Çocuklarda Dil Öğrenimi

Çoğu çocuğun konuşmayı öğrenmesini engelleyebilmek için çok zalim tedbirler almak gerekir.

John H. Flavell

 

Bebeklerin, konuşmaları hangi evrede ne kadar algıladığı, yetişkinler için her zaman merak konusu olmuştur. Kimileri, anne karnındaki bir bebekle konuşup anlaşıldığını düşünürken; kimileri, iletişim kurmak için bebeğin tepki verebilecek kadar büyümesini bekler. Kimin ne kadar haklı olduğu bir yana, bebeklerin gelişimi diğer konularda olduğu gibi dil konusunda da sanılandan farklı ilerler.

Dil öğrenimi, bir bebeğin sesleri ayrı ayrı duyabilir hale gelmesiyle başlar ki, bir iki aylık bebekler bile çoğu harf sesini ayırt edebilirler. Birkaç ay sonrasında bu seslerin, konuşan kişinin ağız hareketleriyle senkronize olduğunu da algılayabilirler. Yine bu dönemlerde, bebekler, dinledikleri konuşmanın vurgu ve tonlamalarına duyarlıdır. Anne Fernald, 1993’te yayımladığı bir çalışmada, beş aylık bebeklerin dinledikleri ses kayıtlarından yetişkinlerin konuşmalarının olumlu veya olumsuz olduğunu ayırt ederek, buna göre tepki verdiklerini göstermiştir. Bu bilgiler bize, bebeklerin algısal becerilerinin erken geliştiğini gösterir fakat ses çıkarma becerileri algısal becerileri kadar erken ve hızlı gelişmez.

Bebekler, ilk aylarda ağlama gibi sesler dışında tekrarlanan ünlü harf sesleri çıkarabilirler ve bunlar genellikle memnuniyet göstergesidir. Ancak bir bebeğin kaslarını kontrol ederek, ünsüz harf seslerini çıkarması için 6-7 aylık olması gerekir. 6. ay civarında bebekler, ünlü-ünsüz harf seslerini birleştirip tekrarlamaya başlarlar. Yetişkinlerin de hoşuna giden bu seslere ‘cıvıldama’ denir ve konuşma diline yapılan hazırlık için önemlidir. İlginçtir ki, sağır anne babaların sağır çocuklarında da yaşıt oldukları işiten çocukların cıvıldama seslerine çok benzer bir “işaretle cıvıldama” fark edilmiştir. Bu durumda olduğu gibi, sağır çocukların işaret dili gelişimi, işiten çocukların konuşma diliyle paralel bir ilerleme gösterir.

İlk sözcükler, genellikle, bir yaş civarında söylenir. Çocuklar, ilk sözcüklerini söylemek için, birden çok ipucuna ihtiyaç duyarlar ve sadece belirli durumlarda söylerler. Örneğin; çocuğun daha önce ona öğretilen ve sıklıkla tekrar edilen bir nesne ya da canlıyla karşılaşması, o anda çocuğa onun ne olduğunun sorulması gibi durumlar ilk sözcükleri destekleyebilir. Çocuklar için sözcüklerin yetişkinlerin kullanımıyla bağdaşması gerekmez, onlar için sözcük, herhangi bir ses olabilir ve onu birden fazla nesne ya da olay için kullanıyor olabilirler.

Sözcük öğrenimi, çocukların bol tekrara ihtiyaç duyduğu, oldukça yavaş başlayan bir süreçtir. Öyle ki, ilk sözcüklerini söyledikten sonraki altı ay içinde kullandıkları sözcük sayısı otuzu geçmeyebilir. Sonrasındaysa sözcük dağarcıkları şaşırtıcı derecede hızlı genişler. 16 aylık bir çocuğun konuşurken kullandığı sözcük sayısı 50 civarındayken, 24 aylık olduğunda bu sayı 320 olabilir. Anne babalar, çocuklarının nasıl da birden konuşmaya başladığını heyecanla anlatırlar.

Günlük hayatta yetişkinlerin çok rahat gözlemlediği üzere, çocuklarda dil çözülmesi denilen olay kademe kademe gerçekleşmez. Bazı çocuklarda belirgin bir hamle görülmese ve bu süreç, zamanla sözcük kazanımı şeklinde olsa da genelde, öğrenilen 50 kadar sözcükten sonra, çocukların sözcük dağarcığında bir hamle yaşanır. Bu dönemde sözcük dağarcığına eklenen kelimelerin çoğunluğunu, nesne ya da insan adları oluşturur. Bazı çalışmalara göre, fiil ve benzeri türdeki kelimelerin öğreniminin adlara göre daha geç olmasının sebebi, bebeklerin 18 aya kadar eylemlerle onları karşılayan sözcükleri ilişkilendirememeleridir. Ayrıca, ebeveynlerin çocuklarla konuşurken ya da kitap okurken fiillerden çok adları vurgulamak gibi davranışlarının da bu durum üzerinde etkisi olduğunu gösteren çalışmalar vardır. Bir çocuk iki buçuk yaşına geldiğinde, öğrendiği fiiller ortalama 600 kelimelik sözcük dağarcığının yaklaşık dörtte birini oluşturur.

Alison Gopnik ve Andrew Meltzof, çalışmalarında sözcük dağarcığındaki sıçramanın çocukların nesneleri kategorize etmeye başlamalarıyla birlikte veya bundan çok kısa bir süre sonra yaşandığını görmüştür. Yani, çocuk, öğrendiği adları kategorilere ayırır ve bu kategorilere dahil olan adları daha hızlı öğreniyor olabilir fakat bu ilişki kesin değildir. Sonraki yıllarda, farklı araştırmacılar tarafından yapılan denemelerde aynı sonuçlara ulaşılamamıştır. Başka bir açıdan bakıldığında, sözcükleri kategorize etmenin, çocuğun zihinsel gelişiminde etkili olduğu söylenebilir. Çocuk, yeni adlarla birlikte yeni kategoriler oluşturur ve bu süreç düşünmesini sağlar.

Sözcüklerden sonra atılacak yeni adım cümlelerdir. Bir buçuk iki yaş arasında, iki kelimelik cümlelerle başlayan süreç çok da programsız değildir.  İlk cümleler, çocuğun sözcük dağarcığı 100-200 kelimelik bir eşiği geçtikten sonra kurulmaya başlanır. Nasıl ilk sözcüklerden önce çocuğun kendince anlam yüklediği jestler görülüyorsa, ilk iki kelimelik cümlelerden önce de çocuk, tek bir sözcüğü bir jestle kullanıp, iki sözcüklü anlam oluşturur. Örneğin; annesinin su içtiğini gören bir çocuk, su diyerek elini uzatabilir. Bu, çocuğun “su ver” deme şeklidir. İki kelimelik cümleleri kullanmaya başlayan çocuklar, artan bir ivmeyle cümlelerini geliştirirler.

Hangi dilde olursa olsun, ilk cümleler kısa ve basittir fakat devam eden süreçte, dilin yapısına göre farklılıklar gözlenir. Örneğin; İngilizce öğrenen çocuklar, çoğul takısı, geçmiş zaman takısı gibi ekleri ilk zamanlarda kullanmazlar. “I don’t want it” yerine “I not want it” gibi cümleler kurabilirler. Çocuklar, yalnızca, anlaşılmalarına yetecek sözcükler kullandıkları için, çocuk dili gözlemcisi olan Roger Brown, bu konuşma şeklini “telgraf konuşması” olarak adlandırmıştır. Fakat Türkçe gibi çekimlerin vurgulandığı dilleri öğrenen bir çocukta, bu konuşma şekli gözlemlenemeyebilir.

Çocukların dil öğrenimi süreci boyunca, çok erken dönemlerden başlayarak, kendilerince kurallar uyguladıkları görülür. Kullandıkları sözcük tipleri ve bunları nasıl bir sırada kullandıkları belirlidir. Aynı iki sözcüklü cümleyi, farklı durumlarda anlamları ifade etmek için kullanabilir. Örneğin; abisinin yemek yediğini gören bir çocuk “abi yemek” diyerek, abisinin yemek yediğini söylemek isterken; başka bir durumda, aynı cümleyi, abisinden yemek istemek için kurabilir.

Dilbilgisi gelişimi de sözcük kazanımı gibi yavaş başlayıp, belirli bir yerden sonra hızlanan bir süreçtir. Bu gelişim, çocukların kurduğu cümlelerdeki sözcük sayısıyla takip edilebilir. 18-24 ay arasındaki çocuklar, bir veya iki sözcüklü cümlelerle yetinir. İki yaşına gelmiş bir çocuk, en fazla 4-5 kelimelik cümleler kurarken; 30 aylık olduğunda, bu sayı ikiye katlanır. Larry Fenson yaptığı bir araştırmada, ebeveynlere, çocuklarının kurduğu en uzun cümleyi sorarak, kurulan cümlenin karmaşıklığıyla -ki bu da dilbilgisinin ne kadar geliştiğiyle doğru orantılıdır-  sözcük dağarcığı arasındaki ilişkiyi incelemiştir.

Dilbilgisi ileri olan bir çocuğun sözcük dağarcığının da daha geniş olduğu görülmüştür. Çocuklar, cümlelerindeki sözcük sayısını artırırken, bir yandan da aşamalı olarak çekimleri kullanmaya başlarlar. İngilizce öğrenen çocukların genellikle ilk olarak –ing ekini kullanmaya başlamaları gibi, diğer dilleri öğrenen çocukların da genel olarak takip ettiği bir düzen vardır. Küçük adımlarla başlayan bu süreçte, çocuklar 3-4 yaşlarına geldiklerinde, öğrendikleri dili gayet akıcı bir şekilde kullansalar da hala birçok eksikleri vardır. Bu eksikler, ilkokulda ve hatta ilk gençlik yıllarında tamamlanır.

Dil gelişiminde, günlük hayatta da rahatça gözlemlenebildiği üzere, ciddi bireysel farklılıklar vardır. İlk sözcüklerini sekiz aylıkken söyleyen bebeklerle ya da iki yaşına kadar konuşamayan çocuklarla karşılaşmak sıradan bir durumdur. Zaten dil öğrenimi geciken çocukların yarısından fazlası, yaşıtlarıyla arasındaki farkı zamanla kapatır. Çocukların dil gelişim hızı birçok etkene bağlı olarak değişir. Örneğin; kalıtım önemlidir fakat anne babanın davranış şekli, kalıtımın eksiğini kapatabilir. Anne babanın çocuğuyla daha çok konuşması, daha çok kitap okuması ve çocuğa onun dilini destekleyecek cevaplar vermesi çocuğun dil gelişimini ciddi anlamda hızlandırabilir.

Çocuklar, sözcükleri, cümle kurmayı ve dilbilgisini öğrenirken bir yandan da dili nasıl kullanacaklarını, konuşurken nelere dikkat etmeleri gerektiğini öğrenirler. 18 aylık bir çocuk konuşurken, yapılan bakış örüntüsünü sergileyebilir. İki yaş civarındaki çocuklar, söylemek istediklerini yetişkinlere ayrı, yaşıtlarına ayrı ifade edebilir, konuşmalarını karşılarındakine uydurabilirler. Bir iki yaş sonra, bu durum daha net görülür. Kendilerinden küçük çocuklara, yetişkinlere kullandıklarından daha basit bir dil kullanırlar. Yabancılara daha açıklayıcı olur, yetişkinlere daha kibar davranırlar. Çocuklar, dilin bir iletişim aracı olduğunu çok erken dönemlerde fark eder ve devamlı olarak geliştirirler.

İnsan, doğası gereği sosyalliğe, dolayısıyla iletişime, dile muhtaçtır. Doğumundan itibaren ve hatta anne karnındayken bile, bunun hazırlığı yapılır. Dil, insanın benliğine ve dış dünyaya açılan kapısıdır. İnsanın iletişim kurma ihtiyacı sonucu gelişen dil, insan beyninde kategorik bir zihin dünyası oluşturur. Diğer yandan, zihnin kategorik yapısı da dili ortaya çıkarabilir ve dil bu yapının kapasitesini niteliksel ve niceliksel olarak artırıyor olabilir. Bu yüzden dil, dış dünyayı algılamamıza bir aracı; aynı zamanda, onun üzerine kolay kolay çıkamayacağımızın adıdır.

Çocukların dil öğreniminin birinci nedeni, kendilerinin ve başkalarının duygu ve düşüncelerini paylaşmak istemeleridir.”  

Lois Bloom

Bir cevap yazın