Tevrat Kimin Eseri?

Tevrat’ın kimin eseri olduğu sorusu, inananlar için kışkırtıcı gelebilir ancak burada sorgulanan, Tevrat’ın kimin sözleri olduğu değildir. Tevrat’ın kaynağının Tanrı olduğu, hâlâ geçerli olduğuna inanan Museviler ve Hıristiyanlarca ve geçerliliğini yitirdiğine inanan Müslümanlarca kabul edilir. İnanmayan insanlar içinse kaynağının bir önemi yoktur. Soruda kastedilen, Tevrat’ı yazıya geçirenin kim olduğudur.

Tevrat’ın yazıya geçirilişi hakkında pek çok farklı yaklaşım bulunmaktadır ancak bundan önce, Tevrat’ın ne olduğunu bilmek gerekir. Tevrat, Musevilerin kutsal olduğuna inandığı ve “Tora” olarak adlandırdığı kitaptır. Tevrat, Hıristiyanlarca da “Kutsal Kitap”ın bir parçası olarak kabul edilir ve “Eski Ahit” olarak adlandırılır; çünkü İsa Peygamber, Tanrı ile olan antlaşmayı yenileyerek “Yeni Ahit”i sunmuştur. Tevrat, İslam dininde de Tanrı sözü olan kitaplardan sayılmakla birlikte, tahrif edildiği gerekçesiyle geçerliliğini yitirmiştir. Museviler arasında da Tevrat’ın tümüyle, Musa Peygamber’e Tanrı’nın bildirdiği gibi, tek bir sözü bile değişmeden günümüze kadar aktarıldığına inananları olduğu gibi, özü itibariyle Tanrı’nın buyrukları olduğuna inananları da vardır.

Musevilerin kutsal kitabı olsa da Tevrat’ın insanlar tarafından değiştirilip değiştirilmediği hususunda Museviler, -Müslümanların Kur’an-ı Kerim’in değiştirilmemiş olduğuna inandığı gibi- bir görüş birliği halinde değildirler. Bu ihtilafın bir tarihten, bir de kutsal metinden olmak üzere iki kaynağı vardır. Genel varsayıma göre; Ahit Sandığı (içindeki On Emir levhaları, Musa Peygamber’in yazıya geçirdiği Tevrat ve öteki kutsal eşyalarla beraber), bir savaş sırasında Babil kralı tarafından yok edilmiş ya da yok edilmemesi için saklanmıştır ve Tevrat’ın kalan tek nüshası da kaybedilmiştir.

Sorunun yanıtı, bu aşamadan itibaren başlamaktadır. Günümüzde Tevrat olarak okunan kitap, bu olaydan sonra yazılan metindir. Bu açıdan bakılırsa Tevrat, “derleme” türünde bir çalışmadır. Hükümdar Yoşiya’nın bulduğu iddia edilen nüsha, yukarıda sözü edilen olayda yitirildikten sonra, Ezra tarafından dikte ettirilmiştir. Ezra’nın gerçek bir kişi olup olmadığı, gerçek bir kişiyse bile hangi dönemde yaşadığı tam olarak bilinmemektedir. Ezra olduğu varsayılan kişinin, M.Ö. 4. ya da 5. yüzyılda yaşadığı, dini metinlerden çıkarsanmaktadır. Ezra’nın, İslami kaynaklarda da peygamber olarak anılan Üzeyir ile aynı kişi olduğu görüşü yaygındır. Anlatıya göre Tanrı, Ezra’ya önce yanına birkaç yazıcı alıp dağda inzivaya çekilmesini, ardından da kutsal sudan içmesini emretmiştir. Bunun üzerine kırk gün boyunca yorulmaksızın Tevrat’ı baştan yazdırmış ve bazı değişiklikler yapmıştır.

Bir başka düzenleme, Knesst Ha-Gadol (Büyük Meclis) tarafından yapılmıştır. Ezra tarafından kurulmuş olan, peygamberleri, hahamları ve ileri gelenleri kapsayan bu meclis, Eski Ahit’i yazıya geçirmekle kalmamış, var olan Yahudi gelenek-göreneklerini de eklemiştir. Böylece yalnızca kutsal metin değil, kültür de koruma altına alınmıştır.

Knesst Ha-Gadol ile benzer bir kurum olan Sofarim, metne bazı değişiklikler ve yorumlar getirmiştir. Kendilerince, yazıya geçirilirken hata yapıldığını ve Tanrı’nın mesajının özüyle çeliştiğini düşündükleri yerlerde düzeltmeler yapmışlardır. Bunun dışında, dilbilgisi olarak da inceleyip kurallara uymayan yazım yanlışlarını gidermişlerdir.

Musevi ve Müslüman bilginler, -ne türden değişiklikler içerdiği konusunda aynı görüşte olmasa da- bugün kullanılan metnin, Musa Peygamber tarafından iletilenin birebir aynısı olmadığı konusunda hemfikirdirler. Yalnızca Ortodoks Museviler şu anki metnin kusursuzca aktarıldığına inanmaktadır.

Tüm bunlar, dini bilginlerce de değerlendirilmiş ve tartışılmış kısımdır. Bir de arkeolojinin ilerlemesiyle ortaya çıkmış, modern olarak adlandırılabilecek bir iddia vardır ki, en ilginci odur denebilir: Tevrat, Musa Peygamber’den önce yazılmıştır! Bir iddiaya göre Tevrat’ın kökeni, Sümer inancına kadar dayanmaktadır. Daha ileri bir ifade ile Tevrat’ın, Sümer inancından türediği öne sürülmektedir.

Bir önceki sayıdaki yazıda, Sümer’deki yasalara genel hatlarıyla değinilmişti. O yazıyı okurken, günümüzde varlığını sürdüren ilahi dinler ile benzerlikleri dikkat çekmiştir. Bu ortak özellikler, üç şekilde açıklanabilir. Birincisi; yasalar ortak aklın ürünü olduklarına göre, aynı mantık çerçevesinde yer almaları oldukça doğaldır, hele ki yakın coğrafyalarda ortaya çıkıyorsa. İkincisi; Hammurabi’nin yasaları koymasını ona bildirdiğini söylediği tek-tanrı Marduk ile ilahi dinlerin Tanrısı, aynı varlıktır. Yalnızca Hammurabi değil, daha önceki yasa koyucular da benzer yasalar buyurduklarına göre, bunların tümünün takip ettiği, Tanrı ile aralarında aracı olan, onlardan önce ya da onlarla aynı dönemde yaşamış bir peygamber olmalıdır veyahut doğrudan kendileri peygamber olmalıdırlar. Üçüncüsü; Tanrı’dan emirlerin iletildiğini iddia eden ilahi dinler, Sümer’deki inanç yapısından ve efsanelerinden belirli parçaları taşımış ya da aşırmışlardır.

Sümer’de, Tevrat’ın öncülü denilebilecek tek bir eser yoktur, ancak çok benzer yaklaşımlar, kurallar ve öyküler vardır. Bu yaklaşımlardan, kurallardan ve öykülerden bazıları şunlardır:

  • Sümer’deki Tanrı da, Tevrat’taki Tanrı gibi, kızınca taşı taş üstüne bırakmaz. İnançta, Tanrı’ya saygının ve Tanrı’dan korkunun merkezi bir yeri vardır.
  • Ebeveyne ve komşuya hürmet ile cinayetten, yalancı tanıklıktan, zinadan, hırsızlıktan men temel kurallardır.
  • Sümerliler de Yahudiler gibi kendilerinin seçilmiş ve yüceltilmiş topluluk olduğuna inanır.
  • Bekâret konusu, iki inançta da hayatidir. Öyle ki evlenilen bakire çıkmazsa öldürülebilir.
  • Sümer’de, 6 gün çalışıp 7. gün dinlenme vardır. Tıpkı Musevilerin sabbat’ı gibi.
  • Tevrat’taki ilahiler, atasözleri ve deyimler Sümerlerden kaynaklanmaktadır. Örneğin; Sümer’in tufan kahramanı Zilusudra’ya,babası Şuruppak tarafından söylenen sözleri, Tevrat’ta Davud, oğlu Süleyman’a söylemektedir.
  • İki inançta da Babil Kulesi’nin yapımı Tanrı’yı kızdırmış ve o zamana kadar tek dil konuşan insanlar, farklı bölgelere dağıtılmış ve dilleri de farklılaşmıştır.

Yukarıda benzerlikten öte, aynılık denebilecek noktaların birkaçı sıralanmıştır. İlgili kaynaklar incelendiğinde, onlarcasına daha rastlamak mümkündür. Daha önce belirtildiği gibi, üç seçenek de bu duruma açıklama olarak kabul edilebilir. Hangi kuramın kulağa daha doğru geldiği meselesi, biraz da hangisinin akla daha yatkın bulunulduğundan çok, hangisine inanmak istenildiğiyle ilgidir. Belki de yüzlerce yıl sonra yazıya geçirilirken kültürel ögeler ve mitler derleyicilere gerçek gibi gelmiş ve istemsizce, olmayan bilgileri katıvermişlerdir, kim bilir.

 

En akıl dışı gelen iddiada bile, doğru olma olasılığı vardır. “Bilgi/bilişim çağı” denen günümüzde, herhangi bir bilgiye birkaç saniyelik bir uzaklıktayken, hatta o konuyla ilgili başvurulabilecek tek güvenilir kaynak önümüzdeyken dahi, neyin gerçek neyin uydurma olduğundan ne kadar emin olunabiliyor? Duyuların ne kadar güvenilir bir bilgi edinme aracı olduğu bir yana, kimi zaman insan, görmek istemeyince görmez ve duymak istemeyince duymaz. Bunun tam tersi de geçerlidir. Doğal bir yönelim olarak adlandırılabileceği gibi, psikolojik bir bozukluk olarak da düşünülebilir. Gerçek ile düşü, olmuş ile olmamışı karıştırmak; hatta pek çok kişinin, yaşanmamış bir olayı yaşanmış gibi anlatması da karşılaşılmış vakalardır.

Tevrat’ın kimin eseri olduğu sorusuna, yukarıda görüldüğü üzere birçok yanıt sunulmuştur. Çağımıza gelene değin, Tevrat’ın yazar(lar)ı ve/ya derleyicileri, bu kitabın ortaya çıkışından asırlar sonrasında aransa da arkeolojik bulgular, yazarın asırlar öncesinde de aranabileceğini göstermektedir. Havralardaki Tevrat dupduru ve taptaze Tanrı sözü olabilir yahut ilk yazılışında ve/ya daha sonra düzenlenişinde, önceki ve/ya o anki döneme ait sözlerle bulandırılmış olabilir, Musa Peygamber yahut onun takipçileri tarafından kaleme alınmış olabilir veyahut Sümerli birileri tarafından veya Sümerli birilerine söylenmiş olabilir. Bunların her biri, kanıtlanması ve dahası, muhataplarını ikna etmesi güç olasılıklardır. Hangisini daha mantıklı bulacağınız, size kalmış.

Bir cevap yazın