Ömer Alkan

Ömer Alkan, Boğaziçi Sosyoloji mezunudur. Bilgiye olan ilgisi sebebiyle farklı alanlar üzerine uğraş vermiş, birbirinden farklı konuların sentezini ortaya çıkarma uğraşı olmuştur. Müzikten sinemaya, teorik fizikten sanat felsefesine, kahve yapımından metin yazarlığı ve tasarıma kadar türlü konuda deneyim elde etme çabasında olmuştur. Dergi çalışmalarıyla üniversite yıllarında yazın deneyimleri elde etmiş ve ardından Fihrist Kitap’ı kurarak kitaplarını çıkarmaya başlamıştır.

Ömer Alkan, felsefi temel itibariyle, insan olarak dil üretme çabasıyla yoğrulduğumuzu vurgular. Günlük hayatımızın her parçasında ve entelektüel faaliyetimizin merkezinde dil tabanlı bir algı söz konusudur. Bu algı bizim anlama kapasitemizin sınırıdır. Genişleyebilir ve dolayısıyla dar kalabilir. Sanat, bilim ve felsefe, hatta zanaat çabasıyla üretim dilin sınırlarının gelişmesine imkan tanır. Mimari dil veya matematik dili gibi ahşap üretimi dili genişleyebilir ve genişlemelidir.

Ömer Alkan, hedefi hakikati algılama çabası olarak gösterir. Hakikat bir organik bütün olarak tüm öznel algının üstünde nesnel bir gerçeklik seviyesidir. İşte çabamızın öznel algı seviyemizi arttırmak olması, dilin sınırlarının genişleyecek olması bu noktada devreye girer. Ömer Alkan edebiyat üzerinde düşündüğümüzde şiire bu nedenle değer verir. Şiir dilin sınırlarının zorlanacağı, anlamın dil ile birlikte kademe kat edeceği en önde alanlardan biridir.

Ama Ömer Alkan kendisini bir düşünür olarak isimlendirmeyi daha doğru bulur. Çünkü çabasının “tümel bir felsefi model” kurmak olduğunu vurgulamaktadır. Bu model içerisinde edebiyat bir uğraş alanıdır, pratik bir sahadır. Bunun gibi, kahve üretimi ve müzik üretimi de algı genişletici birer deneyimdir. Alkan asıl olarak, teorik zeminin inşası için çaba vermektedir.

Kitaplar: Söylem, Kan, Kın, Kor, Kut, Kahve Arası Sanat Konuşmaları

Yakında: Güzel

Müzik Çalışmaları: Alienated

Popüler Müzik Yazıları: Kibrit Suyu

X: Fihrist Kitap / Anlatı

Güzel
Ömer Alkan

bu kitap, güzele övgü, güzelin uğruna bir söylev, güzelin kimliğine ve niteliklerine yönelme eğilimiyle dile gelmiş bir edebî manifestodur.

ama öncesinde bu kitap, güzele adanmışlığın cesareti, gücü kuvveti, büyüklenmesi ve bir o kadar acziyeti içinde güzel ile bir olma talebidir.

dolayısıyla mübalağadır bu kitap, aşkın en koyu kıvamında, en karanlık dehlizleri içinde, çokça umut ve bir o kadar çaresizlikler içinde dile gelmiş bir edebî çağrıdır. güzele çağrı…

bu çağrı, çaresizliğin girdabında sürüklendikçe aşık estetik inşalar peşinde koşacaktır ki günün sonunda tüm düşünsel yapılar ve yapıtlar, gerçeğin acımasız kimliğine göğüs germe görevindedir. bu kısa ve vazifesi net olan çalışma, güzelin gövdesinde filizlenen kutsal bir estetik inşa çabasındadır.

âşık kavuşsaydı aşkına ve olmasaydı bu kitap, yeğdi bana, yazana. acının koyusu, hararetin soğuk ile teması eşliğinde gelen titremeler, zihnin kapanması ve ilham kapılarına dayanması… âşık aşkına kavuşsaydı da, olmasaydı bu kitap. ama olanla ölene çare yok. öldü bu kitap ve işte karşınızda.

güzelin olasılıklar dolu doğurganlığına zıt bir şekilde, güzeli kalıplara sıkıştırma teşebbüsüdür bu kitap. ölüdür ve işte karşınızda.

ama daha çok, güzelin doğurganlığına bir belirteç bilin bu kitabı. güzel işte, güzel… orada!

VIII: Fihrist Kitap / Anlatı

Selman Öztürk, günlük kahve tüketimi 3,85 litre. Kahve onun için su yerine geçiyor. Gün kahveyle başlayıp, kahveyle bitmiyor. Selman’da günler kahveyle bitmiyor.

Ömer Alkan, günlük kahve tüketimi o denli değil. Parmaklarına sinen kahve kokusu onun derdini anlatıyor, Ömer kahveyi yapmayı sonra da koklamayı seviyor. Bir garip dudak, parmak tiryakiliği.

Gecenin körkütüğünde, kafein damarları biraz fazla gerdiğinde Ömer, masadaki kahveye bakıyor ve kahveden artakalan zaman diliminde yapacak bir şey arıyor. 18. ile 19. porsiyonu birbirine bağlayacak bir konu… 19. ve 20. porsiyon aralığına da bir konu gerekli. Uzun bir konu, uzun basbayağı, upuzun hani… Selman’a bakıyor.

Leb demeden kasımpatıları anlayan Selman devreye giriyor. 

“Hane” bizi mekanına bu sözlerle davet ediyor ve zihinlerin kapısını bu duyguyla açıyor. Sanat üzerine ilerleyen diyalog böyle bir an içinde başlıyor.

Fihrist Kitap / Deneme

“Şaşırırsınız, gerçeği söylemek için başladım söze. Ama işte karşınızdayım ve bir sahne adamıyım. Sahneler gerçeği dile getirmek için kurulmaz. Nasıl da saptırır doğruyu, apaçığı, dolaysız görüneni… Sahneler. Ne de sürme gözlüler…

Sahnede olmanın şu mızrakucu hali, gözlerin etime kabaca batışı. Bunlardan kurtulmalıyım önce ve derin nefes almalıyım. Evet, başlayalım.” 

Yazmaya muhtaç bir adamın “Söylem”i elimde tuttuğum… “Beni anlayın.” derdiyle değil, “Beni anlamasanız da buradayım, buyum.” rahatlığıyla yazan bir adamın var olma çabası.

Bu çağlar gibi yazan adam birçoklarının sinir uçlarına basacak. Çünkü sevmezler şeridi aşanları, öncekilerin açtığı yolu bırakıp kendine yol açanları. Çünkü kurallar… Sahi kim koydu kuralları? Kim uydu kurallara? Kim başlattı bu oyunu? 

Oyununuz batsın, bu adam yazacak. Ben duramadım önünde, kimse duramayacak. (Editör’den)

– New York Times – “Vay Be!”

– The Sun – “Etkileyici

– The Telegraph – “Kışkırtıcı”

– The Guardian – “Tahrik Edici!”

– The Bild – “Mmm… Das ist Gut!” 

– Söke Belediyesi Arşiv Müdürlüğü Yayıncılık Teftiş Kurulu – “İşbu eserde sakıncalı içerik bulunmamaktadır.” 

Fihrist Kitap / Şiir

kazanan ve kaybeden
akşamüstü aynı beldede
sıyırır kanı kılıcından.
aynı hararet her birinde
boğazdan akan giden
farklı yudumlar meşrebince
susuz gecelere hazırlık var.

kınına kavuşur günü geçen

akşama değin savunursun hattını
saldıranı kovan adam olmak mı
kılıcına değen teni arzulamak mı
öyleyiz her birimiz bilirsin
böyleyiz, aynıyız
bir kılıç artığı

– Pulitzer Ölümsüz Yazarlar Listesi –
Ölmeden önce okunmalı!

– Dante Alighieri –
Ölsek ne olur, okunmalı. cennette yasaklı, cehennemde yanar, sokulmamalı. Arafın orta yerinde okunmalı

– Felçli haliyle Nietzsche, dili gözlerinde –
Ben gidiyorum ama o geldi ya mutluyum, Üst insanı yazdım şimdi de okuyorum.

– Tuvalette Oğuz Atay, son saatinde –
Daha ölmedim albayım, biraz daha konuşabilirim sizinle. Okumuş beni belli, ben de okuyabilirim onu size.

– Ömer Alkan, toprağa değdiğinde –
Bir öldük ya şimdi konuşabiliriz size.
Yaşarken yaşlıydık ve aksi, şimdi işaret edileniz aksine. Putuz şimdinin zihninde. Evciliz. Bir o kadar tok karınlı… Sivriliriz her mızrak ucunda. Bir o kadar uyumlu, kullanışlı… Her savaşınıza giyindik, hazırız. Öldük ya şimdi, sizin için konuşabiliriz size.

Fihrist Kitap / Şiir

Bizler ki endamıyla tüten bacanın altında
Dizginleri bir kenara bıraktık
Unuttuk ve tam unuttuk onları
Bizler müziğin keşif yolu kulları
Bizler revaç bilinen dingin koruları
Sildik ve tam sildik bilinmez uğruna
Yolları kan tutana dek kanat çırptık
Uğruna aşkın müziğin

“…Kan ile verilen mesaj belli: tutku. Yoğun bir şevkle tüylerinize kadar irkildiğinizi hissedin. Bu irkilmeyi haz ve acıyı birleştirecek noktaya kadar götürün. İşte bu noktayı belirtecek yoğunluğun yegane imgesidir kan. Direkttir. Uluortadır, içeride olsa da meydandadır. O yüzden, böyle bir tutku savaşı arzular. Dingin korularda sıkılır, gözleri kapıya bakar ve terk etmek için an kollar. Kan dediğin, yolunu bulur ve kale duvarlarından aşağı akar. Gerisi müzik. Gerisi savaşın davul ritmi. Gerisi yaylı acısı ve koronun çığlığı…”

(Ömer Alkan)

– İsmini vermek istemeyen bir şair: “…kıskanıyorum, hırsımdan çatlıyorum.”

– İsmini verse de bilinmeyen bir şair: “…benden esinlenmiş, hissediyorum.”

– Eskilerin “bestseller” şairi, edebiyat meclislerinin vazgeçilmezi, Sacit Adımıozankoyun: “…olmuş gibi, ama daha yolu var, hani olacak gibi sanki ama bilemiyorum. Pipomu uzatır mısınız rica etsem…”

– 70’lerin dergi şairi: “…şimdiki gençleri anlamıyorum. Eskiden yayınlanan şiir başına iyi para alırdık. Şu an olsa başka sektör denerim. O yüzden, pas diyorum.”

– Ömer Edip Cansever: “…sen, Ruhi Bey sana diyorum, nasılsın?” …kimse sevemez kimseyi, nasılız, nasılsınız, nasılızlar…

Fihrist Kitap / Şiir

Vuruşmak öylesine
bir anda yani ansızın
asla buluşmayacak iki kıtanın kaynaşmasıdır.
Şiddet dediğin, üretim çılgınlığıdır
barışmadır el ele verip
tüm gücüyle bir anda kavuşup
kan akıtmadır birbirinin üzerine.
taraflar birbirini içiyor
kutsal ki ne kutsal…

Vuruşmak bir kitabedir.
Ehline sorun, tanrısına…
Şiddet dediğin
orta yere çatırdayarak bir dağ dikiyor
çıkın tepesine, yırtın son perdeyi bir kerede
Musa olun.

 

– Yalancı Peygamber – 
Yemin ederim doğruyu söylüyorum, öldürün beni, silin ismimi tarihten ama doğruyu söylüyorum. Yalnız ve yalnız Hakikat’e itaat ediyorum.

– Bilinmeyen Bir Peygamber –
Adımın değeri yok, bir sayı kadar ediyorum, 124 bin peygamberden biriyim. Ya da hiçbir şey… Yalnız ve yalnız Hakikat’e itaat ediyorum.

– Bilinen Bir Peygamber –
Tahtımı deviriyorlar, diyorlar ki çok oluyorum. Yeter artık. Ayak takımının altına seriliyorum. Makamım üstüne çıkmışlar, Hakikat’e itaat et diyorlar, hakikat nedir ki? Benden başka hakikat var mı diyorum…

– Müridi bol bir başkası –
Bu kadar zaman çabamla topladım buncasını. Bilmediklerini sundum onlara, hepsinden önemlisi, bilmediklerini söyledim onlara. Bilmiyorsunuz! Ey avam, bilmiyorsunuz ve ben biliyorum! Ama şimdi çekilip nereye gidiyorsunuz…

– Ümmeti bol bir diğeri, Peygamberlerin Peygamberi –
Peygamberler meclisindeyim ve bir duyum alıyorum, bir hakikat söylemidir gidiyor. Nedir bu hakikat? Neyse bu hakikat, onu en iyi biz getiririz! Şimdi hanginiz Alkan, bir adım öne gelsin!

– Kainatın Efendisi –
Yaklaş Alkan bana. Evet…
(Hakikat demek… Söyle bakalım.
Bu yeni dönemde bana yetki verirler mi?)

Fihrist Kitap / Şiir

Kor büyür de, dünyam
küçülürcesine tersine
bir karaya oturur
Elimdeyse kurusundan yemişim…
 
Dirayetim yukarı, dürtüler yukarı
dünüm yanar da, kor ateşim yukarı
Kaldıracın saymadığı yükümle sıcağım
Göğü aşarım
Doğalı, biri
birimleri aşarım
Değil mi ki adımlar önce
basar yere, sonra sıçrar
Ta ki göğsü taşır istemsiz
bu havadar sokaklar
İlgim yukarı, arzum şehvani
Dahili uzvum sen, sen
her biriniz yukarı
 
Gölgeyle kavgalıyız
izdüşümü bırakmayı inkar edercesine…

– İsimsiz Bir Anne –
Ömer Alkan’ın ölümü bile üretimini durduramamış. Nasıl bir yücelik… Bu kitap hangi doğuma işaret ediyor acaba, kimin çocuğunun doğumuna tanık oluyor…

– Tarihten Bir Anne –
Bu kitapta beklenen çocuğa vurgu yapıyor Alkan, bir büyük doğacak ve kurtaracak bizi, bir gözle süzecek ve açık edecek doğruyu, gerçeği…

– Geleceğin Köründen Bir Anne –
Bekliyorum, çocuğuma vurgu yapıyor Alkan, doğumum kutlu olacak, kurtaracak bizi, bir gözle süzecek ve düşmanı açık edecek, çocuğum doğacak ve yırtacak yalanın saklandığı perdeyi.

– Her Çağın İçinden Anneler –
Öldü Alkan ve çocuğumu besliyor söylediği, kitabını kulağına okuyorum uykudan önce, bir kurtarıcı geliyor benim kanımdan yeryüzüne…

– Ömer Alkan –
Öldüm ve yine doğuyorum her çağın içinden, okuyorum kulağıma küçük sözler, sayıca çokluğa akıyor doğduğum nehirler, biricik her biri ve kendince tekiller. Meğer bereket sadelikte birikirmiş. Meğer söz gökten inmez, toprakta yetişirmiş…

Ömer’den,

“Nefesini yüzümde tutuyorum
Gülüşünü aklımda
Morarmış yüzlerini
Isıttım kaç gece, ısıtıyorum
İçimdesin, büyütüyorum seni

Seni yepyeni bir dünya yapıyorum kendime
Tam kralca yaşanacak

Şimdi yoksun üstelik uzaktasın
Ellerin yapayalnız biliyorum
Gözlerin dalıyor yine
Hep benim için olmalı”— Cahit Zarifoğlu