Fihrist Portre ile her hafta çarşamba günü bir yazarı özel konuk alarak; sanatçının şiirini, hikâyesini veya edebî denemesini sunuyoruz. Eser eşliğinde yazarı da kısaca tanıttığımız Portre ile sanatçı kimliğine kısa bir ışık tutuyoruz.

Portre: Pelin Elmalı

y-399: kerasoús* / Şiir

riyakâr ve bedevi aşkın kuklası

estikçe lodosun öfkesinde

çekilir kılıçlar

 

belirsizdir öznesi hevesin

hem de yokuş yukarı

yüz karası inkarımın

 

realist derdin dermanı

konar siyah perçemin şakağına

bir timsahtır ki akıtır gözyaşlarını

 

namlusu gürültümün

yalnız ihanetinde saklıdır

dünya âlem sarnıcımın

 

bu bir anons!

ne tiyatral ne de pandomim

türküsüdür yalın sessizliğin.

 

 

 

[1]   Ksenophon (MÖ 4. yy) ve pseudo-Skylaks’tan itibaren kaydedilmiş olan Kerasús adının anlamı spekülasyon konusudur. Yunanca “boynuz (dağı)” veya Yunan-öncesi bir dilde “kirazlı” önerilmiştir. Karş. Zgusta I.33. Daha yaygın görüşe nazaran Latince cerasus “kiraz” meyve adı şehrin adından gelir. Pontos kralı Pharnakes (MÖ 2. yy) onuruna bir dönem Pharnakia adını taşıdı.

Röportaj

– Sanat kavramına odaklandığınızda, zihninizde beliren ilk cümleler nelerdir?

Sanat kavramı benim için, politik motifler ile döşediğim bireysel gözlemimi sentezlemekle varlığını ortaya koyuyor. Dolayısıyla aidiyetsiz bir sanatın peşindeyim; çünkü bireysel doğum çok daha sonra okuyucunun anlam dünyasında kolektif bir savaşa elçilik etmekle meşgul oluyor. Elbette ki bu noktada klişe olarak “Neden?” sorusunun yankısını işitiyorum; çünkü ben’in sesi, sağlıklı bir gelişim evresinden çok daha sonra, duvara çarpıp tekrar kendisine dönmekle meşgul. E biz de bu kısır döngüyü ancak paylaştıkça kırabiliriz. Sanatta gizlenen bu eylem için gerekli olan denklem ise kimi zaman basit, kimi zamansa uzun soluklu. Formül için okuyucuya ulaşmak da bu noktada oldukça elzem. Kısacası aracı olarak paylaşmak ve çoğaltmak da sanatın eşsiz bir parçası.

– Sanat kavramına bakışınız, eserlerinize yansıyor mu? Yoksa ürünleriniz, düşünsel olmaktan ziyade içsel ve anlık yansımalarınız mı?

-Bu yoldaki gidişatımı tetikleyen sebeplerin en temelinde, henüz on dört yaşında yazmaya başladığım gazetede, yazı ve şiir alanında inşa etmeye çalıştığım bir “üslup” serüveni yatıyor. Bir bakıma “kendine ait bir oda” oluşturma üretkenliği. Yazdıkça evrilen bu dil ve üslup toyluğum, çok sonradan gazetenin ikinci, üçüncü ya da beşinci sayfasında yer almakla; toplumsal konularda ter dökmeyi, ister istemez sanat kavramımı/anlayışımı da şekillendirerek, kolektif ve politik bir simge çerçevesinden bakmamı sağladı. Biz buna kısa ve öz biçimde bir köprü kurma süreci diyebiliriz. Nitekim sanat ve toplumcu gerçekçilik her ne kadar birbirine uzak bir iklim olsa da paralel olarak uyum sağlamak benim için her zaman kaçınılmaz bir sondu. Sanatı keskin ya da virajlı bir ifadeyle anlatacaksam şayet, ki zihnimde ve yüreğimde barındırdığım bakış açısı da tam olarak aslında bundan ibaret… hatta bir başkası değil.

 

Üretme eylemimi gerçekleştirirken, düşünsel ve teknik yöntemleri denemeyi tercih ediyorum. Hatta psikanalitik kuramı deneysel zeminde işlemek, istikrarlı biçimde sürdürdüğüm bir yöntem. Bir bakıma delirium adı verilen “sıyrılma” söz konusu; fakat bilinçli bir çalışma disiplini ve beraberinde gelen, sonrası üretkenlikle oluşan vaziyet. Ki zaten şiirde cereyan eden deneysel şiirin ana malzemesi ve zincir kuşağı da bundan kaynaklanmakta, tabii en azından benim için.

– Sanat adına neler gerçekleştirdiniz, neler gerçekleştirmek istersiniz?Gelecekte çıkarmak istediğiniz ürünler hakkında neler söyleyebilirsiniz?

-Polisiye edebiyat türüne karşı ilgim sarsılamaz derecede şiddetli. Elbette bu türe olan ilgimde gazetenin etkisi çok…Taslak olarak bir dizayn/kurgu oluştursam da meşakkatli bir iş olduğu da ayrı bir gerçek. Bu noktada güncel Türk edebiyatımızdan ilgiyle takip ettiğim gazeteci ve yazar Elçin Poyrazlar’ın, günümüz politik problemlerinden olan kadın cinayetlerini olay örgüsünde işlediği “Ecel Çiçekleri” adlı romanı, benim için epey ilgi çekici bir konumda. Ayrıca bu türün kurmaca ile ilişkisini, detaylı çalışmalarla inceleyerek eserler neşreden Dr. Seval Şahin’i de tutkuyla takip ediyorum. Zira Osmanlı’dan günümüze değin Polisiye edebiyat için okurlara, tarihle iç içe geçmiş bir polisiye zevki sunmakta.

 

Aslında birçok konuya ilgi duyduğum için (Örneğin; Klinik psikoloji, karşılaştırmalı edebiyat, şiirdeki deneysel teknikler, sosyoloji, arkeoloji, mitoloji, sanat tarihi, adli tıp/otopsi tarihi vb.) harmanlanmış bir eser inşası söz konusu olabilir. Şiirde ise “çiçek ve böcek” devrinin artık sona erdiğini uyuyan – geleneksel- kesime bildirmek gerektiğine inanıyorum. O sebeple gerçeklerle imgeyi birleştirerek yazmaya devam etmek, pek de yanlış bir seçim olmayacak. Çünkü hızla gelişen dünya teknolojisi ve yaşam algısı, yapaylığını ve varlığını, edebiyat dünyasında da belirginleştiriyor. Bu yapaylık geleneksele “bağımlı” kalmamızı gerektirmemeli tabii ki. Dolayısıyla kuyruğunu yiyen bir yılanın sanatı değil, yenilenen bir sanat anlayışının hâkim olmasını isterim ve sanırım bu yolda ilerleyecek gibiyim.

Kısa Biyografi

Pelin Elmalı, 2000 yılında Giresun’da doğdu. Henüz lise ikinci sınıftayken 1925 yılından günümüze gelen Yeşilgiresun gazetesinde “Gençlerin Kaleminden” başlığıyla köşe yazıları yazmaya başladı. Aynı zamanda iki ayrı senaryo dosyası oluşturdu. Şiirleri ve düzyazıları (inceleme-eleştiri) Kadife, Benzin, Süresiz, Kelime Tozu, Yeni Vizyon, Kapari, Meneviş, Babylon Şiir Kenti, Eliz Edebiyat, İzler gibi dergilerde yayımlandı. Giresun Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü lisans aşamasında eğitimine devam ediyor.