olanlar bile- niyetlerinin ne olduğunu öyle kesinlikle bilirmiş izlenimi veriyorlardı ki, öyle meşgul, öyle kararlı, varlığı onları beklemesiyle anlam kazanan bir yere yönelmek üzere, o andaki başlamak üzere ya da düşledikleri ya da tasarladıkları etkinliklerine öyle dalmış görünüyorlardı ki, ölü saatlerimin bilinci müthiş moralimi bozuyordu, ve sonunda oralarda kaldığım sırada zevk aldığım tek an, partisyonlarla ve notlarla dolu evrak çantam elimde, sokağa çıkıp prova salonuna yönelmek üzere o holden geçtiğim an oluyordu, bir de o geçişimin sürdüğü birkaç dakika: Görünümümün, halimin, hareketlerimin başkalarınınkine uyabildiği tek andı o, kentin talihli yerleşik sakinleri gibi… (s. 22)”  

Olay örgüsünden ziyade, alıntıdaki gibi, olaylara yüklenen manalar, düşünceler, analizler önem arz ediyor. Ölüm ve intihar temaları üzerinde özellikle duruluyor. Thomas Bernhard etkisi oldukça, Wittgenstein’ın Yeğeni ve Bitik Adam romanlarının etkisi özellikle belirgin. Hatta romanın başında Napoli Aslanı trendeyken Avusturyalı bir yazarın kibirli anılarını anlattığı bir kitabı okuduğundan bahsediyor, bu Avusturyalı yazardan kastın Bernhard olma ihtimali yüksek. Yine Karasevdalılar romanında Javier Marias’ın üslubu için söylediklerimizin benzeri burada da geçerli: Bir ya da birkaç uzun paragraftan oluşan birkaç sayfalık bölümlerden müteşekkil bir roman. Bernhard’a göre fazla, klasik romana göre az bulunan olay örgüsüyle ise, Marias, berikinden farklılaşıyor. 

 

Kaynak: Yapı Kredi Yayınları, Çeviren: Neyyire Gül Işık, 1. Baskı: İstanbul, Haziran 2020.