ütopya | distopya |
bilimkurgu |

Geniş bir tarihsel çizgiyi kapsayacak şekilde inşa ettiğimiz bu dizide, ilk ütopya ve distopya eserlerinden çağdaş bilimkurgu çalışmalarına kadar bir bütüncül çerçeve oluşturma çabasındayız. Nitelikli bilimkurgu okuyucularının kitaplıklarında bulunması gereken klasikleri barındıran dizi, gün geçtikçe yeni eserleri bünyesine katarak genişliyor.

Fihrist Kitap olarak ön satışlarımız Kitapyurdu.com üzerinden gerçekleştiriliyor. Ütopya, Distopya, Bilimkurgu dizimizin kitaplarına indirimli fiyatlar üzerinden ulaşabilirsiniz.

İtiraf edelim, Maurice Renard yazınında derinlere inmek, Fihrist Kitap olarak bizi heyecanlandırıyor.

Bilimkurgu kavramına yakın bir terimin zeminini inşa eden, “olağanüstü-bilimsel roman” adıyla Fransız bilimkurgusu diyebileceğimiz bir türün sınırlarını çizen Maurice Renard, aslında, özü itibariyle bir düşünürdür.

3 önemli hikayesiyle karşınıza çıktığımız bu kitaptaki kurgu eserlerinin ve diğer yapıtlarının neredeyse tamamı söz konusu edebi tür üzerine deneysel yenilikler içeren ilham verici metinlerdir.

“Görünmez Olmak İsteyen Adam” adlı hikayesiyle, doğrudan H. G. Wells’i muhatap alan bir kurgu planlayarak, Wells’in bilimsel açıdan “zayıf” metnini eleştirip, yazarın kaldığı yerden daha ileri gitmeyi arzular; keyifli ve bir o kadar tutarlı bir metin inşa eder.

Kitaptaki “Perili Köşk” adlı ikinci öykü şu açıdan incelenebilir: Fantastik edebiyat ile bilimkurgu arasındaki sınırların kesin çizgilerle ayrılamayacağı düşüncesinin ürünüdür bu hikaye. Olağanüstü-bilimsel roman kavramının kuramcısı Renard, teknolojik bağımlılığı dayatan bilimkurgu ile olağanüstülüğün anlatısı olan fantastik edebiyat kavramlarını iç içe geçirmiştir. Bu, aslında, “bilinmeyene hayranlık duyma” ile “bilme merakının” temelde aynı güdüden beslendiğinin göstergesi gibidir.

“Marslılar” adlı çok kısa bir metin olan üçüncü hikayemiz de aynı şekilde, bilimkurgunun durum hikayesi şeklinde ilerleyebilecek yapıda olabileceğinin temsilidir desek yanılmış olmayız. Dediğimiz gibi, Maurice Renard, kurgunun içeriğinin sınırsızlığında gezindiği gibi, biçimsel yazı deneyleri gerçekleştirmekten de kaçınmamıştır.

Bu yüzden, yeniye olan sonsuz arzusuyla Renard’ın Fihrist Kitap olarak bizi heyecanlandırmaması imkansızdır. Maurice Renard’ı Türkçe yazınına kazandırmanın tatlı gururu ve mutluluğu içerisinde…

… zihin açıcı okumalar dileriz.

Ömer Alkan

ABD sınırlarından çıkmış ilk bilimkurgu (ya da bilimkurgu öncülü) eserlerinden biri kabul edilen Symzonya 1827 yılında, İçi Boş Dünya kuramı üzerine hikayesini inşa eder. “Hollow Earth”, yani İçi Boş Dünya kuramı dönemin yeni yeşeren bilimsel tartışmasıdır ve zaman içerisinde bu kuram etrafında çokça hikaye yeşerecektir. Özellikle bir tanesi oldukça meşhurdur: Jules Verne: “Dünyanın Merkezine Yolculuk“. Dolayısıyla tüm bu hikayelere öncülük etmiş, tarihi değeri büyük bir metin ile karşı karşıya olduğumuzun altı çizilmelidir.

Bu hikayelerde Dünya’nın içi iklimi nedeniyle bambaşka gerçeklikler, bilinmeyen yaratıklar ve teknolojiler vadeder bize. Denizciliğin gerçek bir kahramanlık gerektirdiği, maceralar ve keşifleri beraberinde getirdiği bir dönemde olduğumuzu unutmamak gerektir. 18. yüzyıl bitmekte, 19. yüzyılın sanayileşmiş dünyası yeni yeni kendini göstermektedir. Denizler de artık bildiğimiz denizler değil, çok daha fazlasını vadeden derinliğiyle uygar denizciye artık daha ulaşılabilirdir…

Mahlas bir isim olan Adam Seaborn, kendi hikayesini anlatır bu roman aracılığıyla bize. Seaborn’un tahminen gerçek bir denizci olan ve denizcilik kitaplarıyla ünlü olan Nathaniel Ames olduğu yüzyıllar sonra yapılan araştırmalar sonucu tespit edilmiştir. Dolayısıyla, kitaptaki terimsel zenginlik ve gerçekçi yapısal bütünlük, yazarın kimliğinden kaynaklanıyor diyebiliriz.

Symzonya, yazıldığı dönemde oldukça ünlüdür fakat sonrasında yüzyıl kadar sessizliğe gömülür ve yeniden keşfedilir. Fihrist duyarlılığında olan bizlere de bu önemi büyük eseri Türkçeye kazandırma görevi düşer.

… ve Fihrist, ilhamı bol, iyi okumalar diler.

Ömer Alkan

“Doğa değişir ama Android asla değişmez. Biz ötekiler yaşarız, ölürüz, sonra da ne olur bilinmez! Android ne yaşamı ne hastalığı ne de ölümü bilir. Her türlü kusurdan ve esaretten azadedir! Sinesinde düşün güzelliğini barındırır. İnsana ilham verir. Bir dâhi gibi laflar edip şarkılar söyler. Fevkalade sözlerinde dehaların düşünceleri gizlidir. Kalbi olmadığından değişmez de. Size düşen, ölüm anınızda onu imha etmektir. Büyükçe bir kutu nitrogliserin ya da panklastit işinizi görecektir. Böylece Android un ufak olup rüzgârlarla birlikte boşluğa savrulacaktır.”

Villiers de L’Isle-Adam, sembolist ve dekadan dönemi olarak anılan 19. yüzyılın ikinci yarısındaki yazar, şair ve ressam grubunun içerisinde, nevi şahsına münhasır bir yazardır. Dil becerisi ve büyülü kelimeleriyle derin ve felsefi duruşunun yanında, yazar, bilimkurgunun önemli ilklerinden birini hayata geçirmiştir. 1886 yılında yayımlanan Geleceğin Havva’sı, “android” sözcüğünü kullanan ve insan için “kullanışlı” bir robotu detaylandıran ilk eser olması nedeniyle bilimkurgu için bir yapı taşı olarak görülür.

Bilim insanı tarafından yaratılmış bu android bir “dişi”dir, kullanışlı bir dişi… Her konuda sahibine yardım edecek ve onu “mutlu” edecek bir dişi android. Yine de bu android, başkaldırının ilk kıvılcımlarını gösterme eğilimindedir.

Günümüz temalarını bu denli detaylı ve derin zeminde işleyen Villiers, okuyucuya baştan sona soluksuz okunacak bir roman bıraktığı gibi, altı çizilecek birçok görüş ve felsefi tutum sunuyor. Edebi gücü fazlasıyla etkileyici olan bu metin, günümüz bilim, teknoloji, kadın araştırmaları, transhumanizm, toplum konuları gibi daha birçok temaya entelektüel merakı olan okuyucuya da kaynak oluşturuyor.
Kısacası, Türkçeye kesinlikle kazandırılmalıydı diye düşündük ve titiz bir çeviri ve editörlük süzgecinden geçirerek, Karun Çekem’in doktora tezinden konu ile ilgili kısmı “sonsöz” olarak ekleyerek kitabı sizlere sunduk. İyi okumalar…

Ömer Alkan 

Hayatını bilimkurguya adadı
ve bilimkurgu onu, o bilimkurguyu şekillendirdi…

20. yüzyılın başlarında, adını “olağanüstü-bilimsel roman” olarak belirlediği bilimkurguyu tanımlamak ve kuramsallaştırmak gibi zor bir görev üstlenen Fransız yazar Maurice Renard, entelektüel açıdan kışkırtıcı ve cesur makaleleriyle hem türün gelişimine hem de dönemin edebiyatçılarına yön vermeyi başarmış az sayıda aydından biridir.

Jules Verne’den Rosny aîné’ye, Edgar Allan Poe’dan H. G. Wells’e birçok yazarı bilimkurgu çerçevesinde inceleyen Maurice Renard, Fransız Bilimkurgusu’nun kendine has dünyasını teorik zemine oturtarak bir disiplin bilinciyle bilimkurguya “hedef” sunuyor. “Olağanüstü-bilimsel roman” olarak nitelendirdiği bilimkurguyu zaman içerisinde “varsayım romanı” olarak da anmaya başlayan yazar, imge olarak Giambologna’nın muazzam bir ifadeyle hayat bulmuş heykeli Uçan Merkür‘ü hayal etmemizi istiyor. Yol gösterici ve geleceğin habercisi ve bir o kadar estetik bir imge olan Uçan Merkür, Renard’a göre tam anlamıyla bilimkurgu yazını ve yazarlarının doğasını simgeliyor.

Yazarın üç makalesinden oluşan ve bir manifesto niteliği taşıyan bu derleme, edebiyatta yaratıcılık peşinde koşan yazarları, türe nüfuz etmek isteyen okurları ve bilimkurgunun kuramsal boyutuna kafa yoran araştırmacıları “bilinmeyen”in peşinde düşünsel bir maceraya davet ediyor.

Fihrist Kitap olarak hayata geçirdiğimiz bu dizinin tam da böylesi derin tartışmaları barındırmasını ve düşünsel metinleri kapsamasını amaç edinmiştik. İşte bu yüzden Maurice Renard gibi bir bilimkurgu yazarı ve teorisyenini Türkçeye kazandırdığımız için ayrı bir mutluluk yaşıyoruz. 

John Carter ve Barsoom Dizisi soluksuz heyecanı ile devam ediyor! Kurgu üstadı Burroughs’un bilimkurguyu popülerleştiren ve tüm dünyada büyük hayran kitleleri yaratan 100 yıllık Mars dizisi, kocaman dünyasıyla okuyucuya -sonradan bazılarının gerçek olduğu kesinleşen- sonsuz bir hayal alemi sunuyor.

John Carter’ın Mars dünyasını okuyucuya aktaran bu dizi için, 20. yüzyıl bilimkurgu yazınında etkilemediği yazar ve yönetmen yoktur desek yeridir. Ray Bradbury, Arthur C. Clarke gibi bilimkurgunun en büyük isimlerinden başlayarak, bilim dünyasının en bilinen figürlerinin başında gelen Carl Sagan’a, Star Wars ve Avatar gibi sinemanın zirve bilimkurgu yapımlarına kadar Barsoom Dizisi çokça kişi ve esere ilham kaynağı olmuştur.

Fihrist Kitap tarafından titizlikle hazırlanan serinin ikinci kitabı Mars Tanrıları ve devamı gelecek olan Barsoom dizisi artık Türkçede, sizinle!

1912 yılında Edgar Rice Burroughs gibi bir kurgu ustasının elinden çıkan bu dizi, zamanının Mars hakkındaki tüm bilimsel verilerine riayet edilerek yazılmış bir hikâyedir. Eser, Mars yüzeyinde su kanallarının varlığı üzerine bilimsel spekülasyonların daha yeni yeni yapıldığı bir zamanda yayımlanmıştır; dolayısıyla, Mars’ta yaşamın olması ihtimalini vurgulayan bu hikaye, o dönem için çığır açıcıdır.

Fihrist Kitap olarak Edgar Rice Burroughs gibi bir dehayı ve onun meşhur “asi” karakterlerinden John Carter’ı sizlere sunmaktan gurur duyuyoruz.

Kimilerine göre Rosny aîné’den önce “gerçek” bilimkurgu yoktur. Tarihsel anlamda yerini Jules Verne’den sonra, H. G. Wells’ten önce olarak konumlandırabileceğimiz Rosny aîné’nin eserleri “bilimsel” kurgunun temellerini attığı için büyük önem taşımaktadır.

Rosny aîné literatüründe Türkçeye kazandırdığımız üçüncü kitap olan “Uzay Seyyahları” eleştirmenler tarafından yazarın baş yapıtları arasında her zaman ilk sıralarda bulunmaktadır. Hatta Rosny aîné üçlüsü olarak belirtilen kitaplar, tarihsel sırasıyla “Xipehuz”, “Doğanın Ölümü” ve “Uzay Seyyahları” olarak seçkilerde yer almaktadır. Bunun yanında 83 yıllık yaşamında Rosny aîné (1856 – 1940) birçok bilimsel ve teknolojik yeniliği doğrudan tecrübe etmiş ve bu değişiklikler neticesinde yeni ürünler vermiştir. İşte “Uzay Seyyahları” bu minvalde düşünülebilir; yazarın “dünyadışı mekânlarda gezen seyyahlar” tadında bilimkurgu örneği olarak kendi literatüründe bir ilktir.

“Astronot” kelimesinin isim babası olarak bilinen ve bilim dünyasıyla daima içli dışlı olan Rosny aîné, uzay hakkındaki güncel düşüncelerden beslendiği gibi bilim insanlarına çokça ilham olduğu da bilinmektedir. Böyle bir bilimkurgu dehasının 1925 yılında yayımlanmış̧, belki de başyapıtı olarak adlandırılan “Les Navigateurs de l’infini” adlı eserini titiz bir isçilik sonucu Türkçeye kazandırmaktan “infinite” bir mutluluk duyuyoruz.

İyi okumalar dileriz.

Ömer Alkan 

Geleceğin Cumhuriyeti
Anna Bowman Dodd

“Ne bir anne olan ne de evi çekip çeviren” bir kadının erkeğin gözünde değeri nedir?

Kadın, erkekle her anlamda eşit olduğunda, bu iki cins birbirine arkadaşlıktan başka ne his besleyebilir?

O kutsal dediğimiz “annelik” bir pranga mıdır kadınlar için?

Belirgin farkların olmadığı bir dünya yaşamaya değer mi?

Bu sorular eşliğinde ilerleyen “Geleceğin Cumhuriyeti” adlı ilk dönem feminist ütopya,  birinci feminist dalganın aslında  günümüze ait temalara derinlemesine indiğinin göstergesidir. Anna Bowman Dodd (1858 – 1929), ilk dönem feministlerinin muhafazakar duruşlu figürü olarak literatürde kendine yer bulmaktadır.

1887 yılında yayımlanan bu kısa distopik hikaye ile 2050 yılında New York’ta bir sosyalist dünyanın sorgulamasını yapan Dodd, aşırı eşitlikçi bir feminizmi de sorgulamaya alır. Bu anlamda sorgulamaları bazı noktalarda dindar bir karşı çıkıştan ziyade, liberal bir feminizmi andırır. Fihrist olarak, “feminist ütopyalar” dizisinin temel amacı feminist yazının kökenlerine inip bu denli zengin literatürdeki farklı sesleri ortaya çıkarmaktı. Türkçeye ilk defa kazandırdığımız bu eserler ile düşünce zenginliğine katkıda bulunduğumuzu hissetmek, bizim en büyük mutluluğumuz. İyi okumalar dileriz.

Ömer Alkan 

Erkek Hakları
Annie Denton Cridge

1870 yılında, dokuz rüya anlatısı şeklinde yayımlanan “Erkek Hakları”, tarihin ilk feminist ütopya denemesi olarak kabul edilir. Cinsiyet rollerinin değiştiği ve erkeklerin eşitsizlikle boğuştuğu bir dünya olan Mars’ta erkeklerin hak arayışını okuyucuya sunar. Teknolojik gelişmelerden örnekler de rüyaların içerisine bolca serpiştirilmiştir fakat metin için önemli olan cinsiyet odağındaki toplumsal sorunlardır.

Elbet, “Erkek Hakları” nitelik olarak tam bir roman değildir; bu ünvana, feminist ütopyalar literatüründe ilk “tam” feminist ütopya olarak anılan Mary E. Bradley Lane’nin 1880 yılında yayımlanmış olan “Mizora”sı layık görülmüştür. Fakat bu durum, “Erkek Hakları”nın edebi yetkinliğine, Cridge’in düşünsel ve dil becerisine gölge düşürmemektedir. Annie Denton Cridge, James Joyce ve Virginia Woolf gibi yazarların kullandığı “bilinç akışı” tekniğinin öncülerinden biri olarak anılacak kadar edebi yetkinliğe sahip bir yazardır. Aynı zamanda, kocasıyla beraber çıkardıkları ilerici bir gazeteci olan “Vanguard” adlı gazete aracılığıyla, kadın erkek eşitliğini öngören yeni bir dini akım savunusu ile fark yaratmışlardır.

ABD tarihinde en önemli feminist figürlerin başında gelen, hatta 1872 yılında ilk kadın başkan adayı olarak seçimlere katılan Victoria Woodhull’un haftalık dergisinde kendini göstermiş olan Annie Denton Cridge, dönemin hararetli tartışmalarının merkezindeydi. Fihrist Kitap olarak onu ve kadın hareketleri yazınında temel taşlardan biri olarak kabul edilen “Erkek Hakları”nı Türkçeye kazandırmaktan duyduğumuz mutluluğu dile getirerek, sizlere iyi okumalar dileriz.

Ömer Alkan 

015: Ütopya, Distopya, Bilimkurgu / Roman

John Carter: Mars Prensesi
Edgar Rice Burroughs

Ünlü astrofizikçi Carl Sagan’ı çocukluk yıllarında etkisi altına almış ve onu Mars hayalleriyle, başka bir gezegende yaşamın var olduğuna dair sorgulamalarla büyütmüş bir klasik;

Fahrenheit 451’in ve daha birçok distopya ve bilimkurgu metinlerinin yazarı Ray Bradbury’nin hayranı olduğu bir dizi, John Carter’ın Mars maceraları…

Arthur C. Clarke gibi bilimkurgu dehasına ilham olmuş bir eser; ilk dönem bilimkurgu filmlerinden David Cameroon’ın Avatar filmine kadar çokça yapımı, eseri ve literatürü derinden etkilemiş bir eser ile karşınızdayız. Fihrist Kitap tarafından titizlikle hazırlanan serinin ilk kitabı Mars Prensesi ve ardından devam edecek olan Barsoom dizisi artık Türkçede, sizinle!

1912 yılında Edgar Rice Burroughs gibi bir kurgu ustasının elinden çıkan bu kitap, zamanının Mars hakkındaki tüm bilimsel gerçekliklerine riayet edilerek yazılmış bir hikâyedir. Eser, Mars yüzeyinde su kanallarının varlığı üzerine bilimsel spekülasyonların daha yeni yeni yapıldığı bir zamanda yayımlanmıştır; dolayısıyla, Mars’ta yaşamın olması ihtimalini vurgulayan bu hikaye, o dönem için çığır açıcıdır.

Fihrist Kitap olarak Edgar Rice Burroughs gibi bir dehayı ve onun meşhur “asi” karakterlerinden John Carter’ı sizlere sunmaktan gurur duyuyoruz. 

014: Ütopya, Distopya, Bilimkurgu / Roman

Ay'a Yolculuk
George Tucker

Ay’a Yolculuk, Amerikan bilimkurgusunun ve genel anlamda bilimkurgunun ilk önemli metinlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Jules Verne’in “Ay’a Seyahat”inden yaklaşık 40 sene önce, 1827 yılında hayata gelmiş bir metin olan politikacı George Tucker’ın “Ay’a Yolculuk”u, kendinden sonraki bilimkurgu metinlerine ve sosyal konularda karşılaştırmalar yaparak bireysel ütopyalarını kuran 19. yüzyıl ütopyacılığına da pek çok açıdan öncülük etmiş bir ilktir.

Yeniyi düşünmek, sosyal ya da teknik yenilikleri incelemek ve karşılaştırmak için Ay teması ile konuya başlamak, tarih boyu bir gelenek olmuştur. Ulaşılabilecek en yakın dünya dışı gök cismi oluşu, zamana ve geleceğe dair öğretici ve yön gösterici bir rol üstlenişi, gerek falcılıkta gerekse ilk bilimsel faaliyetlerde daima başı çekmesi üzerinden düşünüldüğünde, hayalimizin sınırlarını zorladığımız anda kendimizi Ay’ın yörüngesinde buluşumuz bir tesadüf olmasa gerek… Ay, tam da bu yönüyle, ütopyanın ve bilimkurgunun bebek adımlarını attığı yerde en temel figür oluvermiştir.

Biz de Fihrist ailesi olarak, bilimkurgunun temel taşlarına odaklanmayı hedef belirlediğimizde Ay’ın yörüngesine girmiş bulunduk. Bu yüzden, ilk gerçek bilimkurgu sayılabilecek 1638 basımlı “Ay’daki Adam”ı ve bilimsel nitelikleri ağır basan bilimkurgu ilklerinden olan 1869 yayım tarihli “Tuğla Ay” kitabını ilk defa Türkçeye kazandırdık. Ay dizimizin bu anlamda 3. kitabı olan Ay’a Yolculuk’u, yine ilk kez Türkçeye çevirerek bir bütünlüğü yakalamış olmanın mutluluğu içerisindeyiz.

Size de keyifli okumalar dileriz. 

Yeni Amazonya
Elizabeth B. Corbett

Yeni Amazonya, 1889 yılında hayat bulmuş bir gelecek tasavvuru. Ana karakter uyandığında kendini uzak gelecekte, 2472 yılında bulur ve bu kadınlar dünyasında olan biteni okuyucuya sunar.

Döneminin diğer ütopyalarıyla konuşan bir metin, Yeni Amazonya. 1800’lerin sonu ve 1900’lerin başı, sosyalist ve planlamacı ütopyaların bolca dillendirildiği ve zaman içerisinde her kesimin kendi ütopyasıyla karşı görüş belirttiği bir dönemdir. Özellikle, Edward Bellamy’nin “2000’den 1887’ye Geriye Bakış” kitabı büyük bir ilgi uyandırır ve farklı yorumları ardı ardına yazılır; büyük bir fikir düellosu meydana gelir. Bu dönemde ütopyalar birbiriyle atışıyordur. İşte Yeni Amazonya, bu yoğun akımın feminist bakışla yazılan sürümüdür ve olay yarattığı söylenebilir.

Bir yandan da siyasi gündemi unutmamak gerekir: Kadınların  oy kullanma ve siyasi hayatta aktif bir şekilde yer alma talepleri, gündemin belirleyici temasıdır. İşte böyle bir ortamda gelecek varsayımı, aslında güncel talepleri de belirlemektedir.

19. yüzyıl sonlarında yeşeren “feminist ütopyalar” akımının önemli kitaplarından biri olan “Yeni Amazonya”ya bu dizimizde yer vermesek olmazdı. Bu kitabı nitelikli bir çeviri ile “fihrist standartlarına uygun olarak” sizlere sunmaktan gurur duyuyoruz.

İlk dönem feministlerin arasında öne çıkan yazarlardan biri olan Elizabeth B. Corbett’in Yeni Amazonya’sı sizlerle… 

012: Ütopya, Distopya, Bilim Kurgu / Roman

Pitsim Garı
Gürkan Kadıoğlu

Büyük Dünya’da neler oluyor?

Pek de iyi şeyler olmuyor diyebiliriz. Büyük Dünya çok büyüdü, kalabalıklaştı; fakat içindekiler azaldı. Zaman her saniye, bir öncekinden daha hızlı akıyor. Sanki bu dünyadaki akım, bir intihar girişiminde bulunmak istiyormuşçasına uzaydaki kara deliğe çekilmek istiyor. Mevsimler daha hızlı geçiyor, şarkılar söylenmiyor, şiirler okunmuyor, oyunlar yazılmıyor…

“Artık hayatın en doğru sloganı, “canım istemiyor!” cümlesinden ibaret.”

Absürt mizahıyla tarihin içinde gezen bir distopya… Pitsim Garı.
Esprili bir dilin eşliğinde tarihin akışında farklı coğrafyalara uğruyoruz ve Büyük Dünyalıların içinden seçilmiş “en iyiler”in mücadelesine ortak oluyoruz: Bay Müdahale, Bay Mutedil, Ayran Gönüllü, Düşünemeyen Adam, Topal Solucan, İstifçi Hanım, Bay Velvele ve İhtiyar Melun. Her biri kendi kötülüğü içinde en iyidir ve bizimle birlikte bu fantastik Pitsim Garı yolculuğunda kara mizahın sınırlarını zorlayan aşırılıkları deneyimlerler.

Otobüs, tarih içinde yolların iyon tozunu attırarak hızlı bir şekilde seyir alacaktır, hadi gelin, katılmaz mısınız? 

Mizora
Mary E. Bradley Lane

Mizora, tarihin ilk “tam” feminist ütopyası. Mary Bradley Lane, bu çalışmasıyla kendinden önceki feminist ütopya denemelerinden fazlasını gerçekleştirmiş, edebî ve düşünsel gücünün yanında kurgusal bütünlüğü olan bir eser meydana getirmiştir.

Bradley Lane bize erkeklerin olmadığı bir coğrafyanın, kadınların kendi kendine üreyebildiği ve kendi medeniyetlerini kurduğu bir toplumun anlatısını sunar. Siyasi bir kaçak olan prensesin, kaçarken Kuzey Kutbu civarında bu kadınlar topluluğunu görmesiyle birlikte, yazar bizi kadınlar ütopyasının derinliklerine davet eder.

Bu tema, feminist yazınıyla az çok bağı olan çoğu kişi tarafından bilindik bir temadır. Evet, Charlotte Perkins Gilman’ın “Kadınlar Ülkesi” adlı, ilk feminist ütopya olarak sunulan 1915 yılına ait kitabından bahsediyoruz. Sorun şu ki, Mizora 1880 yılında yazılmıştı. Ayrıca edebî ve düşünsel derinliği açısından Kadınlar Ülkesi’nden daha nitelikli olduğunu söyleyen araştırmacılar da yok değildir.

Mizora’nın bu unutulmuşluğunun belki en büyük sebebi, yazarına dair neredeyse hiçbir bilgimizin olmamasıdır. Ayrıca yıllar sonraki “kopyacı” ardılı Charlotte Perkins’in tanınır bir aktivist ve feminist sosyolog olması da Mizora’nın unutulmasında büyük pay sahibidir. Mizora’nın 70’li yıllar sonrası tekrar basımı yapılmış ve tarih içindeki önemi keşfedilerek hakkı teslim edilmiştir.

Feminist Ütopyalar dizimizin amacına uygun olarak, Mizora’yı ve unutulan ilk dönem feminist ütopyaları Türkçeye kazandırmaktan mutluluk duyuyoruz. 

010: Ütopya, Distopya, Bilim Kurgu / Roman

Doğanın Ölümü
J. -H. Rosny âiné

Kimilerine göre Rosny aîné’den önce “gerçek” bilim kurgu yoktur.

Tarihsel anlamda yerini Jules Verne’den sonra, H. G. Wells’ten önce olarak konumlandırabileceğimiz Rosny aîné’nin eserleri “bilimsel” kurgunun temellerini attığı için önemi büyüktür.

Bilim kurgu dizimizin içinde önemli bir yeri olan Rosny aîne’den ikinci kitabımız, “yok olan doğa” teması üzerine yazılmış ilk nitelikli bilim kurgu eseri: “Doğanın Ölümü”. Bu kitap, çevreci düşüncenin temellerinin atıldığı 1960’lardan çok önce, 1910 yılında yazıldı; tutarlılığı ve öngörülü ifadeleriyle döneminin oldukça ilerisinde kabul edildi.

İnsani bakışı (antroposen) aşan yazınsal tutumu, Rosny aîné’yi dönemindeki diğer bilim kurgu yazarlarından ayırmaktadır. Bu kitapta da Rosny aîné, insani bir doğayı aşar ve doğanın tarafındaymışçasına bir anlatı yaratır. Ölen, doğanın kendisi midir yoksa doğa içindeki insanlığın varlığı mıdır; bu sorunun cevabını siz okuyuculara bırakalım.

Bu değerli çalışmayı Türkçeye kazandırdığımız için sevinçliyiz. Zaman içerisinde Rosny aîné kitaplığından yeni çalışmaları da sizlere sunacağımızın sözünü vererek;

İyi okumalar dileriz. 

009: Ütopya, Distopya, Bilim Kurgu / Roman

Çağdaş bir Ütopya
H. G. Wells

Bilim kurgunun kurucu ve en önemli isimlerinden olarak kabul edilen H. G. Wells, “Çağdaş bir Ütopya” ile fikirsel dünya imgesini okuyucuya sunar. Tüm çalışmalarını bir bütünlük içinde yazdığını gördüğümüz Wells, bu çalışma ile daha önceden denediği fakat kendi deyimiyle gerçekleştiremediği çabasını bütüncül bir hâlde bu kitapta hayata geçirmiştir. Dolayısıyla, bu kitabın H. G. Wells dünyasında önemi oldukça büyüktür.

Aslında ütopya, distopya ve bilim kurgunun aynı kökten beslendiğini ve birbirinin devamı olduklarını vurgulasak yanılmış olmayız. Bilim kurgunun kökeninin ütopyacılık yazınlarında saklı olduğunun ispatı gibidir H. G. Wells.

Modern olmaktan çok, “postmodern” bir edebiyat örneği gibidir bu kitap. H. G. Wells, etkileyici diliyle sınırları zorlarken biçimsel olarak da dönemi için devrimci yenilikler getirmiştir.

Ayrıca kitap, dönemiyle doğrudan diyalog halindedir. Diğer ütopyacıların bazı düşüncelerini takip ederken, bazılarına karşı durur ve dönemin en önemli konularına dair konuşur. Örneğin ırk ya da kadın hakları konuları, dönemin en ateşli temalarındandır. Kitabın basım tarihi olan 1905 yılı sosyalist, komünist ve anarşistler için de parlayan yıllardan biridir. Marx’ın 1848 yılı için dile getirdiği hayaletler asıl 20. yüzyılın başlangıcındaki bu dönemde egemenliğini kurmuş gibidir. Dolayısıyla Wells’in ütopik dünyası bu ve benzeri can alıcı sorulara yanıt bulmak zorundadır…

H. G. Wells yazınının kilit taşı niteliğindeki bu kitabı “Fihrist Kitap” olarak Türkçeye aktarmak, bizim için mutluluk verici.

Ömer Alkan 

008: Ütopya, Distopya, Bilimkurgu / Roman

Tanrıtanımazlığın distopyası şeklinde tanımlayabileceğimiz “Dünyanın Efendisi” günümüzdeki laik aşırılığı öngördüğü için Katolik Kilisesi’nin en çok önerdiği eserlerin başında gelmektedir.

Papaz olan Robert Hugh Benson tarafından yaklaşık 120 yıl önce yazılan bu kitap, kehanetlerinin tutarlılığı sebebiyle son Papa Francis’in de en çok önerdiği kitap olarak bilinmektedir.

Benson’ın kurduğu distopyada, Hristiyanlık ve semavi dinlerin artık esamesi okunmuyor, Tanrı’ya inanç duyulmuyor ve yeni “İnsanlık Dini” takip ediliyordur. İnsanlık, aşkın Tanrı fikrini reddetmiş olsa da bir şeye inanma isteğinden hâlâ vazgeçmemiştir; dolayısıyla kendisine bir öncü, bir nevi yeni bir Tanrı arayışındadır. Elbette savaş, Katolik papazı olan Robert Hugh Benson için, “İnsanlık Dini” mensupları ile Katolik direnişçiler arasında gerçekleşir.

Eserde ele alınan, teknolojinin despotik yapıya hizmet edişi de günümüze bakan başka bir konudur. Bu distopik bilimkurgu, dolayısıyla, otoriter gücünü kendi inancı dışında başka inanç tanımayan yapı üzerinde inşa eden bir iktidarın dine karşı dinsel bir acımasızlığını güçlü bir şekilde anlatmaktadır.

Robert Hugh Benson, güçlü ve sarsıcı edebi diliyle, döneminde adından çokça söz ettirmiş bir yazardır. Bu savaş, onun dilinde destansı bir ifade kazanmıştır. Fihrist Kitap olarak, bu çalışmanın elbette Türkçe yazınında yeri olmalıydı düşüncesiyle “Ütopya, Distopya ve Bilimkurgu” dizimizin içerisinde, klasiklerle birlikte yayımlamış bulunuyoruz.

İyi okumalar diliyoruz. 

007: Ütopya, Distopya, Bilim Kurgu / Roman

Son Adam
Jean-Baptiste de Grainville

“Last Man” ismiyle ve temasıyla 19. yüzyılın başlarında romantik dönemin en önemli isimleri art arda eserler yayınlamaya başlar. Dünyanın sonu teması her yanı kaplamıştır; karanlık ve distopik bir yıkım içinde şehirlerin ve kötücül hislerin ortasında tek insan kendiyle başbaşa kalmıştır. İngiliz romantik akımının büyük isimleri bu temayı çok sevmiştir. İçinde geçmişin karanlığını barındırdığı kadar, gelecek adına mübalağalı bir haykırışın da sesidir bu çalışmalar. Tam da romantiktir…

İşte bu eser, koca bir distopik “son adam” yazını döneminin ilk eseri olmasıyla bilinir. “Le Dernier Homme,” 1805’te Grainville’in ölümü sonrasında basılır ve yazarın kendi ülkesi Fransa’da olduğu kadar, Lord Byron ve diğer romantiklerin İngiltere’sinde de büyük ilgiyle karşılanır. Ruhunda Fransız İhtilali’nin devrimci yıkıcılığını barındırır. Dolayısıyla hem muhafazakar hem de ilericidir. Diğer bir ifadeyle, hem karamsar, hem de tutkuludur. Distopya ve bilim kurgu yazınının temel taşlarından olan bu eser, en temelde edebi bir ağıttır.

Yazarın dile getirdiğine göre, Milton’un “Kayıp Cennet”inden ilham alınarak yazılmıştır bu kitap. Edebi gücünün yanı sıra, kıyamet senaryolarını bünyesinde barındırması bu yüzdendir. Günün sonunda, koca bir distopik bilim kurgu dünyası bu temel taşlar üzerine şekillenmeye başlamıştır. Kıyamet, her zaman olasıdır ve yanı başımızdadır. Kurtuluş ise bir ölüm kadar karanlık, bir ışık gibi anlıktır. Son insan da böyle bir arayıştadır; kıyametini görüyor insan ve arınmak istiyor…

Ömer Alkan 

006: Ütopya, Distopya, Bilim Kurgu / Roman

Tuğla Ay
Edward Everett Hale

İlk bilim kurgu metinlerinin odaklandığı ana hedefin Ay olması ya da Ay’dan ilham alması, onun zihnimizdeki merkezi konumunu gösteriyor.

Yine Ay’dan ilhamla yazılmış bir kitap olan Tuğla Ay, “yapay uydu” fikrini ilk işleyen metin olarak bilim kurgu dünyasında ve hatta bilim dünyasında bir klasik kabul ediliyor.

Edward Everett Hale, gerek toplumsal, dini ve siyasi anlamdaki düşünceleri ve çalışmalarıyla gerek de yaşadığı dönemde ve kendisinden sonraki dönemlerde birçok önemli insan üzerinde bıraktığı etkileriyle, 19. yüzyıl Amerika’sının çok önemli bir figürü olarak kabul edilmektedir.

Bir grup üniversite öğrencisinin kendini kanıtlama ve para kazanma girişiminden ortaya çıkan komik bir bilim kurgu parodisi gibi başlayan Tuğla Ay, oldukça detaylı ve uzun açıklamalarla ilk yapay uydunun yapımına ulaşır ve burada da durmayarak bu durumun yarattığı küçük çaplı psikolojik çözümlemelerin bir eskizine girişerek okurun hiç de beklemediği, tüm anlatılanlardan oldukça uzak gibi gözüken çarpıcı bir soruyla son bulur.

ABD’nin yetiştirdiği büyük dehalardan biri ve ilk bilim kurgu yazarlarından olan Edward Everett Hale, “Tuğla Ay” kitabıyla Türkçeye ilk defa, sizler için çevrildi. 

005: Ütopya, Distopya, Bilim Kurgu / Öykü

Summerfield Vakası
William Henry Rhodes

1871’de bir San Francisco yerel gazetesi, “Summerfield Vakası” başlıklı bir hikâye yayınladı. Yazar kendisini, bilinmeyen bir takma ad olan “Caxton” ismiyle gizlemişti.

Hikâye yayınlandığı andan itibaren büyük ses getirdi ve Golden Gate Köprüsü’nün ötesindeki o küçük dünya (San Francisco), merak ve şaşkınlık içerisine sürüklendi. İnsanlar gittikleri her yerde “Summerfield Vakası” hakkında konuşuyorlardı.

Caxton’ın bu yazısı gerçekten mümkün müydü? Potasyum kullanılarak, su ateşe dönüştürülebilir miydi? Ve böylesine bir sırra sahip olan biri, dünyayı yok edebilir miydi?

Hikâyenin alkışlanabilecek tarafı ise fikrin yalın ve direkt bir dil ile yazılmasıydı. Bu yazım şekli hikâyenin inandırıcılığını kat be kat artırmıştı. Böylesine basit ve üzerine düşünmeden yazılmış bir yazı, kurgu olmak için fazla gerçekçiydi. İnsanlar, kurgu ile gerçeğin ne düzeyde karıştığına karar veremediler ve Caxton çok kısa sürede yerel bir üne ulaştı.

Bilimsel bildiri biçemiyle gerçek ve kurgunun arasındaki sınırları bulanıklaştıran William Henry Rhodes, bilginin yoğunluğunu konu akışına uyumlu bir şekilde yedirmesiyle bilim kurguda çığır açan yazarlardan biri olarak görülür. Art arda gelen bilgi yığını, zorlama gibi duracakmış gibi gelir ama gerçek hayat da bu bilgi yığınları arasında doğrultu kazanmaz mı zaten? Özellikle bilim çağı dediğimiz bu son dönem, bu teknik bilgilerin tümden üzerimize gelmesiyle “buyurgan” bir hal almaz mı…

“Summerfield Vakası” bilim ve teknolojinin, dünyamız içindeki yerini hissedebilmek ve sorgulayabilmek adına da kıymetli bir kurgu metni olarak görülmektedir. 

004: Ütopya, Distopya, Bilim Kurgu / Roman

Xipehuz: Şekiller
J. -H. Rosny aîné

Kimilerine göre Rosny aîné’den önce “gerçek” bilim kurgu yoktur.

Tarihsel anlamda yerini Jules Verne’den sonra, H. G. Wells’ten önce olarak konumlandırabileceğimiz Rosny aîné’nin eserleri “bilimsel” kurgunun temellerini attığı için önemi büyüktür.

1888 yılında çıkan “Xipehuz: Şekiller” yazarın ilk kitabıdır. Bu kitapta ilk kez dünya dışı varlıkların betimlemesini yaparken insan merkezli algı dışında bir öngörüde bulunarak algıda çığır açmıştır.

Dünyaya saldıran yaratıklar, temelde, biyolojik olarak dünyalı değildirler artık; bizim tarafımızdan ancak şekil olarak ifade edilebilirler. Sadece bu algı sıçraması bile Rosny aîné’nin büyüklüğünü gösterir.

Ama o daha fazlasını gerçekleştirmiş, hikayenin nesnelliğini ön planda tutarak anlatıda temel bir değişim yaratmıştır. Dolayısıyla Rosny aîné, toplumsal bilim kurgucuların insani duyarlılıkla yazdığı macera hikayelerinden bir adım daha ileri gitmeyi başarmıştır. Artık bilim kurgu, insani olanın sınırlarını da test etmeye çalışacaktır.

İşte Xipehuz, bu yüzden “gerçek” bir ilktir. Fihrist olarak, bu “ilk”i Türkçe’ye kazandırmaktan dolayı son derece mutluyuz.

(Ömer Alkan) 

003: Ütopya, Distopya, Bilim Kurgu / Roman

Distopya
Alparslan Bozkurt

“Her şey, insana rağmen iyiden iyiye dilsizleşti. İnsanın bellek ve unutma üzerine kurulu tüm hikâyesi toplu bir intiharla ortadan kalksa da yeryüzü kendini yaşayabilse yeniden. İnsanın varlığı, varlığın sefaletiydi.”

İstanbul’un yakın geleceğinde bir “kapanma” hikâyesi. Dünyanın ve insanlığın hızından ödün vermeden ilerlediği, uzay çağının tüm ihtişamıyla aşamalar kaydettiği bir zaman dilimindeyiz ve bu hikaye İstanbul’un “kanal” ile yarılması sonrası var olan eşitsizliklerin artmasının ve insanların müthiş bir sessizlikle içe kapanmasının hikâyesi. Küçük ölçekte ise bu hikâye, yalnızlığında boğulmuş, dış dünyada suç ve aşırılıkların artmasının kıskacında kendi içine kapanmış ve bu kapanda kısılmış bir adamın hikâyesi.

Şehir, yükseldikçe ve hiyerarşik aşırılıklar içinde çevresine karşı duyarsızlaştıkça, şiddetini kendini var eden köklerine dahi yöneltir sonunda. İşte bu hikâye, yeni şehrin kaskatı inşası sırasında, kendisini oluşturan en temel unsura, insanına yönelik acımasızlığına vurgu yapar. Oldukça insancıl ve öznel bir dünyadan acının içsel yolculuğu eşliğinde şehri gözlemleriz. Görmeyiz bile şehri, sadece hissederiz. Çünkü şehir artık kapanmıştır içine, şehir tüm gürültüsüne rağmen artık sessizdir. Şehir, yabancılaştırdığı insanlarını iştahla sindirirken umutsuzluğun koyu tonlarına boyamaktadır zihinleri.

Umut ise en büyük sorudur; gerçekten, biz şehirliler, umudumuz var mıdır bu kökleri kurutan yaşam alanından, beklentimiz var mıdır şehirden? Bu kapanmanın sonu var mıdır, açılacak mıdır bu kat kat yığınlaşan şehir bir gün, yoksa patlamaya mı yüz tutacaktır? Ya da bu gürültülü sessizlik, umut kırıntılarını sonuna kadar sömürüp gerçek bir sessizliğe varacak mıdır…

(Ömer Alkan) 

002: Ütopya, Distopya, Bilim Kurgu / Öykü

Ay'daki Adam
Francis Godwin

Godwin’in Ay’daki Adam’ı basım yılından eserin türüne, içerdiği dil ve zaman unsurlarından kiliseye, dönemin Dünya merkezli sisteminden Kopernik’e kadar çok tartışma yaratan bir hikâye.

Ay’daki Adam yazıldığı zaman, gökbilimsel gözlemlerin gelişmesiyle yüzyıllardır hüküm süren Dünya merkezli evren fikrinin sallantıya uğradığı ve evrende Dünya dışında bir ev bulunup bulunamayacağının, eğer bulunursa da içinde bulunulan çağın hâkim fikirlerinin bu keşfi ne şekilde karşılayacağının tartışıldığı bir zaman. Godwin bu sürükleyici öyküsünü Kopernik Devrimi’nin baş gösterdiği ve erken Rönesans’ın yükseldiği, bilimin alışılmıi rotasını terk edip yenilikçi fikirlere yelken açtığı bir zamanın etkisiyle yazar.

Bu kitap yazıldığı sırada Galileo ve Kepler daha ölmemiştir, Newton ise doğmamıştır bile. Eserin yazıldığı dönemde, dolayısıyla, dünya merkezli evren teoremi daha tam olarak reddedilmemiştir. Buna rağmen öngörüsü yüksek bu metin, o dönemde kitlelerin hayal gücünde neler olup bittiğine de ışık tutabilir. Güneş merkezli sistemin hızla kabul görmesi, bilimsel çalışmaların kültürel alandaki tesirinin bu denli yüksek olması, gerçekten ilgi uyandırıcıdır.

Bir bilgi daha vermek gerekirse, Godwin, “Ay’daki Adam” öyküsüyle edebiyat çizgisinde ciddi bir etki bıraktığı yazar Jonathan Swift’in büyük amcasıdır. Jonathan Swift’in, Güliver’in Gezileri’ni onun Ay’daki Adam’ından esinlenerek yazdığı düşünülmektedir.

1638’de basımı gerçekleşmiş, tarihin belki de ilk bilim kurgu kitabı olarak değerlendirilebilinecek çalışmasını Fihrist olarak Türkçe’de ilk defa yayımlıyor olmaktan mutluyuz. 

001: Ütopya, Distopya, Bilim Kurgu / Öykü

Kırılca Adam
Edward Page Mitchell

Bilim kurgu dünyasında ilklerin yazarı olarak bilinen Edward Page Mitchell, 150 yıla yakın zaman geçmesine rağmen öyküleriyle ilgileri üzerine çekmeye devam ediyor.

19. yüzyılın ikinci yarısından başlayarak 1920’lere kadar uzun bir süre dergilerde yayınladığı ilginç hikayeleriyle bilim kurgunun bilinirliğini arttıran Mitchell, kendinden sonrakileri de etkileyerek bilim kurgu edebiyatına kimliğini veren isimlerden biri oldu.

H. G. Wells gibi bir bilim kurgu üstadından önce “zaman makinesi,” “görünmez adam,” “hesap makineleri” vb. temalarda güçlü anlatımı olan hikayeleriyle Mitchell, teknolojinin sınırlarında gezinirken insanın iç dünyasına da ışık tutuyor. Sizlere Edward Page Mitchell’in Türkçe’de ilk defa yayımlanan öykülerini sunmaktan mutluluk duyuyoruz. 

Kitap dosyası gönderimleriniz veya çevirmenlik başvurularınız için fihrist ekibine e-mail aracılığıyla ya da sosyal medya üzerinden ulaşabilirsiniz.

Bülten'e Üye Ol

Fihrist Kitap Çalışmalarından Haberdar Ol

Bülten'E Katıl

fihrist kitap’ın hızla büyüyen kitaplığından ve 
yeni çalışmalarından haberdar ol

Üye Ol