Fihrist Portre ile her hafta çarşamba günü bir yazarı özel konuk alarak; sanatçının şiirini, hikâyesini veya edebî denemesini sunuyoruz. Eser eşliğinde yazarı da kısaca tanıttığımız Portre ile sanatçı kimliğine kısa bir ışık tutuyoruz.

Portre: Sadık Ay

Merhaba / Şiir

Sabah olur dünya döner güneşin etrafında

Gün yirmi dört saat yaratmak yarım kalır ağzında

Gül açar gülün üstüne

Elinde gül dikeni gül açar elinin üstünde

 

Sabah olur dünya döner güneşin etrafında

Gül kırlangıç kınasında kırmızı gerdan

Toprak soğudu Demet, kuşlar gidiyor buradan

 

Sabah olur dünya bana mısın

Hayatım bir merhaba

Merhaba

Merhaba karşı yakada soyunan kadın

Merhaba öksüz doğan kuş, anneni yılan kaptı

Merhaba Demet, merhaba

 

Sabah olur dünya döner güneşin etrafında

Ağzı açık uyuyacaksın sabah olurken

Hayatım iki dudağın arasında

   yağmurdan kurtulmuş, uyuyor

Merhaba

Röportaj

– Sanat kavramına odaklandığımızda, zihninizde beliren ilk cümleler nelerdir?

Bir cümle dahi değil, tek bir kelime: “tekinsiz”. Literatürün sıradan diliyle; sanat kavramı hangi koşulda, çağda ya da araçla yapılırsa yapılsın, insanı yaşadığı şeye karşı tekinsiz duygulara, kuşkulara düşürmek zorundadır. Şeyleri ele almadaki özgürlüğü, sınırları tanımıyor olması, erkin tahakkümüne getirdiği pragmatik (faydası başka zamanda anlaşılacak, başta zararlı olagelmiş) çözümleriyle, sanat ürünü toplumunun rasyonelliğini sarsıyor olmalı. Hakikatten buna mecbur olmasa da hakikati buna evriliyordur. Sanatsal olan, sıradan olanla yan yana duruyor. Biri diğerinin içerisine geçmiş değil ama sınır o denli muğlak ki bir adım, yirmi bir defa yüzyıl görmüş insan çağında sanatçıyı istenen yere, bayağılığın sınırlarına çekiyor ve toplumlar bunu sanatı değiştirmekte, dönüştürmekte usta aygıtlarla başarmıyor değiller. Her devletin ya da çağın karanlık devrine bakınız veyahut, bugün Türkiye’de devlet sanatı diye tanımlayabileceğimiz, basit ve benzeştirici yeni kapitalist sanat kavramını inceleyeniz. Kapital aygıtları yöneten plütokrat için, sanat yapılacaksa bunu kendileri yapar ve herbiri bir diğerinin rasyonelliğini destekler nitelikte olmak zorundadır. Sanat, insanı tekinsiz sularda boğduğu içindir ki her çağda olagelmiştir; zamana karşı değer kazanmıştır ve  var olmaya devam edecektir. Bunun içindir kavramsal tasarımı bir yazıyla ya da bir insanın kısa ömrüyle değil, yeryüzü halklarının sanat birikiminin arka planında yatan şeyde aramalıyız; tekinsizlik!

 

– Sanat kavramına bakışınız, eserlerinize yansıyor mu? Yoksa ürünleriniz, düşünsel olmaktan ziyade içsel ve anlık yansımalarınız mı?

-İnsan yaşadıkları karşısında çoğu zaman ilkelerini unutabiliyor. Yanılgılar, kişiyi karşı çıktığı şeylere benzetebiliyor. Yaşamak bu, ama bazı ilkeler sarsılmak için değildir; unutmak ya da ideolojisiz kalmak değildir.

Şiirim ya da yazdıklarım düşünsel değerlerimden besleniyor. Sanata bakışım bu minvalde ancak, rüzgâr ektim ve biçtiğim fırtına oldu. Her ne kadar yolda yürüyen ayakkabısız çocuk, ya da geçenlerde sokak kapısının önüne koyulmuş köpek mamasını yiyen adam benim temel sorunun, benim acım, benim kavgamsa da en az onlar kadar mağlubum, onlar kadar yalnız ve terk edilmiş…Bazan içime döndüğüm, kendimi yazdığım; karşımda durup ağlarken beni öldüren güneşime yazıyor da olsam, yazdıklarım mutlaka başkalarına da dokunmuştur. İlk terk edilen ben değilimdir; ilk çok sevilen, ilk aç bırakılan, cennetin refahından ilk atılan ben değilimdir. Bütün mağlupları yazıyorum ve kendimi…

 

– Sanat adına neler gerçekleştirdiniz, neler gerçekleştirmek istersiniz?Gelecekte çıkarmak istediğiniz ürünler hakkında neler söyleyebilirsiniz?

-Şiir! Her şeyin başı şiir oldu. Dini kitapların sahip olduğu dil şiirsel ya da şiir dizelerinden mütevellittir. Nereye giderseniz gidin bu böyle. İlki “Böyle Kırıldı Kadınlar” olmak üzere,  “Dağ ve Kartal”, “Sonrasız Güneş” birer yıl arayla yayımlanan şiir kitaplarım oldu. Şimdilerde yayımlamak için ağırdan alıyorum. Yaklaşık iki sene oldu ve elimde birkaç tane şiir dosyası, öyküler ve batı Ermenice şiirler bulunmakta. Yayımlamak ve başkasına okumak konusunda istekli değilim  artık. Kaybettiğim biri oldu ve ondan sonra ara vermek istedim. Biraz kendimi dinlemek, kendimi tanımak, yaşadığım bu çağı, bu toplumu (ne batılılaşmıstır ne de doğulu) tanımak; tanıdıktan sonra gerekirse en baştan yazmak istedim. Kalıplar şiirde kullanılabilecek en kolay şeydir. Basitleştirici olanla tekinsiz olan; sanatla karşı-sanat aynı doğruda gidiyor görünse de biri uçuruma sapıyor diğeri insanı sarsan, yıkan ve yeniden ayakları üzerine diken fırtınalı, biteviye yollara. Şiirimin kalıplaşmasına neden olacak kadar çok yayımlamak istemiyorum. Her şiir kendi başına, kendine ait olmak zorunda. Diğer yandan iki sayıda nihayete erdirdiğimiz “Yuvarlağın İçindeki Şiir” fanzin dergisinden sonra, Haziran 2019’da batı Ermenice “Yerevan Fanzin” dergisini yayımlamaya başladık. Şu aşamada aylık ve sınırlı sayıda yayımlanan dergi, yazınsal eserleriyle birlikte  varlığı hızla yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalan Türkiye Ermeni edebiyatı için bir soluk oldu diye düşünüyorum. Gelecek zaman diliminde  Ermenice, Kürtçe ve Türkçe yazın çalışmalarım da olacak.

Kısa Biyografi

1989 Diyarbakır doğumlu. Mustafa Kemal Üniversitesi “Yerel Yönetimler” ve Anadolu Üniversitesi “Kamu Yönetimi” bölümlerinden mezun oldu. Şiirleri ve öyküleri Şiirden, Caz Kedisi, Varlık, Eliz Edebiyat, Berfin Bahar gibi dergilerde ve fanzinlerde yayımlandı. “Böyle Kırıldı Kadınlar”, “Dağ ve Kartal” ve “Sonrasız Güneş” adında yayımlanmış üç şiir kitabı var.