Avcı Toplayıcılık ve İnsanda Yoksunluk

Avcı-toplayıcılık, bitki toplayıcılığı ve yabani hayvanların avlanmasıyla geçimini sürdüren toplumların yaşam biçimidir. Bu yöntem -yerleşik hayata geçilene kadar- geçim sağlamada hakim yaşam biçimi olup, tarımsal yöntemlerin kullanılmaya başlanması, M.Ö 10.000 civarına tekabül eder. O zamana değin, insanların avcı-toplayıcı olarak hayatta kaldığını düşünürsek, avcı-toplayıcı yaşam biçiminin yüz binlerce yıl hüküm sürdüğü söylenebilir.

Günümüzde avcı-toplayıcılık tarzında bir yaşam şeklini tahayyül etmek ve/veya uygulamak oldukça zordur. Ancak, insanlık tarihini tek bir insanın hayatı gibi düşünürsek, tarımsal yöntemlerin kullanımı, insan hayatının çok kısa bir dönemine tekabül eder. Bugün, tarih ve toplum üzerine edinebildiğimiz bilgi birikimimizin dönemler bazında bir incelemesini yaptığımızda, bu bilgilerin büyük kısmının Neolitik Çağ’a geçişten sonraki dönemlere ait olduğunu görürüz. Ancak, bilgisini edinmiş olduğumuz ‘insanlığın’ oluşumuna dair kökler, Neolitik Çağ’dan daha eski dönemlere uzanmaktadır. Şüphesiz ki, avcı-toplayıcılık düzeninden edinilen tecrübe, insanlık tarihinin sonraki aşamalarında şekillendirici olmuştur. Avcı-toplayıcılık düzenini anlamak, insanlığın, ‘bildiğimiz’ tarihini anlamak için de önemlidir.

Bir toplumsal düzen olarak avcı-toplayıcılık, neden kendisini takip eden düzenlerden keskin bir şekilde ayrılmaktadır? Neden avcı-toplayıcılığı bugün tahayyül etmek zor? Çünkü, bu düzeni diğerlerinden ayıran keskin çizgi, ‘insan’ ve ‘doğa’ arasındaki ilişkidir. Avcı-toplayıcı dönemde insan, doğa karşısında edilgen pozisyondadır. Hayvanların, Neolitik Çağ’ın başlangıcında, evcilleştirilmesi ise insanın doğa karşısında edilgen durumdan etken duruma geçişine büyük bir örnektir. Bu çağın ‘devrim’ niteliğindeki gelişmesi olan tarım da -benzer şekilde- insanın doğaya karşı kuvvet kazanmasıdır.

Avcı-toplayıcı dönem boyunca insan, doğanın kendisine sunduğu ürünleri toplarken; daha sonra bu ürünlerin üretiminde bizzat devreye girmiş ve doğa karşısında şekillenen ‘obje’ olmaktan çıkıp, doğayı şekillendiren ‘süje’ durumuna geçmiştir. Bu noktada, avcı-toplayıcı dönemin en önemli özelliğini, insanın doğa karşısındaki ‘yoksunluğu’ oluşturur. Tıpkı, insanlığın uzun yıllarını kapsayan monarşinin günümüz demokrasilerinde monarşik alışkanlıkları barındırması gibi, yoksunluk da, avcı-toplayıcı dönemin görüş/erdem sahibi olan homo sapiens bilincine adeta kodlanmıştır. Tarih boyunca, ‘ara ve bul’ (cerca trova) mantığıyla gelişen tüm olgularda yoksunluk, adaletten fizyolojik ihtiyaçlara kadar uzanan dipsiz muhtaçlığın bir ifadesi olmuştur.

Avcı-toplayıcı toplumların ekonomik özellikleri, sınırlılık ve doğaya müdahale anlamında, yoksunluk üzerine şekillenmiştir. Nüfus faktörü, tarımsal devrime geçiş yapmış toplumlar ile avcı-toplayıcı toplumları karşılaştırmada önemli bir ölçüttür. Bir bölgenin biyolojik taşıma kapasitesi, o bölgede avcı-toplayıcı toplulukların yayılışını sınırlayan ve belirleyen en önemli faktördür. Her toplumun tüketim alışkanlıkları farklı olduğundan, dünyanın farklı yerlerindeki avcı toplayıcı toplulukların biyolojik taşıma kapasiteleri birbirinden farklıdır. Bu kapasiteyi, bölgenin tüketilebilecek bitki ve hayvanlarının toplam nüfusa oranı belirler. Bu sebepten, avcı-toplayıcı topluluklar, muhtaç oldukları doğal kaynakları hemen tüketmemek adına, kalabalık örgütlenmeler kurmaktan kaçınmışlardır. Bu toplumlar, doğaya karşı güçsüz durumda olduklarından, ölüm oranları yüksektir.

Avlanma ve toplama için ihtiyaç duyulan insan gücü sebebiyle, avcı-toplayıcı toplumlarda doğurganlık fazladır. Buradaki insan gücü ihtiyacı, tarım toplumlarındakinden de fazladır. Bunun önde gelen sebepleri, doğa karşısında sürekli ölümlerle karşılaşılması ve kişinin marjinal üretkenliğini artıran tarım aletlerinin bulunmayışıdır. Doğum ve ölüm oranlarının birbirini eşitleyici derecede olması, bir nüfus dengesi yaratmaktadır. Bu doğal nüfus dengesi, avcı-toplayıcı topluluklar için önemlidir; çünkü bu topluluklarda, kaynakların tüketimini denetleyecek bir mekanizma yoktur.

Avcı-toplayıcı topluluklarda ekonomik organizasyonla ilişkili nüfus özellikleri, politik örgütlenme konusunda da üzerinde durulması gereken, önemli bir noktadır. Thomas Mayor tarafından orijinal liberteryenler olarak nitelendirilen avcı-toplayıcı toplumlar, kolektivist bir politik ekonomi yapısına sahiptir. Böyle toplumlarda, bireylerin mülkiyetine sahip oldukları metaları olsa da, toplumu ilgilendiren beslenme kaynakları konusunda, ortak mülkiyet (common ownership) hakkı bulunmaktadır. Buradaki kabileci/kolektivist mantık içerisinde de yoksunluğa karşı bir duruş söz konusudur.

İnsanlar, doğanın izin verdiği ölçüde -yani toplumun biyolojik taşıma kapasitesince- birliktelik sağlayarak, kalabalık insan gruplarının doğasında bulunan kaos ve şiddet ortamına karşı (état de nature) olan yoksunluklarını giderirler. Tarım toplumuyla birlikte özel mülkiyet kavramı gelişmiş olsa da, politik örgütlenme açısından avcı-toplayıcılık döneminden kalan -Rousseau’nun tabiriyle-  toplum sözleşmesinin etkisi, sürekli olarak görülmüştür.

Nüfusun politik örgütlenme açısından bir diğer etkisi, M.Ö 5. yüzyılda, bugünkü uygulama alanlarına göre düşük nüfuslu olan Atina’da, politik katılımın en verimli şekliyle sağlanmış olmasıdır. Nitekim, modern ve klasik demokrasi teorileri arasındaki temsiliyet-katılım ikileminin çıkış noktası da, nüfusun kendi kendisine nasıl nüfuz edeceğidir.

Bir cevap yazın